Anne Baba Tutumları ve Çocuk Eğitimi

anne baba tutumları

Anne baba tutumları, ebeveyn tutumları, bunların çocuk ve ergenin eğitimi, gelişimi, ruh sağlığı üzerindeki etkileri. Sağlıklı anne-baba tutumları, kusurlu / yanlış anne-baba tutumları ve bu bağlamda itici anne ve itici baba tutumları açıklanmaktadır.

Anne baba ile çocuk ve ergen arasındaki ilişkilerin sağlıklı ya da sağlıksız olmasına yol açan tutumların genel adına anne baba tutumları adı verilir.

Sağlıklı ya da sağlıksız anne baba tutumlarının oluşumunda rolü olan etkenlerin başlıcaları zeka durumu, ağır hastalıklar, kalıcı sakatlıklar, yoksunluklar, ayrılıklar, ailenin geçirdiği kazalar, ruhsal sarsıntılar ve ölümlerdir. Belki bunlardan da önemlisi, anne babanın kişilikleri, birbiriyle anlaşma dereceleri ve uyumlarıdır. Bunlar bilinmeden, çocuk ve ergenin gelişim dönemlerini nasıl yaşayacağı, bu dönemlerin sorunlarıyla nasıl baş edeceği konusunda tutarlı bir yargı ortaya konulamıyor. Bu nedenle önce, anne baba tutumları bilinmelidir. Bunlar, genellikle sağlıklı (çocuğu koşulsuz seven, benimseyen, demokratik) anne baba tutumu ve kusurlu anne baba tutumları olarak sınıflandırılıyor.

Sağlıklı Anne Baba Tutumu:

Sevgi ve Saygı

Sağlıklı bir aileyi oluşturan anne baba, birbirine sevgi ve saygı ile yaklaşıyor. Bu ailede sorunlar konuşularak, danışılarak çözülüyor. Anne baba arasında arada bir aklın egemenliğinde yapılan tartışmalar dışında bir çekişme, kavga, gürültü yer almıyor; evde sık sık gerginlik yaşanmıyor. Anne baba, birbiriyle ılımlı ve sıcak bir ilişki sürdürüyor. Ailede ağırlıklı olarak esnek bir tutuma dayalı davranışlar görülüyor. Evde, birlikte yaşamanın gerektirdiği görev ve sorumluluklar, yeni bir durum ortaya çıktıkça el değiştiriyor. Aileyi ilgilendiren konularda çocuk ve ergenlere bilgi veriliyor; sorunlara ilişkin onların görüşleri de soruluyor ve değerlendiriliyor. Çocuk ve ergene koşulsuz sevgi gösteriliyor. Bu sevgiyi, onların ortaya koyduğu duygu, düşünce ve davranışlardan bağımsız olarak yaşamaları sağlanıyor. Çocuk ve ergen, kendilerine özgü bir gizilgücü, değeri olan birer varlık olarak sevilip sayılıyor. Onların duygu, düşünce ve davranışları, onların altında yatan nedenleriyle birlikte değerlendiriliyor. Anne baba, çocuk ve ergenin hem olumlu hem de olumsuz davranışlarıyla ilgileniyor; onların davranışlarına karşı olumlu ve olumsuz tepkisini açıkça belirtiyor. Ancak, onaylamadığı duygu, düşünce ya da davranışları nedeniyle onlardan sevgisini esirgemiyor ve desteğini hiçbir zaman çekmiyor.

