Ek Gıdalara Başlangıç ve Mamalar

Ek gıdalar, blenderla mama yapmak, ek gıdalara tuz koyulmalı mı?, meyve püresi ve meyve suyu, yoğurt tercihi, ek gıda ve mama hazırlama ve yedirme yöntemlerini deneyimlerimle sizin için yazdım.

Buraya kadar iyiydi tabi, dayadın çocuğun ağzına acıkınca memeni ya da biberonu, o da lıkır lıkır içti, az zamanda çabucak doydunuz kalktınız. Sonra bir gün doktoru, artık ek gıdaya geçebilirsin, dedi. Heyecanlı bir süreç, hemen mama sandalyesi almaya gittiniz, bir tane de önlük, bebek kaşıkları, layla layla laylaaa… Bir kabağı, bir havucu, bir patatesi haşlayıp püre yaptın. Doktorun dediği gibi, ilk bir yıl tuz yok, yağ yok. Ohhh mis gibi püre oldu. Aaaa noldu, yemiyor mu? Yemez tabi. Bi kaşık at bakalım kendi ağzına sen yiyecek misin? İğrenç.

Ek gıdaya başlamak hakikaten bir macera. Hangi ayda ne verileceğini doktorlar söylüyor zaten. Bazı doktorlar 4. ayda başlatırken bazıları 6. ayda başlatıyor. Artık hangisine denk gelirsen onu dinlersin.

bebe mama

Yemekleri Blender’dan Geçirerek Vermeli Mi?

Diyorlar ki, altı aylık bir bebek ağzının içinde ezilmiş yemeği gezdirebilir. Bizimkiler gezdiremediler. Öğürdüler. Yediklerini de çıkarttılar. Zaten zor olan yemek yedirme işi bir de kusmuk temizleyerek daha da zor hale geldi. Blender’dan geçirince gayet güzel yediler. Bir süre sonra, hakikaten ağzında yemek döndürebilir hale gelince ezerek vermeye başladım. Bence önce bir ezerek vermeyi dene, baktın olmuyor çek blender’dan gitsin. Bir sürü derdin var zaten, bir de onu mu düşüneceksin?

İlk Bir Yıl Ek Gıdalara Tuz Koyulmalı Mı?

Yemin ederim ilk zamanlar tuzsuz vermeyi denedim, ciddi söylüyorum, gerçekten denedim, hemen pes etmedim. Yemediler arkadaşım, yememeyi bırak suratıma tükürdüler. Sonra bir tutam tuz, azıcık ama, tam da tencerenin üzerinden geçerken elimden düştü, kazara oldu, ama artık düşmüş de bulundu… Bir gün öyle vereyim ne olacak dedim. Yediler. Mucize gibiydi. Sanki tuz değil de sihir tozuymuş mübarek. Sonra hep öyle işte kazara azıcık düşürdüm. Tuz yemeyeceğiz diye çocuk kabaktan, patatesten, etten, tavuktan da mı mahrum kalsın yani? Sen de işte önce tuzsuz denersin, yerse ne ala, yemezse elinden kayıversin birazcık tuz.

Bebek Ek Gıdayı Sevmezse

Hah, işte burada bak kendi hakkımı yemem. Sevdirene kadar uğraştım. On beş gün süre ile farklı farklı çorbalar yaptım. Beğenilerine göre çorbalara not verdim. Tavuk suyuna şehriye 5, domates çorbası 3 vs. Sonra buna göre menüler oluşturdum. Sekiz dokuz tane çok sevdikleri çorba oldu ve dönüşümlü olarak yediler.

Meyve Püresi Mi Meyve Suyu Mu?

Onu da denedim. İkizler onu da yemedi. Suyunu sıktım, içtikleri şey cennetten gelmiş kutsal bir içecekmiş gibi huşu içerisinde içtiler. E şimdi çocuk sevdi, vermeyecek miyiz? Name püreyi daha çok sevdi, ona püre verdim. Doktorla inatlaşmıyoruz herhalde, çocuk yiyorsa öyle veriyoruz, yemiyorsa kendi bildiğimizi yapıyoruz.

Hazır Mamalar vs. Ev Yapımı Mamalar

Çocuklar evdeyken elbette kendim yaptım. Ama dışarı çıkmışsak, bir kavanoz mamanın ne zararı dokunur ki? Doktora sordum: Ne zararı dokunur ki? Şöyle dedi: Sonuçta kendi yaptığın yemeklerin içine koyduğun sebzeyi marketten alıyorsun, nereden geldiği belli değil. O mamaların içindeki sebzeler en azından organik! Hahahaha istediğim cevap. Sonuç olarak yemeği kendim yaptım, arada sırada kavanoz mama verdim. İnan bana kavanoz mama, çantanın içine dökülmüş sebze çorbasından daha pratik.

Bebeğe Hangi Yoğurt?

Bunu da yaptım. Hem de hatasız. Tam puan alabileceğim belki de tek konu. Küçük cam saklama kapları aldım. Her sabah kalkar kalmaz onların içine mayaladım. Hatta ilk bir yıl devam sütü ile mayaladım, sonra normal inek sütü ile yaptım. Hâlâ her gün taze yoğurt yapıyor ve yediriyoruz. Yoğurt önemli, onu atlamayın. Çünkü en kolay bunu yiyorlar. (Yalan söyledim, tam puan alamam. Bazen Tuna yemiyor, içine azıcık toz şeker koyuyorum. Azıcık ama, bir çay kaşığı. (Yalan, tatlı kaşığı, ama küçük tatlı kaşığı).

Yoğurt yapma makinesi aldım. Dünyanın en gereksiz icadı listesine tepeden düşermiş. Geri verdim.

Ek Gıda Bebebk Mama

Yemeyen çocuğa zorla yemek yedirme önerileri:

Yemek güzel, blender’dan geçirdin, tuzunu kattın, karnı da aç ama yemiyor. Yemez. Bir sebebi yok. Çocuk çünkü. Bu dünyaya senin istediklerini yapmayıp seni delirtmek için gönderilmiş. Misyonu bu. İşte o zaman ne yapacaksın?

  • Mama sandalyesi oyuncakları var. Silikonlu, mama sandalyesine yapışıyor ve çocuk onunla oynarken yediriyorsun. Ama en fazla üç öğünü kurtarıyor. Ertesi gün yüzüne bile bakmıyor.
  • İlginç objeler kutusu hazırla. Mama sandalyesinin yanında hazır bulunsun. Sıkıldıkça değiştir ve yemek bitene kadar devam et.
  • Ona çorbanın içine ekmek doğramayı öğret. O küçücük parmakları ile o ekmekleri kopartana kadar sen yemeğini yedir.
  • Saklama kabının içine bir miktar su koy ve onunla oynasın. Arabasını yıkayabilir, içine çörek otu atıp yüzdürebilir, bebeğini yıkayabilir, artık canı ne istiyorsa onu yapsın. Suyla oynamak çocukların hoşuna gidiyor. Üstü ıslanıyor ama karnı doyuyor.
  • Havalar güzelse parkta yedir. Bakınırken neler olup bittiğini anlamıyorlar.
  • Babasına söyle karşısına geçip agucuk, bugucuk, dürürürürü gibi sesler çıkartsın, çocuk onu izlesin. Sen bakma ama. Soğursun kocandan. Tanrım bu o mu? dersin.
  • Eline bir tablet bilgisayar ver, o transa geçmişken sok kaşığı ağzına ve hızlı ol, transtan çıkmadan bitir.
  • Tüm bunlara rağmen yemiyor mu? Bırak. Ne hali varsa görsün. Acıkınca gelir.

Mama yedirmek

Ek Gıdalar, Mamalar İçin Püf Noktalar

Yaz sebzelerinden dondurucuya hazırlayıp koyabilirsin. Buzdolabı poşetlerinin içine hazırlanmış bir pişirimlik domatesler, bezelyeler, taze fasulyeler kışın da iş görüyor.

Tavuk suyu ve et suyu her çorbaya lezzet katıyor. Ben organik tavuk alıp kaynatıyorum. Sonra pet bardakların içine bir kepçe tavuk suyu ve birkaç parça tavuk eti koyuyorum. Ağzını streç film ile kapatıyorum ve buzdolabında donduruyorum. Bir çeşit tavuk bulyon. Pet bardaklar içindeki su donduğunda kolaylıkla kırılıp yırtılıyor. Çocuk için yaptığın yemeğin içine bir tane salıyorsun, güzel oluyor.

Tarhana bizim için hayat kurtaran bir çorba oldu. Bir kere çok besleyici. Ve çocuklar çok sevdiler. O yüzden versiyonlarını türettik. Kıymalı tarhana, sütlü tarhana, brokolili kıymalı tarhana. Onları tarhanayı sevdiklerine pişman edecek kadar çok alternatif ürettim. (Hatta saçmalayıp içine bir tane de yumurta kırıyorum bazen.)

Tavukları ve etleri birer köfte büyüklüğünde kesip streç film ile sararak derin dondurucuya koyabilirsin.
Haftalık bir beslenme planı yapabilirsin. Böylece bir haftalık menüde, et, balık, tavuk, sebze, tahıl hepsinden olur. Örneğin, yoğurt çorbası olduğu gün ayrıca yoğurt koymazsın, onun yerine meyve suyu ya da püresi eklersin menüye. Her gün bir de çocuğa ne pişireceğim derdi olmaz. Ben aylık menüler hazırlıyorum. Kreşe başladıkları andan itibaren kreşin menüsünü de dikkate alarak oluşturmaya başladım ki, aynı gün iki kez aynı yemeği yemesinler. Yazık.

Bak şimdi çok hassas bir noktaya değineceğim. Çalışıyorum ve çocuklarla az vakit geçiriyorum, ilgilenemiyorum diye vicdan yapıyorum ya, bir ara psikopata bağladım iyice. Sabah erkenden kalkıyor, herkes uyurken mutfağa giriyordum. Kahvaltılarını, sütlü tarhanalarını, öğlen çorbalarını, ikindi tatlılarını hazırlıyordum ve güne öyle başlıyordum. Anne olarak görevimi yapmış olmanın inanılmaz huzuru… Sonra bir gün sabahın 6’sında uykulu gözlerle çorba karıştırırken içimden bir ses şöyle dedi: “Psikopat mısın kızım sen? Yatıp uyusana.

Çocuk yediği yemeği kimin yaptığını bilmiyor ki! O ne yediğine bakar, kimin yaptığı kimin umurunda.” Gayet mantıklı geldi. Ocağı kapattım, gittim yattım. O tarihten itibaren çorbalarını annem ya da bakıcıları, artık evde kim varsa o yaptı. Dur bakayım bu konuda başka neleri konuşabiliriz. Heh, kaşık… Plastik kaşıklar var, metal kaşıklar var, bir de silikon kaşıklar var. Biz silikon kaşık kullandık, bebeğin ağzını da acıtmıyor. Ne alaka, niye acıtsın ki? diyebilirsin, deme, o kaşığı ağza sokmak çok kolay olmuyor. Metal kaşığı tercih etmedim.

Doktor meyveleri rendelerken cam ya da porselen rende kullanın, metalle meyve temas etmesin demişti. Metalle oradan bir husumetim var. Meyve sularını önce öyle porselen rendelerle yaptım. Az içiyorlardı. Küçük biberonla veriyordum. Sonra lıkır lıkır içmeye, ıhh ıhhh demeye başladılar ki bu onların dilinde “bidaha” demek oluyor, benim porselen rende iş görmez oldu. Kolum kopuyordu iki yudum meyve suyu hazırlayacağım diye. Meyve suyu sıkacağı denen o müthiş aleti keşfettim.

Meyve suyundan önce su var tabii. Bebek anne sütüyle besleniyorsa zaten ekstra su vermiyorsun. Ama eğer mamayla besleniyorsa su içiyor. Ek gıdaya başlayınca daha çok su veriyorsun. Yok, içi yandığından değil, yemekten sonra ağzını temizlemek için. Bir de bitki çayları var. Toz halinde bitki çaylarını görürsün markette. Onlar bir alternatif tabii. Ben ıhlamur kaynatmayı tercih ettim. İçine de bir kaşık pekmez koyuyordum. Özellikle kış aylarında her gün içirdim.

Sonra öbür ek gıdalar var. Hani şu çok tatlı olanlar. Renkli ambalajlarda satıyorlar hani markette, adına çikolata, çubuk kraker, balık kraker falan diyorlar. Bir kere tanışınca aşık oluyorlar ve asla unutmuyorlar. Ne kadar geç tanışırlarsa o kadar iyi. Sonuçta tatlı bir şeyler yemek onun da hakkı. Sütlaç, muhallebi, portakallı pelte vs. yapıp yedirirsin. En büyük sıkıntı, birlikte dışarıya çıktığınızda yaşanıyor. Mecbur eline oyalanacak bir şeyler veriyorsun.

Ben ilk başlarda evde kurabiye yapıp, arabaya da koyuyordum, ya da yanımda götürüyordum. Sonra yemek yeme işini ilerlettiklerinde ceviz, kuru üzüm, dut kurusu vs. almaya başladım yanıma. Bazen çok ideal anne oluyorum. Çocuklarıma kurabiyeler yapıp yanımda götürüyorum, cevizler, kuru yemişler, ohhh mis gibi.. Bazen de amaaan diyorum, çikolata da yemeyecekse ne anladım ben bu çocukluktan. Açıyoruz bir paket çikolatayı, gömülüyoruz hep birlikte.

Ve nihayet üç yaşı gördük. Hayat her anlamda değişti. Yemek işi de düzene girdi. Yemek masasındaki sandalyelere rahat oturabilecekleri ve kemerli yükselticiler aldık. Güzel servis altlıkları, renkli tabaklar, bardaklar, çatallarla masayı gayet cazip hale getirdik. Tabii ki yemek masasının altındaki halıyı kaldırdık. Eğer köpeğimiz Cingıl bizimle yaşıyor olsaydı, eminim hayatının en mutlu günlerini geçiriyor olurdu. Akşam yemeklerini ve kahvaltıları birlikte, sohbet ederek geçirmeye gayret gösterdik. Küçücük elleriyle döke saça kendileri yediler. Yemek istemezlerse yemediler, ama masadan kalkmama kuralıyla. Zaten kalkamazlar, kemerle bağlılar hahaha.

Hamileyken 40 Kilo Aldım!