 

Sağlıklı anne baba tutumlarında sevgi ve saygı vazgeçilmezdir
Sağlıklı anne baba tutumlarında sevgi ve saygı vazgeçilmezdir

Disiplin ve Sınırlar

Evde anne, sıcak ve sevecen ilişkileriyle öne çıkmakla birlikte, nedenini açıklamak koşuluyla çocuklarının davranışlarına gerektiğinde sınır koyuyor; onlara eksiğini tamamlatıcı, yanlışını düzeltici (geliştirici) cezalar veriyor. Baba da sıcak, sevecen; ılımlı, esnek davranan bir demokratik otorite olarak varlık gösteriyor. Çocuk ve ergen, anneye de babaya da rahatça sokulabiliyor, açılabiliyor; onları korkmadan seviyor ve sayıyor. Çünkü bu ailede çocuk ve ergen, sorgulanarak, yargılanarak, buyruk verilerek yönetilmiyor; uyarılarak, kendilerine gerekli açıklamalar yapılarak, yol gösterilerek, davranışının üzerinde düşündürülerek, gerektiğinde kendisine istediği davranışı deneme hakkı tanınarak eğitiliyor. Çocuk ve ergene özgüven, özdeğer, özsaygı ve girişkenlik kazandırmada ve sonuçta güçlü bir benlik geliştirmesine yardımcı olmada koşulsuz sevgiden özellikle yararlanılıyor.

Sağlıklı anne baba tutumlarında disiplin anlayışı açıklayıcıdır.
Sağlıklı anne baba tutumlarında disiplin anlayışı açıklayıcıdır.

Özel Oda veya Köşe

Sağlıklı anne baba tutumunun egemen olduğu ailede herkes gibi çocuk ve ergenin de kendine ait bir odası ya da en azından bir köşesi bulunuyor. Evin genel düzenini bozmamak koşuluyla, çocuk ve ergen, bu yeri istediği gibi kullanabiliyor. Bu yerin temizlik ve düzeninden de kendisi sorumlu tutuluyor.

Çocuğa özel yaşam alanı sorumluluk ve özerklik algısını geliştirir.
Çocuğa özel yaşam alanı sorumluluk ve özerklik algısını geliştirir.

İletişim

Demokratik ailede anne baba ile çocuk ve ergen arasında rahat, sağlıklı bir iletişim kuruluyor. Evde herkesin söz hakkı bulunuyor. Çocuk ve ergenler, her türlü duygu ve düşüncelerini çekinmeden açıklayabiliyor ve bunlara ilişkin karşılıklar alabiliyorlar. Konuştuklarının, doğruluğuna ve mantıklılığına özen göstermedikleri zaman kendilerine, buna dikkat etmeleri anımsatılıyor. Sözlü ve sözsüz iletişimde birbirine karşıt düşüncelerden çok, birbirini tamamlayan düşüncelerin yararlı olduğu, çocuk ve ergene yaşatılarak öğretiliyor. Açıklık ve doğruluk, iletişimin en sağlıklı dayanağı kabul ediliyor. Doğru anlamak için, dikkatle dinlemek gerektiği de onlara aynı yolla gösteriliyor.

Çocuğa söz hakkı ve çocukla iletişim kişilik gelişiminde önemli yer tutar.
Çocuğa söz hakkı ve çocukla iletişim kişilik gelişiminde önemli yer tutar.

Ergen Çocuğa Yaklaşım

Evde konuşmaya, şakalaşmaya, eğlenmeye yer olmakla birlikte, herkesin gönüllü olarak ve bilinçle benimseyip uyduğu ortak kurallar işletiliyor. Ailede her çocuk, özgün bir kişilik geliştirme hakkının bulunduğunu biliyor. Bu çocuklar, özellikle kendilerini geçmeye özendiriliyorlar. Kendi başarılarıyla mutlu olmayı; başkalarının başarılarını da alkışlamayı öğreniyorlar. Sağlıklı anne baba, çocuklarının kişiliğine saygı gösteriyor. Onların bağımsız davranma eğilimlerine tam destek veriyor. Onlardan, yaşlarının ve güçlerinin üstünde bir güç, bir olgunluk gerektiren bilgi, beceri ve davranış beklemiyor. Bağımsız kişilik geliştirmenin anlam ve önemini iyi bilen bu anne baba, ergenliğe giren çocuklarının bağımsız davranma eğilimlerinin artmasını doğal karşılıyor. Bir yandan onları izlemeyi sürdürürken, bir yandan da onların bağımsız davranma eğilimlerini onaylıyor. Ergenin duygu, düşünce ve davranışlarındaki değişimin ve farklılığın doğal olduğunu bildiği için bu değişimi, evin kurallarına uymaları koşuluyla anlayışla karşılıyor.