Hamilelik sırasında aldığım kiloların, lahana turşusu ve fanilaların hikayesi! Hadi ama, hiçbir hamile ve lohusa kadın kendini güzel hissetmez. Kendini suçlama, senin elinde olan bir şey değildi o kadar kilo almak. Az yiyebilirdin, diyecekler.Hayır yiyemezdin. Dikkat edebilirdin, diyecekler. Hayır edemezdin. Kolaysa kendileri hamile kalsın. Dikkat et, daha önce çocuk doğurmuş hiçbir kadın sana az ye demez. İçinde nasıl bir yeme isteği var, bilir. Ve sonra şişersin işte. Karnın şişer, kalçaların şişer, kolların genişler, bacakların saçmalar ve ayakların şişer. Sonra yüzün arı sokmuş gibi olur. Yüzünün yarısını kaplayan kocaman bir burnun olur. Bebek gidince kiloların da gideceğini sanırsın, inanırsın. Sonra bebek çıkar bedeninden, kilolar kalır. Bebek görmeye gelenler “Aaa bi tane daha mı var yoksa karnında?” derler sırıtarak. Dehşete düşüren bu espri karşısında, hakkını verir dehşete düşersin.

57 kiloydum. Sadece 57 kilo. Mağazaya gider, her kıyafetin 36 bedenini alır, kabine girer ve fermuarı çekerdim. Sonra hamile kaldım. Zannettim ki filmlerdeki hamile kadınlar gibi olacağım. İncecik beden, kocaman göbek.

Sonra kış geldi. Üşütmeyeyim diye fanila almaya gittim.Kaç beden dedi kadın. Yani normalde small giyiyorum ama siz bana medium verin, hamileyim dedim. Ben size XL vereyim, dedi kız. Yok deve, dedim içimden, ama dışımdan nazikçe teşekkür edip medium aldım ve çıktım.

Sonra ilk ay 6 kilo aldım. Sonra 6, sonra 8… Sonra 10… Ne olduğunu anlamadım. Yedim. Her şeyi yedim. Lahana turşusu gördüm manavda. Bir bidon lahana turşusu aldım. Bidonun kapağını açamadım. Lavabonun içine koydum bidonu. Kesmeye çalıştım bıçakla. Bir yerinden bir delik açabilirsem turşuya bir şekilde ulaşırım sandım. Beceremedim. Açılan küçücük delikten foşur foşur turşu suları fışkırmaya başladı. Mutfağa oturup ağladım. Sonra kapı çaldı, apartman görevlisi sipariş için gelmiş. Kapıyı üstüm ıslak, gözlerimde yaş, elimde bir bıçak ve turşu kokusuyla açtım. Ben açarım bidonu dedi, girdi ve açtı. Sonra sakinleştim, yedim, yedim, yedim. Sonra lahana turşusunun üstüne baklava yedim. Ve XXL fanila giydim, hem de erkek bedeninden.

40 kilo aldım. En son tartıldığımda 96 kiloydum. Ve doğuma daha bir ay vardı. Sonra tartılmadım, dahasını ruhum kaldırmadı. Kadına benzemeyi geçiyorum, insana bile benzetemiyordum kendimi. Saçlarım uzadı, sakallarım çıktı. Kardeşim bana abla yerine abi demeye başladı. Hormonlar dedim. Bir yerde okumuştum, hormonlar yapıyor bunu, dedim. Hamile bir kadın normal bir kadının üç yılda salgıladığı hormonu bir günde salgılıyormuş, o yüzden dedim. Hormonların üstüne attım. Sonra doğdular. Karnımın içinde tuhaf bir boşluk oldu ve bedenimden sadece 10 kilo gitti. Geriye iki bebek ve 30 kilo kaldı.

Bebekler 1 aylıkken markete gittim. Pasta reyonunun önünde gelen misafirlere ikram etmek için kurabiye bakıyordum. Reyon görevlisi bir kurabiye uzattı. Al kızım dedi, hamilesin canın çeker. Kadının kafasını kopartmak istedim. Almadım kurabiye falan, hâlâ almıyorum oradan. Küstüm.

Sonra bir şeyler olmaya başladı. Sanki her hafta bir kilo gidiyordu vücudumdan. Sadece çocuklardan birini kanguru ile göğsüme asıp birkaç saat yürüdüm dışarda. Sonra yavaş yavaş eridi kilolar. Dedikleri doğruymuş dedim, 9 ayda alınan kilolar 9 ayda veriliyormuş gerçekten.

Çocuklar 6 aylık olduklarında 6 kilo fazlam vardı. Eh dedim, ikiz doğum yaptım o kadar olsun… Ve takkkk! Name’ye hamile kaldım. Şimdi dedim, yandın kızım, gene kilo alacaksın ve bunu asla veremeyeceksin. Nitekim aldım. 75 kilo ile doğum yaptım. Doğumdan sonra eve geldim, tartıya çıktım, 75 kiloyum! Laaayyyynnnnn diye bağırdım, hata var!!!! Name 3 kilo doğdu, suyunu, tuzunu, gazını düş, bir 5 kilo olsun gitmez mi! Gitmedi. Nasıl oldu anlamadım. Çocuk doğdu gene 75 kiloyum.

9 ay bekledim, 9 ayda alınan kilolar 9 ayda verilir diye avundum. 9. ay bittiğinde kendime geldim. Az yemeye başladım, hareketlerimi artırdım ve o kiloların hepsini geri verdim.

96 kiloyu gördüm. Sonra 75’te seyrettim bir süre. Ve şu anda doğumlardan önceki kilomdayım. 57 kiloyum. Mağazaya gidiyor, 36 bedeni alıyor, kabine giriyor ve fermuarı çekiyorum! Ben fazladan aldığım 40 kiloyu veremeden, tekrar hamile kalmış biri olarak bunu başardıysam herkes başarır. Hadi git şimdi kendine bol kalorili bir şeyler söyle. Canını da .öt göbek için sıkma.

Çocuk Aşıya Nasıl Götürülür? Çocuğa İlaç Nasıl İçirilir?

Haydi aşıya ya da ilaç içmeye! Böyle demeyin tabi, nereye gittiğimizden çocuğun haberi olmasın. Parka, markete, babaanneye, alışveriş merkezine diye çıkın. Geçerken sağlık ocağına uğrayıverin. Yanınıza da emzik ve -eğer vermeye başladıysanız- meyve suyu alın çıkarken. (Çocuk hâlâ emiyorsa memelerin zaten seninle.) Aşı biter bitmez, en sevdiği meyve suyu biberonunu sok bebeğin ağzına ve aptallaşsın. Garanti veriyorum ikinci yudumdan sonra aşıyı unutacak.

Bebek aşı ilaçÇocukların aşılarını takip etmek hepimize karmaşık geldi, sana da öyle gelecek. Aşı zamanı ne zaman, bir dahaki aşıyı ne zaman yaptıracağım, atladığım bir aşı var mı diye tuhaf tuhaf bakınacaksın etrafa. Doğum yaptığın hastaneden bir tane aşı takvimi isteyebilirsin. Genelde hepsinde bulunuyor.

Fakat bu kartlarda atladıkları bir şey var: Bir sonraki aşının tarihi. Yaptıkları aşının tarihini kartlara işliyorlar. Ben hemşireden hemen yanına bir sonraki geliş tarihimizi de yazmasını istiyordum.