Sağlıklı anne baba, ergene tanıdığı özgürlükleri giderek artırıyor. Ergeni kişilikli bir yetişkin gibi konuşup tartışmaya özendiriyor; onu öğüt verme ile yönlendirmeye hiçbir zaman başvurmuyor. Konuşmak istediği zamanlarda, çocuk ve ergeni önemsemeyi ve dikkatli dinlemeyi ilke ediniyor. İsteklerini uygun bulmadığında, ona doğrudan karşı çıkmıyor; düşünerek doğru yolu bulması için sorular sorarak, olası çözüm yollarını görmesini sağlayarak kendi yolunu kendisinin bulmasına fırsat veriyor. Arkadaşlarıyla gezmesine, eğlenmesine, uygun ve yeterli sürelerle izin veriyor. Derslerini aksatmayacak biçimde spor, müzik, resim, tiyatro, okuma yazma gibi değişik etkinliklerden istedikleriyle ilgilenmesini destekliyor. Giyim kuşam, saç sakal gibi aykırılıkları ve önemsiz ayrıntıları abartmıyor; bunları sorun durumuna getirmiyor; gençlerle sürtüşme nedeni yapmıyor.

Ergenlik sürecinde anne-baba tutumları kritik önemdedir.
Ergenlik sürecinde anne-baba tutumları kritik önemdedir.

Demokrat anne baba, kendi çocuklarının da ergenlik çağına geldiğinde bocalamasını; bu çağın çelişkili duygu, düşünce ve davranışlarını göstermesini doğal karşılıyor. Ancak, bu anne babanın çocukları, kusurlu tutum gösteren anne babanın çocuklarından farklı olarak, anne babalarıyla büyük boyutlara varan duygusal çelişkiler ve sürtüşmeler yaşamıyorlar. Onlarla anne babaları arasındaki çatışmalar, okul başarılarını engelleyen, yaşamlarını alt üst eden boyutlara varmıyor. Sağlıklı ailelerde, fırtına benzeri başkaldırılar değil; esintiyi andıran karşı çıkmalar yaşanıyor. Ergenin, anne babasından ayrı düşünce, görüş ya da beğeni geliştirmesi, anne babasınca, onun evine bağlılığını zedeleyen bir etken olarak değerlendirilmiyor.

Sağlıklı anne baba, çocuğuna güvendiğini, ergenlik döneminde de her fırsatta belli ediyor. Çocuğunun büyüdüğünü, olgunlaştığını, bağımsız davranmaya yöneldiğini gördükçe, bundan sevinç duyuyor. Onun bağımsızlık çabalarından, evden kopma eğiliminden tedirgin olmuyor; bunu kabulleniyor. Ancak, tam bir tutarlılık ve kararlılıkla; onur kırıcı söz ve eylemden özenle kaçınarak ergene nerede durması gerektiğini açık seçik anlatıyor. Onun, tümüyle başına buyruk yaşayamayacağını algılamasına çaba gösteriyor.

Sağlıklı anne baba, sıralanan bu tutum ve davranış biçimlerinin, sağlıklı bir ruhsal gelişim için gerekli; ergenin doğasına ve çağdaş eğitim ilkelerine tümüyle uygun olduğunu bilerek bunları uyguluyor. Gence bu biçimde yaşatılan ergenlik, geride bir yıkıntı bırakmadan sona eriyor ve ergen, bu dönemin sonuna doğru, anne babasıyla yeniden o eski ılımlı, dengeli ilişkilerine dönüyor. Ergenin, ailesine önemli sorunlar çıkarmadan bu dönemi yaşamasında, onun çocukluğunun sağlıklı, uyumlu geçmiş olmasının, elbette büyük payı bulunuyor.

Kusurlu, Hatalı, Yanlış Anne Baba Tutumları:

Birçok anne babanın, çocuklarıyla iletişimlerini yanlış tutumlara dayandırmaları, sorunlu çocuk ve ergenlerin artmasına yol açıyor. Çocuğa yönelik yanlış tutum ve davranışlar erken fark edilip düzeltildiğinde, olumsuz sonuçların ortaya çıkmasının önü kesilebiliyor. Bunun için öncelikle anneye, doğru davranışın benimsetilmesi gerekiyor. Ancak, davranışlarını değiştirmek istememesi, annenin, geçerli eğitim kurallarını öğrenme olanağını ortadan kaldırıyor. Çocuğuna yönelik davranışlarından birçoğunun bilinç dışından yönetilmesi, sorunun çözümünü oldukça zorlaştırıyor. Annenin, çocuğuna yönelik yanlış davranışlarını; birtakım yansıtıcı tepkileri, bilinçdışı korku ya da saldırganlıkları ve çocuğuyla özdeşleşme biçimi ortaya koyuyor. Bedensel ve toplumsal-ruhsal yönden sağlıklı anne, çocuğunu bir armağan gibi görüp benimserken, nevrotik anne, onu bakım isteyen bir nesne, bir eşya, bir sorumluluk, bir rakip, bir ceza olarak algılıyor. Bu olumsuz duygular içindeki anne, çocuğunu hiçbir zaman benimseyemiyor; ilgisi ve sevgisiyle onu besleyemiyor. Doğar doğmaz cami avlusuna bırakılanların çoğu, böyle annelerin çocuklarıdır. Bu annelerin bir bölümü de toplumsal baskılara karşı koyabilecek gücü olmayan çaresiz annelerdir. Olumsuz anne tutumlarının tümü, itici anne tutumları olarak adlandırılabilir.

İtici Anne Tutumları:

Anneler, itici tutumlarını türlü biçimlerde ortaya koyuyorlar. Bunlardan öne çıkanlar; açık düşmanlık ve ilgisizlik ile maskelenmiş itici anne tutumları olan yetkinci annelik ve ödünleyici, aşırı koruyucu anneliktir.

Annenin "itici" tutumu çocuğun ve ergenin tüm yaşamını baltalayabilir.
Annenin “itici” tutumu çocuğun ve ergenin tüm yaşamını baltalayabilir.

Açık Düşmanlık ve İlgisizlik Biçiminde Ortaya Çıkan Anne Tutumları:

İtici anne tutumunun en kolay tanınanı budur. Çocuğunu bu yolla iten annenin, onun bakımını savsakladığı; ondan sevgisini ve zamanını esirgediği görülüyor. Bir insan olarak çocuğunun haklarını tanımıyor. Seyrek de olsa, çocuğa karşı kıyıcı davranıyor. Onu dövüyor, hırpalıyor; itiyor. İtilen çocuk, kendini değersiz görüyor. Özsaygı geliştiremiyor. Olumlu davranışları onaylanıp ödüllendirilmeyen çocuk, olumlu ve olumsuz davranışları ayırt etmede oldukça zorlanıyor. Giderek umudunu tümden yitirip anne babasının onayını alma isteğinden vazgeçiyor. Sonuçta bu çocuklar, saldırgan, suç işleme eğilimli kişiler olup çıkıyorlar. İkinci grubu, tanınması zor olan maskelenmiş itici anne tutumu olan yetkinci annelik ile ödünleyici, aşırı koruyucu annelik tutumları oluşturuyor.