Aşıyı yaptırdıktan sonra sorulan geleneksel sorular var:

1- Banyo yaptırabilir miyim? Aşıya göre, evet ya da iki gün sonra, diyorlar. En iyisi aşıya gitmeden bir gece önce bebeği yıka ve öyle git.

2- Ateş yapar mı? Aşıya göre, evet ya da hayır, diyorlar. Her evet dediklerinde çocuklar hiç ateşlenmedi ve fakat her hayır dediklerinde ateşlendiler. Ne oldu, neden öyle oldu ben de anlamadım. Name’nin bir aşısında sağlık ocağındaki hemşireye bunu hatırlattım. Demek ki o gün ateşlenecekleri varmış, dedi. İşte bu kadar. Başka soru sormadım.

Aşı yaptırırken doğal olarak ağlıyorlar, sonra susuyorlar.

Ha bir de tuhaf bir anımı anlatacağım bak. Dünyaya boş gözlerle baktığım ve söyleneni hemen kavrayamadığım ilk günlerdi. Fena halde, yeni, acemi ve kaygılı bir anneyim. Bir aylık falanlar herhalde. İkizleri aşıya götürdüm. Tam içeri gireceğim, hemşire bebeği aldı, bana, siz isterseniz gelmeyin sütünüz kesilebilir, dedi.

Saflığıma geldi, bana da mı iğne yapacaksınız, diye sordum. Yok dedi, bebek ağlayınca anne etkileniyor, sütü kesilebiliyor. Yok beyaaa, dedim, bana bişey olmaz, çekil sen kenara, zaten süt de yok, ver çocuğumu, dedim, tutarım ben kendim. Fakat sonra hemşirenin neden öyle dediğini anladım. Bir gün bizim gibi aşıya gelen bir anne babanın, çocuğu aşıya kendi anneleriyle birlikte getirdiklerini ve anneanne aşıyı yaptırırken bunların sarılıp birbirlerini teselli ettiklerini gördüm. Ağzım açık halde onları izlerken kendi kendime sordum: Allah’ım ben niye böyle değilim?!!

Neyse ki cevabı buldum. Kendi çocukluğunu hatırla. Okulda aynı iğnenin ucunu çakmakla yaka yaka aşı yaptılar bizim neslimize. Sen okulda ağlarken annenle baban evde sarılıp ağlıyorlar mıydı sence?

Çocuğunuza İlaç İçirmenin Püf Noktaları

“Ona ilaç vereceğinizi söyleyin, sonra 45 derecelik bir açıyla tutun, kaşığı ağzının yanından verin, ilacın arkasından su içirin ve ilacını içtiği için teşekkür edin.” Ooollduuuu canım! Kimden duydun yavrum sen bunu? Hadi bir kere dene, sonra gel beni dinle.

Kural 1: Doktor ilacı yazdı, hemen sor: Şurup mu bu? Evet, şurup derse; iğnesi, fitili yok mu, diye sor. Varsa hemen değiştirsin. Yoksa sor bakalım meyve suyunun içine katılıyor muymuş?

Kural 2: Çocuğa ilaç vereceğini falan söyleme. Yanına masumca yaklaş, güler yüz göster, oyun oynuyormuş gibi. İlaç kutusunu sakın, asla, kesinlikle gösterme. (Yanlış, biz de biliyoruz. Kim ister çocuğunu kandırmayı? Şöyle düşün, bunlar büyüyecek, yüzümüze gülüp arkamızdan kim bilir neler çevirecek. Eee her şey karşılıklı, kozlar elindeyken kullan gitsin.)

Kural 3: Sımsıkı kucağına al ya da bir battaniye yardımıyla kundakla. Kolunu, bacağını oynatamasın. Kafasını tut ve kaşığı ağzına daya. Ya da enjektörle ver, o daha güzel, dökülmüyor. Enjektör ağzına girdiği anda sık gitsin. Ve hemen çenesini kapat, yuttuğundan emin olunca, su biberonunu daya. (Enjektör iğnesiz haa, aman diyim!)

Kural 4: Başka numaralar dene. Mesela çikolata kavanozu. Bir kaşık çikolata verdin, kaşık kavanozun içinden çıktı, çocuk bunu gördü. İkinci kaşığın içine şurubu koy, gene kavanozun içinden çıksın ve heyecanla ağzını açsın. Tükürmez merak etme, hâlâ ağzında çikolata tadı var. Saçmalama, sahtekar, gaddar falan değilsin. Akıllı olsun, doğru düzgün içsin o zaman ilaçlarını. Senin suçun ne?

Kural 5: Hiçbir zaman yumuşama. Disipline et. Kararlı olan kazanır. İlk zamanlar kustular, ağladılar, tükürdüler… Yılmadım. Şimdi ilaç zamanı diyorum, sıraya giriyorlar. Üzgünüm, hasta olmaları zaten anne için yeterince stresli, bir de ilaç işine gerilemeyiz.

Lohusalık Depresyonu ve Lohusalık Psikozu Nedir? Nasıl Tedavi Edilir?

Her on kadından biri, lohusalık depresyonuna girer. Lohusalık depresyonu, loğusalık hüznüne göre daha şiddetlidir ve daha uzun sürer. Lohusalık hüznü doğumdan sonraki ilk haftalarda ortaya çıktığı halde, loğusalık depresyonu doğumdan bir bir buçuk ay kadar sonra gelişir.

Lohusalık depresyonunda annenin bebeğe bakması zorlaşır. Hatta bazen hiç bakamaz. Bazı ağır vakalarda intihar riski bile vardır. Milli futbolcumuz Oktay Derelioğlu’nun ilk eşi, loğusalık döneminde intihar ederek hepimizi mateme boğmuştu.

Genç kuşağın iyi yazarlarından Elif Şafak tarafından kaleme alınan Siyah Süt loğusalık depresyonunu anlatan güzel bir kitaptır. Şafak, bu eserinde kendi yaşadığı loğusalık depresyonunu başarıyla aktarır.

Ailesinde depresyon geçirmiş başka kişiler bulunanlar, kendisi daha önce depresyon geçirmiş olanlar, âdet öncesi gerginliğini şiddetli düzeyde yaşayanlar, küçük yaşta hamile kalanlar, istemeden hamile kalanlar, gebelikte de depresyon geçirenler, loğusalık hüznü geçirenler, bebeği hastalananlar, çevresinde kendisine destek verecek yakınları olmayanlar, evliliklerinde çatışma yaşayanlar, gebelik süresince stresli hadiselere maruz kalanlar loğusalık depresyonuna daha sık girerler.

Lohusalık Depresyonunun Tedavisi

Kullanılan bütün ilaçlar süte geçer. Bu yüzden hekimler, çok mecbur kalmadıkça emziren annelere ilaç vermek istemezler. Öte yandan, bebeği korumak adına loğusalık depresyonunun tedavisiz bırakılması, annenin durumunu iyice kötüleştirerek bebeği de daha fazla tehlikeye atar. Depresyon, annenin çocuğa iyi bakmasına engel olur. Hatta depresyon geçiren anne, bazen bebeğe hiç bakamayacak hale gelir. Loğusalık dönemindeki kadınlardan intihara teşebbüs edenlerin oranı da maalesef pek az değildir.