Maskelenmiş İtici Anne Tutumu Olan Yetkinci Annelik:

Bu tutumdaki anne, çocuklarını olduğu gibi kabul etmiyor. Yetkinci (mükemmeliyetçi) olan bu anne, çocuğun her yönden kendi yetkinlik ölçütlerine uygun olmasını istiyor. Bunu, ortopedik müdahale isteğine dek vardıranlar bile oluyor. Bu anneler, özel diyetlerle, ağır beden hareketleriyle, özel eğitimlerle çocuğun iki ayağını bir pabuca sokuyorlar. Yüksek başarı gösterebilecek yeteneği olan çocuklar için bu durumda fazla sorun çıkmasa da beklenti ve istekleri karşılama gücünden yoksun olan çocuklar, bu tutum karşısında büyük sorunlar yaşıyorlar. Çünkü bu annelerin (kimi zaman da babaların) beklentileri, bitmek tükenmek bilmiyor. Onlara göre, çocuklarının ulaştığı yerlerin hiçbiri, onların bulunmaları gereken yer değildir. Orta not iyiye çıkarıldığında, niçin pek iyiye çıkarılmadığı sorgulanıyor. Anne babalarınca bir türlü beğenilmeyen bu çocuklar, yavaş yavaş kendi gözlerindeki değerlerini yitiriyorlar. Sonuçta, başaramama duygusu geliştiriyorlar. Kimi anneler, ahlaksal kaygılarla yetkinciliğe yöneliyorlar. Bu annelerin çoğu, ya boşanmış ya da evlilik dışı çocuk sahibi olmuşlardır. Bu anneler, çocuklarının, “kötü olan” babasına benzediğinden ya da benzeyeceğinden korkuyorlar. Böyle bir korkuyu yaşayan anne, çocuğuna çocukluğunu yaşatmıyor. Araştırmalar, yetkinci annelerin, çocuklarının babalarına ilgilerini içten içe sürdürdüklerini; onlara sevgi ile nefret karışımı bir duygu beslediklerini; bilinç dışında çocuklarına da bu ikili duyguyla yöneldiklerini gösteriyor. Bu tür yetkinci bir eğitimle yetiştirilen çocuklarda ağır nevrotik belirtiler ortaya çıkıyor. Kendi içgüdüleriyle yoğun ahlak kuralları arasında sürüp giden bir çatışmayı yaşamak zorunda bırakılan bu çocuklar, katı bir kişilik; sert ve acımasız bir özyapı (karakter) geliştiriyorlar.

Ödünleyici, Aşırı Koruyucu Annelik:

Bu da yetkinci annelik gibi maskelenmiş bir tutumdur. Yetkinci annelik, ödünleyici, aşırı koruyucu anneliğe şöyle dönüşüyor: Doğumdan önce ya da sonra çocuğunu iten anne, bu nedenle suçluluk duygusu duyuyor. Bu sarsıcı, yoğun acı veren duygudan kurtulmak için, kendisinde suçluluk duygusu yaratan isteğini bastırıyor. Bastırılan bu duygu, bilinçdışı bir mekanizmayla ödünlenerek (telafi edilerek) çocuğa yetkinci davranma, aşırı ilgi gösterme, onu aşırı koruma biçiminde bilince çıkıyor. Bu aşırı koruyuculuk, çocuğun kötü alışkanlıklar edineceğinden, yetersiz kalacağından, büyük kazalar geçireceğinden, öleceğinden korkma ile birlikte, az yediği gerekçe gösterilerek çocuğu aşırı besleme eğilimini de içinde barındırıyor. Annenin bütün bu bilinçli, tedirgin çabalarının amacı, suçlandığı için bastırdığı isteğini yalanlamaktır. Bu annenin çocuğuna gösterdiği olağanüstü sevgi, yalancı bir sevgi; aşırı koruma tepkileri de suçlandığı için bastırdığı itme duygusunu maskelemek isteyen yalancı bir koruyuculuktur. Aşırı koruyuculuğun nedeni ise gerçek olmayışıdır. Bunlardan başka, uzun süre çocuk olmaması, çocuk düşürme ve ölü doğumlar, çocukların erken yaşta ölümü, çocuğun engelli oluşu, geç evlenme de aşırı koruyucu anne tutumunun oluşmasına yol açabiliyor.