Süte geçtiği halde bebekte ciddi bir yan tesir oluşturmayan antidepresan ilaçlar vardır. ‘Bebeğin sütle beraber sinir ilacı emmesi’ çoğu kişinin tüylerini ürpertir. Halbuki sinir ilaçlarının diğer ilaçlara göre daha tehlikeli olduğu görüşü tamamıyla bir önyargıdır. Bir sürü sinir ilacı vardır; bunların bazısının yan etkileri çok tehlikelidir, bazısının yan etkileri ise yok denecek kadar azdır. Bazıları bağımlılık yapar, bazıları yapmaz.

Güvenli ilaçların varlığına rağmen, loğusalık depresyonuna giren kişileri ilk etapta ilaçsız tedavi etmeyi tercih ederiz. Bunun yolu da psikoterapidir. Depresyonu çok şiddetli olmayan anneler psikoterapiden epeyce yararlanır ve ilaç kullanmadan düzelirler.

İyice ağır depresyonlarda ise, bilhassa intihar riski olanlarda, anneyi hastaneye yatırmak gerekir. Anneyi bebekten, bebeği anneden ayırmak hiç istemediğimiz bir durum olsa da, ağır depresyonda olan bir loğusa, bebeğine faydadan çok zarar verir. Böyle ağır depresyonlarda elektroşok tedavisi -okuyucular belki şaşıracak ama- en emniyetli yöntemdir. Çünkü elektroşok çok hızlı düzelme sağlar, hastanede yatış süresini oldukça kısaltır. Böylece bebekle anne kısa zamanda birbirine kavuşabilir. Elektroşok uygulananlarda ilaç ihtiyacı da azalacağından, annenin belli saatlerde bebeğini görerek süt vermesi veya sütünü sağarak bebeğine göndermesi mümkündür.

Kadınlık hormonları loğusalık depresyonunun geçmesinde faydalı mıdır? Yapılan araştırmalar, kadınlık hormonlarının genellikle loğusalarda depresyonu düzelttiğini göstermiştir. Ancak hormonların gerek anne gerekse süt üzerindeki olumsuz etkileri, antidepresan ilaçlara göre daha fazladır. Bu yüzden doğum sonrasında hormon tedavisine neredeyse hiç başvurmayız.

Lohusalık Psikozu Nedir?

Loğusalık döneminde görülen ruhsal bozuklukların en ağırı loğusalık psikozu’dur. Psikozda, depresyondan farklı olarak akli denge de bozulur. Yani psikoz hastalarında hezeyan ve halüsinasyonlar ortaya çıkar (gerçek dışı inançlar, kulağa ses gelmesi, hayal görmek gibi…)

Loğusalık psikozuna genellikle depresyon belirtileri de eşlik eder. Şiddetli mutsuzluk, dayanılmaz sıkıntı hali ve uykusuzluk psikozun da belirtileri arasındadır. Ayrıca hezeyan ve halüsinasyonlar da gelişir. Mesela anne, bebek hakkında akla mantığa aykırı görüşler ileri sürülebilir.

Loğusalık psikozuna giren her 20 anneden biri, intihar ederek hayatına son verir, yine 20 anneden biri de bebeğini öldürür. Bu yüzden loğusalık psikozu geçirenler, hiç vakit kaybetmeden mutlaka hastaneye yatırılmalıdır.

Loğusalık psikozu geçiren annelerin hemen hepsi düzelir. Ancak maalesef yarısından fazlasında sonraki dönemlerde de benzer bir hastalık görülür.

Lohusalık depresyonundan korunmak için ne yapılmalıdır?

Pek çok anne adayı elbette bu soruyu soracaktır: Loğusalık depresyonuna hiç girmemek için ne yapmalıyım? Ne gibi tedbirler almalıyım?

Tıbbın bu soruya verdiği en iyi cevap şudur: Gebelik ve loğusalık döneminde annenin vücudunda gerçekleşen bütün değişiklikler nasıl yakından takip ediliyorsa, ruh durumunda ortaya çıkan değişiklikler de takip edilmelidir. Şayet depresyon veya psikoz belirtileri ortaya çıkarsa tedaviye başlanmalıdır. Her üzüntü ve sıkıntı halinin de hastalık olmadığı, genellikle kendiliğinden gelip geçtiği unutulmamalıdır.

Bazı hekimler ‘Loğusalıkta hastalanmaya yatkın olan kadınlara önceden ilaç yazsak faydası olur mu?’ sorusunu sormuş ve bunu denemişlerdir de. Sonuçlar genellikle yüz güldürücüdür. Antidepresan ilaçlar çoğu anneyi depresyona girmekten korur. Ancak yine de peşin peşin ilaç vermemek, annenin psikolojik durumunu yakından gözlemek, ruhsal bir hastalık teşhis edilirse o zaman tedaviye başlamak hekimlerin ekseriyetle tercih ettiği seçenektir.

Bebek Ağlamasını Durdurmak İçin İlginç Bir İpucu

Hamileyken bir dergide Amerikalı bir çocuk doktorunun röportajını okumuştum. Adam diyor ki, anne karnı çok gürültülü bir ortam, annenin kalp atışları var, kan akışı var, dışarıdan gelen sesler var, anne konuşunca çıkan sesler var ve bebek bunları suyun içinde uğultuyla duyuyor. Biz diyor, bebek doğunca bebeği, alışık olduğunun dışında çok sessiz bir ortama sokuyoruz. Bebek de, doğal olarak huzursuzlanıyor.

O yüzden, anne karnındaki sesleri modelledik ve bir müzik cd’si yaptık, diyor. Yetişkinlerin arabaya ya da otobüse bindiklerinde uykularının gelmesi bilinçaltındaki bu alışkanlıktandır, diyor. Doğrusun doktor, anladım seni dedim ve o cd’den bir tane sipariş verdim. Oyyyy o ne gürültü, ne şamata! Amaaa işe yarıyor… Ağlayan bebeğin başına koyuyorsun mucizevi bir şekilde sakinleşiyor ve öyle etrafa bakınmaya başlıyor. Bu müzikler benim arabamda, bilgisayarımda, cep telefonumda, her yerde var ve ihtiyacım olan her an imdadıma koştu.

Özellikle kolik denilen… Kolik, kolik. Hiç duymadın mı? İnşallah hiç duymazsın ve sen ne olduğunu bilmeyen ya da sadece bir yerlerde okuduğu kadar bilgi sahibi olan o şanslı annelerden biri olursun. Kolik, iki kelimeyle “gaz sancısı”, tek kelimeyle “felaket”… Çok şükür ki ben evlatlarımın üçünde de yaşamadım.

Ama yaşayan arkadaşlarımın nasıl uykusuz birer zombiye dönüştüklerini, hayattan nasıl bezdiklerini gördüm. Kolikli bir bebekle üç ayını geçiren bir arkadaşıma, bu bölümde yazabilmek için, anlatsana nasıl bir şey dedim. Kolik anlatılmaz yaşanır, dedi. Ben de yaşamadığım için anlatmamaya karar verdim…

Ne diyordum, hah, özellikle kolik denilen ve bebeği ağlama krizlerine sokan rahatsızlıklar için önerilen bu müzikler beyaz gürültü cd’leri adıyla satılıyor. Ama kendin de yapabilirsin. Bebeğin dinlemesi için saç kurutma makinesini aç, elektrik süpürgesini çalıştır ve kendin için kuvvetli bir ağrı kesici al! Adamda kafa bırakmıyor…

ağlayan bebek

Manik Depresif (Bipolar Bozukluk) Tedavisi

Manik depresif hastalığın (bipolar bozukluk) tedavisinde iki hedef vardır: Hastalık dönemlerinin tedavisi, Hastalık dönemi düzeldikten sonra tekrarlamaları önlemeye yönelik koruyucu tedavi.

Mani dönemlerinin tedavisinde genellikle şizofreni ilaçları kullanılır. Manide, şizofreni belirtilerinin görülebileceğini yukarıda belirtmiştik. Şizofreni belirtileri görülmese bile, şizofreni ilaçları bu hastalar için de faydalıdır. Şizofreni ilaçlarının özelliği, mani atağı sırasında beyinde fazla miktarda üretilen dopamin hormonunun etkisini azaltmaktır.

Manik atağın ayakta tedavisi çok zordur. Hastanın genellikle hastaneye yatırılması gerekir. İlaç kullanan hasta genellikle 2-4 hafta içinde tam veya tama yakın düzelme gösterir.

Mani atağının çok ağır olduğu veya ilaçlarla düzelmediği durumlarda, halk arasında ‘şok tedavisi’ veya ‘elektroşok tedavisi’ olarak bilinen elektrokonvülsif tedavi (EKT) uygulanır.

Depresyon dönemlerinin tedavisinde antidepresan ilaçlar şüphesiz etkilidir. Ancak antidepresanların en ciddi yan etkilerinden biri maniye yol açmalarıdır. Hele manik depresif hastalıkta bu risk oldukça yüksektir. Bu yüzden manik depresif hastalığın depresyon döneminde antidepresan ilaçlardan mümkün olduğu kadar uzak durulur, ancak çok mecbur kalınırsa bu ilaçlar kişiye reçete edilir. Hastaya ya koruyucu tedaviden kullanılan (aşağıda bahsedilecek olan) ilaçlar verilir (bunlar depresyonun düzelmesini de sağlar) ya ilaçsız tedavi (yani psikoterapi) uygulanır ya da elektroşok tedavisi yapılır. Depresyon ağır değilse, hasta hastaneye yatırılmadan da düzelebilir.

Bipolar bozuklukta (manik depresif hastalık, iki uçlu duygulanım bozukluğu veya bipolar bozukluk diye de anılır) asıl kritik nokta koruyucu tedavidir. Çünkü ataklar geçici tabiattadır, ama tekrarlama riski her zaman vardır.

manik depresif bipolar kadın
Bipolar bozukluğun koruyucu tedavisinde kullanılan ilaçlara ‘duygudurumu düzenleyicileri’ adı verilmektedir. Bu amaçla en çok başvurulan ilaç, 107 elementten biri olan lityumdur. Ama son yıllarda bazı epilepsi (sara) ilaçlarının da (karbamazepin, valproik asit, lamotrijin gibi) manik depresif hastalığın tedavisinde etkili olduğu anlaşılmıştır.

Koruyucu tedaviyle atak sıklığı azaltılır, hasta tekrar mani veya depresyon geçirse bile bunların hafif olması ve kısa sürmesi sağlanır. Bazı hastalar ömürleri boyunca bir daha hiç hastalık atağına yakalanmazlar.

Hasta ömür boyu ilaç kullanmaya mecbur mudur? Böyle bir mecburiyet yoktur. Koruyucu tedavi iki ila beş yıl sürdürülür, hasta bu sırada yeni bir atak geçirmezse ilaç kesilir. Bu süre içinde atak tekrarlanırsa, daha uzun süre ilaç kullanımına devam edilir.

Hastaların küçük bir bölümü, ne yapılırsa yapılsın, sık sık atak yaşarlar. Ancak yeni tedavi yöntemleri bu hastaların acısını hafifletmekte, ümitlerini canlı tutmaktadır.

bipolar bozukluk

Manik Depresif Tedavi Edilmezse Ne Olur?

  1. Mani dönemleri sık sık tekrarlanır. Aşırı para harcama, aşırı riskli iş yatırımları, büyük maddi kayıplar yaşanır. Eğer mani geçiren hasta hemen hastaneye yatırılmazsa, sosyal çevre, taşkın davranışlara şahit olur, kişi tamamen gelip geçici bir hastalık yüzünden itibar kaybına uğrar.
  2. Depresyon dönemleri sık sık tekrarlanır. Bunlar insanın büyük acı çektiği dönemlerdir. Depresyon geçiren kişinin iş verimi düşer, hasta, ailesine karşı sorumluluklarını yeterince yerine getiremez, hatta bazen hiçbir şey yapamaz hale gelir.
  3. Hasta mani döneminde artan cesareti yüzünden, depresyon döneminde ise acısını hafifletmek niyetiyle alkole ve uyuşturucu maddelere yönelebilir. Bu maddelerin kullanımı hastalığın tedavisini iyice zorlaştırır.
  4. Manik depresif hastaların %20’si intihar ederek hayatına son verir. İntihar tehlikesinin en yüksek olduğu durum, manik depresif hastalıktır. Tedavi sadece kişinin acısını hafifletmekle, iş performansını ve sosyal becerilerini yükseltmekle kalmaz, ölüm riskini de azaltır.

Yaşasın Bebeğim Kustu!

Bebek kusarsa, bebeğiniz burnundan kusarsa, bebeğin gazı olursa neler yapmalısınız? Annelik deneyimlerimi paylaşmaya devam ediyorum. Annelerin yavruları en rahat besleyebildiği dönem ilk 2 yıl. E tamam, emzirmek, süt üretmek, mamayı ayarlamak, ek gıdalar falan da sıkıntılı ama dolma doldurmak, mantı yapmak ve karnıyarık pişirmekle kıyaslanamaz herhalde!. Fakat iş beslemekle bitmiyor. İki yudum süt içen yavru, sırtına on beş dakika tokat yiyor.

Neden? Çünkü gaz çıkartıyoruz. O gaz çıkmazsa uyumaz, uyusa da bir süre sonra gaz sancısıyla uyanır. Gaz çıkartmak için -hastanede gösterecekler- bebeği omzuna yaslayıp ritmik hareketlerle sırtına vuruyorsun. Sonunda pısss diye bir kaçak veriyor ve rahatlıyor. Lakin o kaçak sırasında içtiği sütün bir kısmını senin omzuna bırakıyor. İşte bu yüzden daha bebek doğmadan edinmen gereken çok önemli bir şey var: Kusmuk bezi… Kumaşçıdan birkaç metre yumuşak tülbent al, 15cmx15cm ebatlarında kestir ve kenarlarını bir terziye diktir ya da elinden geliyorsa kendin kıvır. Bu bezleri, bebeğin gazını çıkartmadan önce omzuna atarsın omzun kirlenmez. Bebek kusunca ağzını silersin, ıslak mendil ya da peçete görevi görür. Sabahları kaynatılmış suyla ıslatıp bebeğin yüzünü silersin. Sıcak havalarda uyurken başının altına koyarsın yastığı ter olmaz. Uykudan uyanınca sırtına koyarsın terini emer. Uyuturken gözüne örtersin ışık gelmez. En olmadı, bebek uyuyunca parmağına takar halay çekersin… Neyse işte, bebek kusar, omzun lekelenir dikkatli ol, öyle şıkıdım kıyafetle gaz çıkarma, ziyan olur.

bebek kusuyor kusan bebek

Bu kusma hadisesi bazı bebeklerde normalin üstünde seyreder. Bebeğin reflüsü vardır, seni hayatından bezdirir. Yediğini çıkartır.

Doktorunuz reflü için birtakım ilaçlar verir rahatlar. Bebeğe ilaç vermezse anne babasına sakinleştirici, güç kuvvet artırıcı, dirayet şurubu falan verir.

Bazen de bebeğin emdiği süt hakikaten burnundan gelir! Laf değil gerçekmiş… İkizler bebekken çok kusarlar ve çoğu zaman süt burunlarından gelirdi. Bunu ilk yaşadığımızda Mete’yi kaptığımız gibi hastaneye koşmuştuk. Ne oldu? dediler, kustu dedik, burnundan kustu. Bir şey olmaz, besledikten hemen sonra altını almayın, karnı sıkışır ve kusar dediler. O yüzden o günden sonra hep önce altını alıp sonra besledik. Besledikten hemen sonra mutlaka gazını çıkartın dediler, tamam dedik. Beslendikten sonra bir müddet dik tutun dediler, eyvallah dedik. Yatırırken omuzlarından yukarısını hafif yukarda tutun dediler, zaten öyle yapıyorduk. Ama çocuklar gene de zaman zaman burunlarından kustular. Bir tatil için köye gittiğimizde anneanneme çok kusuyor bu çocuklar anneanne dedim, kusan çocuk iyidir, sağlıklıdır dedi. O diyorsa doğrudur. Bir daha panik olmadım, sildim geçtim.

Biraz daha büyüdüklerinde bu masum ve ekşimiş süt kokulu kusmuklar yerini ıspanaklı, havuçlu kusmalara bıraktı ki anlatılacak gibi değil! Ayyy yok vallahi anlatamam…

limon yiyen bebek gif

Manik Depresif Ünlüler ve Filmler

Manik depresif ünlüler ve bu psikolojik rahatsızlığı konu alan, karakter edinen filmleri ele aldım. Manik depresiflerin beyinlerinde ortaya çıkan bozukluğun onlara bazı avantajlar sağladığı bile ileri sürülmüştür. Bu kişilerin daha zeki olduklarını, daha yaratıcı düşünebildiklerini gösteren çalışmalar vardır.

Manik Depresif Ünlüler ve Filmler

Manik depresif olduğu iddia edilen ünlü kişilere bir göz atalım:

  • Ressam van Gogh, Besteci Mozart
  • Yazarlar Robert Louis Stevenson (Define Adası’nı yazmıştır), Mark Twain (Tom Sawyer ve Huckleberry Finn’in yazarı), Edgar Allen Poe (Morg Sokağı Cinayeti’nin müellifi, polisiye türünün meşhur yazarı ve şair), Victor Hugo (Sefiller’in müellifi, romantik yazar ve şair), Jack London, Agatha Christie (polisiye romanın devlerinden, İngiliz kadın yazar), Kate Millet, Graham Green, Tennessee Williams, Scott Fitzgerald, Alfred Lord Tennyson, Ralph Waldo Emerson, Samuel Johnson, William Blake, Particia Cornwell, Emily Dickinson, T.S. Elliot
  • Filozof Eflatun (öğrencisi Aristo’nun verdiği bilgilere göre)
  • Devlet adamları Napoleon, Abraham Lincoln (ABD’nin en önemli başkanlarından biri), Winston Churchill (20. yüzyılın en mühim İngiliz başbakanı)
  • Bilim adamı Isaac Newton (yerçekimi kanununu keşfeden büyük fizikçi)
  • Oyuncular Marilyn Monroe (36 yaşında intihar eden efsanevi sarışın), Liz Taylor (menekşe gözleriyle şöhret kazanan güzel yıldız), Burgess Meredith, Linda Hamilton, Jean Claude van Damme, Jim Carrey, Cary Grant
  • Film yapımcısı Rod Steiger, Francis Ford Coppola
  • Astronot Buzz Aldrin
  • Hıristiyan dünyasının önemli kişilerinden Aziz Françesko, Aziz Yuhanna, Azize Theresa.

Bu liste daha çok uzatılabilir. Bizde iyi kayıtlar, iyi arşivler ve fazla araştırma olmadığı için ünlü isimlere örnekler vermek mümkün değil. Ancak bizzat tedavi ettiğim çok sayıda başarılı manik depresif kişi olduğunu söylemek isterim.

Manik depresif hastalığı iyi anlatan üç filmden kısaca söz etmek istiyorum: Med-Cezir Manzaraları, Kaçıklık Diploması ve Bay Jones.

Medcezir Manzaraları
Medcezir Manzaraları 1989’da Mahinur Ergun tarafından çekilen, Kadir İnanır ve Zuhal Olcay’ın başrollerini paylaştıkları bir film. Senaryosunu Mahinur Ergun ve Neslihan Eyüboğlu yazmışlar. Kadir İnanır, manik depresif bir bankacıyı canlandırıyor. Hastalığın taşkınlık ve coşkunluk dönemleri net bir biçimde anlatılıyor. Yılmaz Zafer de psikiyatrist rolünde.

Kaçıklık Diploması

Kaçıklık Diploması’nı 1998’de Tunç Başaran çekmiş. Filmde başrolü Selçuk Yöntem’le paylaşan Ayda Aksel, manik depresif rolünde. Son derece başarılı ve gerçekçi bir film olan Kaçıklık Diploması’nın senaryosu, bizzat hikâyenin yazarı Ayşe Nil’in yaşadıklarına dayanıyor. Yani hakiki bir hayat hikâyesi. Manik depresif hastalığı bilenler, kahramanın mani dönemlerinde kendisini ‘En Gerçek Atatürkçü Örgüt’ün üyesi sanmasını, Polis Radyosu’ndan mesajlar almasını, mütemadiyen Taksim Atatürk Anıtı’na çiçekler bırakmasını, sık sık hastaneye yatırılmasını ve çektiği acıları ilgiyle seyredecekler.

Bay Jones

Bay Jones (orijinal adıyla ‘Mr. Jones’) filmi 1993’te yapılmış. Başrollerde Richard Gere, Lena Olin ve Anne Bancroft var. Filmin yönetmeni Mike Figgis. Gere tarafından canlandırılan Bay Jones, mani döneminde, bir binanın tepesine çıkıp uçmaya niyetlenir. Kendini atmaya değil, uçmaya… Çünkü uçabileceğini sanır. Kendine güveni o kadar artmıştır. Görevlilerin müdahalesiyle binadan atlaması önlenir ve hastaneye yatırılır.

Bebeğe Banyo Nasıl Yaptırılır? Bebek Banyosunun Püf Noktaları

Bebeğe banyo nasıl yaptırılır, bebek banyosunun püf noktaları nelerdir diye merak ediyorsanız üç çocuklu bir annenin banyo maceralarına davetlisiniz.

Bebeğinizi alıp eve geldiniz. Zaten küçücük olan bebek soyunup çıplak kaldığında minik bir yaratığa benzeyecek ve bu da yetmezmiş gibi göbeğinden bir şey sarkacak. Ve birilerinin bu küçük yaratığı yıkaması gerekecek. Birileri sana göbeği düşmeden bebeği yıkamayın diyorlar, diyecek ve sen bu cümlenin arkasına sığınıp yıkama işlemini mümkün olduğunca ertelemek isteyeceksin.

Bebeğimize Banyo Yaptırıyoruz

Tuna’yı eve getirdiğimizde ben de yıkamaktan korkmuş, göbeğinin düşmesini mi beklesek diye ısrar etmiştim. Neyse ki annem de yıkamak konusunda ısrar etti ve onun dediğini yaptık. Derin bir nefes alıp banyoya girdim, eğer bir kere becerirsem sonrakilerde hiç sıkıntı yaşamazdım, ama bir kere yapmam gerekiyordu.

Şunu araştırdım: Bazı doktorlar gerçekten de bebeğin göbeğinin düşmesini bekleyin diyorlardı. Neden? Çünkü sular yeterince temiz değil ve göbeği mikrop kapabilir. Evet, mantıklı. Peki, hazır suları kaynatıp soğutarak su hazırlarsam bu riski ortadan kaldırmış olur muyum? Evet, olursun. Tamamdır.

Hazır içme suyunu kaynatıp soğutarak bir kova su hazırladım. Bir kova, bir bebeğin yıkanması için fazla bile geliyor. Suyu geceden kaynatıp soğumaya bırakıyordum ki, ertesi gün suyu beklemek zorunda kalmayalım. Göbeği düşene kadar hazır suyu kaynatıp soğuttuk, göbeği düştükten sonra 40 günlük olana kadar çeşme suyunu kaynattık soğuttuk, 40’ından sonra ise suyu musluktan doldurduk, saltanat sona erdi.

İlk zamanlar suyun sıcaklığını ayarlayamayabilirim diye sıcaklığı termometreyle ölçüyordum, eğer ısı 37 dereceyse tamamdır. İkizler mart ayında doğdukları için hava hâlâ soğuktu. O yüzden banyo faslından önce duşu açtım ve banyonun biraz buhar olmasını bekledim. Banyo ısındığında ve suyumuz hazır olduğunda biz de hazırdık.

Bebekler ilginç bir şekilde, yıkanırken kendilerini güvende hissetmek istiyorlar. Biz çocukları yıkarken annem hep iki ellerinden tutardı, ben de rahat rahat yıkardım. Çok şükür, üçü de yıkanırken ağlamadılar. Onlar ağlamayınca insan daha rahat oluyor, ağlayınca eliniz ayağınıza dolanıyor. Eğer ilk yıkamayı başarıyla tamamlarsanız, sonra her gün banyo saatini iple çekeceksin.

Banyo havlusunun içine mermerşahi denilen ince bezlerden almıştık, o bebeği daha iyi kuruluyor ve suyu emiyor. Giydirirken bezi kaldırıyorsun, bebek havlunun içinde kalıyor, böylece daha az üşüyor. Kol altlarını, eklem yerlerini ve kulak arkalarını iyice kurulamak gerekiyor.

Eğer oda sıcaklığı elverişliyse banyo sonrası masaj yapmanda fayda var, gerçekten uykuya faydası oluyor. Bizde Mete ve Tuna masajdan yana şanslıydılar. Ama Name’ye çok fazla masaj yapma şansımız olmadı, zira bir banyo seansı bize çocuk başı 20 dakikadan bir saate patlıyordu. Amaaaaa! Bu satırları yazarken tatildeyim ve ikizler gelmediği için sadece Name’yle ilgileniyorum. Konakladığımız otel odasında bize özel bir Türk hamamı var. Name’yi her gün hamamda yıkıyorum, hamam sonrası masaj, cilt bakımı, mama ve deliksiz uyku Name’nin payına düşenler.

Çocuklar oturmaya başlayana kadar kendi plastik küvetlerinin üzerine koyduğum fileler yardımıyla yıkadım. Oturmaya başladıklarında küvetin içine konan ve altındaki vakumlar sayesinde küvette kaymadan duran, bebeğe bel desteği veren küvet oturaklarından kullandım. Çok akıllıca bir ürün. Bebek kaymıyor, yerinden kalkmıyor ve rahatça yıkıyorsun.

Bebek Banyosunun Püf Noktaları

  • Bebeğin birkaç aylık olana kadar yıkama konusunda birilerinden destek iste. Bu eşin, annen, kardeşin hatta komşun dahi olabilir. Herkes bu zevkli işte senin yanında olmak isteyecektir. Anlatmadan geçemeyeceğim bir hikâye var. Büyük halam, komşularının bebeklerini yıkarmış. Mahallede bebek yıkanacağı zaman onu çağırırlarmış. Bir gün komşusu çağırmış, ama halam bir işi olduğunu, gidemeyeceğini söylemiş. Ertesi gün de komşusunu görünce, ne yaptın yıkayabildin mi diye sormuş. Yıkadım demiş kadın. Bir kova köpüklü su yaptım, önce ona sokup çıkarttım bebeği. Bir kovada köpüksüz su yaptım, sonra da onun içine sokup çıkarttım, yıkadım demiş! Yok artık, dediğini duyar gibiyim, ama gerçek.
  • Bebeği eğer imkanın varsa her gün yıka. Bebekler suyla temas ettiklerinde kendilerini anne karnında hissettikleri için çok rahatlarlarmış. Ama büyüdüklerinde her gün yıkamak eziyet oluyor. Sudan çıkmak istemiyorlar, sonra da üşütüyorlar.
  • Sadece bebeğin yıkanmasında kullanılacak bir kova temin et ve evde temizlik yapan senin dışında birileri varsa, bu kovayı temizlik için kullanmamasını sıkı sıkı tembihle.
  • Yıkanırken ellerinden tuttuğunuzda bebekler gerçekten kendilerini güvende hissediyorlar.
  • Havlunun içine kurulama için ayrı bir bez yerleştir ki suyu emsin, havlusu kuru kalsın ve bebek üşümesin.
  • Göbeğini, kulak arkalarını, eklem yerlerini, kol altlarını ve parmak aralarını iyi kurula.
  • Ne giydireceksen önceden karar ver ve hazırda bulundur. Kıyafetlerinin yanında bebek bezi, pişik kremi, kulak çubuğu, bebek yağını da hazır bulundurursan daha rahat edersin.
  • Biraz daha büyüdüklerinde küvetin içine vakumla yapışan ve çocuğun rahat oturmasını sağlayan aparatlar var, onlardan alın. Biraz da oyuncak, oldu bitti.

Sıkıcı Tarafı

Suyu kaynatıp soğumasını beklemek sıkıcı, o yüzden geceden kaynatıp soğumaya bırakmak iyi oluyor ve tuhaf bir şekilde bütün banyo ıslanıyor. Sanki yıkanan küçücük bir çocuk değil de bir filmiş gibi…

Eğlenceli Yanı

Her şeyi çok eğlenceli, ama ben en çok yıkayıp odaya getirdiğimde ve havluyu açtığımda ufaklıkları çiş yaparken