Ödünleyici, Aşırı Koruyucu Annenin Gösterdiği Davranışlar: Bu davranışlar şöyle sıralanıyor:

  • Uzun süre çocukla birlikte oluyor. Ona uzun süre süt emziriyor. Çocuğun bedensel gereksinimlerini uzun süre kendisi karşılıyor. Kimi zaman, ergenlik çağına dek çocuğuyla aynı odada yatıyor.
  • Çocuğa okul çağına dek küçük bir çocuk gibi davranıyor. Ona hemen hiçbir sorumluluk yüklemiyor. Çocuğu kendisi giydirip soyuyor. Okula kendisi götürüyor, oradan kendisi alıyor. On yaşındaki çocuğu, küçük bir çocuk gibi, örneğin, yatmaya göndererek cezalandırıyor ve bu yüzden onun çocuk kalmasına; ruhsal yönden olgunlaşamamasına neden oluyor.
  • Dış tehlikelerden koruyacağı inancıyla çocuğu, aile dışındaki kişilerden, özellikle başka çocuklardan, onlarla birlikte oyun oynamaktan uzak tutarak, onun toplumsal olgunlaşmasını engelliyor.
  • Çocuğu sıklıkla doktora götürüyor. Bütün kontrolleri yaptırıyor; ama gene de çocuğunun hasta olduğu yolundaki kuruntusunu içinden atamıyor. Bütün bu çabalar, bu annelerin çocuklarını daha sağlıklı kılmaya yetmiyor; bu çocukların daha sık hastalandıkları, ameliyat geçirdikleri görülüyor. Sonuçta bu çocuklarda, anneye bağımlılık, sorumluluk duygusu zayıflığı, özgüvensizlik, toplumsallaşma güçlükleri, kendini kabul ettirememe, hastalık kuruntusu gibi olumsuzluklar gelişiyor.

Araştırmaların ortaya koyduğu bir başka sonuç ise aşırı koruyucu annelerin büyük çoğunluğunun, eşleriyle çok az ortak yanlarının bulunduğudur. Bu anneler, evliliklerinde bulamadıkları doyumu, çoğu kez bilinçdışı mekanizmalarla çocuklarında arıyor ya da var etmek istiyorlar. Bunlar arasında, erkek çocuklarına bir sevgiliye gösterilen davranışlara benzer davranış sergileyen annelere bile rastlanıyor.

Ödünleyici, aşırı koruyucu anne tutumu ile yetkinci anne tutumu genelde örtüşmekle birlikte, aralarında bir fark vardır. Yetkinci anne, ilgisini çocuğun kusurlarına yöneltirken, aşırı koruyucu anne, ilgisini onun kendisine, kendi etkinliklerine çeviriyor. Aşırı koruma sonucu şımaran çocuk, giderek anne babayı yönetmeye kalkıyor; bencilliği, başkalarına hak tanımazlığı, sonu gelmez istekleri ile çevresindekilerin canını boğazına çıkarıyor. Aşırı hoşgörü, özellikle 6-12 yaşlarındaki çocukları, çevrelerini sömürmenin yanı sıra, topluma karşı saldırgan davranışlara yöneltiyor. Bir de söz konusu tutumların karışımı olan kusurlu anne tutumu görülüyor. Hem aşırı koruyucu hem yetkinci annelere de rastlanıyor. Kusurlu anne tutumlarını saptamak oldukça güçtür. Bunlar, ancak, birtakım bozuklukların ortaya çıkması nedeniyle çocuğun doktora götürülmesi ve çocukla birlikte annenin de tedaviye alınmasından sonra ortaya çıkarılabiliyor.

Annelerin İtici Tutum Geliştirmesine Yol Açan Diğer Nedenler: Yukarıda belirtilenlerden başka şunlar da annenin itici tutum geliştirmesine yol açıyor:

  1. Anne, toplumun iyi karşılamadığı yolla, evlilik dışı çocuk sahibi olmuştur.
  2. Evlenmeden gebe kalmış ve zorunlu evlilik yapmıştır.
  3. Erkek çocuk beklerken kız çocuk dünyaya getirmiştir.
  4. Eşiyle bozuk olan ilişkilerinin düzeleceği, babanın eve daha çok bağlanacağı, ev işleriyle ilgileneceği, daha az içki içeceği umuduyla çocuğunu dünyaya getirmiş; ancak, bu beklentileri gerçekleşmemiştir. Bu nedenle çocuğunu bilinçdışında itmiştir.
  5. Çocuğun doğumuyla, istemeyerek kendi meslek yaşamını noktalamıştır.
  6. Hala kendi çocukluğunu sürdürdüğü, çocukça davranışlar içinde olduğu; yani olgunlaşmasını tamamlamadığı, özsever bir kişiliğe sahip bulunduğu ve bu özellikleri nedeniyle gebelikten ve çocuk emzirmekten korktuğu için itici tutumu benimsemiştir.
  7. Ya itilmişlik duygusuyla ya aşırı korunarak ya da yetkinci bir tutumla yetiştirildiğinden, gençliği mutsuz geçmiştir.
  8. Yanlış eğitim yüzünden çocuğunun sakat, geri zekalı doğacağını, doğumun normal olmayacağını düşünerek çocuğunu daha doğmadan itmiştir.

İtici Baba Tutumu:

Baba ailenin denge unsurudur ve "itici" tutum tüm aile bireyleri için yıkıcı olabilir.
Baba ailenin denge unsurudur ve “itici” tutum tüm aile bireyleri için yıkıcı olabilir.

Araştırmacıların, baba-çocuk ilişkisinden çok, anne-çocuk ilişkisi daha çok ilgisini çektiği için bunlar, anne-çocuk ilişkisini daha çok incelemişlerdir. Bunun bir nedeni de yardım için kliniklere annelerin başvurmasıdır. İtici baba tutumu, özellikle iki nedene dayandırılıyor. Bunlardan birincisi, eşinin egemenliğine girmiş olan babanın, onayını kazanmak amacıyla eşinin, çocuklarına beslediği olumsuz duyguları da benimsemesidir. Baba, eşinin bu duygularını paylaşmakla, evde dirlik oluşturmayı ummuştur. Oysa itici bir annenin suçlamalarıyla ancak, anlayışlı ve güçlü bir baba baş edebiliyor. Çünkü çocuğunu istemeyen anne, eşini sürekli olarak, çocuklarına karşı aşırı hoşgörülü olmakla suçluyor. Onun için babanın, eşinin çocuklarına beslediği olumsuz duyguları benimsememesi bekleniyor. İkincisi ise, babanın kendi duygusal sorunlarından kaynaklanan itici tutumudur. Baba kimi kez, eşinin kendisine yönelmesini, başkalarıyla paylaşılmamasını istediği ilgisini ve zamanını çocuğu için kullanmasını kıskanıyor. Baba bu durumda, çocuğuyla özdeşleşerek, kendisine yöneltildiğini düşündüğü itici duyguları ona yansıtıyor.

Erken tanı konulması; anne babanın da istek ve çaba göstermesi durumunda kusurlu anne baba tutumlarının uzman yardımı ile düzeltilebilme olanağı vardır.

Yazar: admin

Beybut.com yöneticisi ve yazarı. 17 Ocak 1980'de doğdu. Uluslar arası ilişkiler ve siyaset bilimi, Türkçe öğretmenliği eğitim aldı. 1995 yılından beri, özellikle yazılım konusunda profesyonel çalışmalarda bulundu. Pascal, Delphi, Php, sunucu güvenliği ve optimizasyonu, Seo alanlarında çalışmalar yürüttü. Yerel gazetelerde köşe yazarlığı yaptı. Yazın yaşamına dair yarışmalarda birçok ödül kazandı. Şiir, tarih, psikoloji, felsefe ve siyaset bilimi özel ilgi alanları.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir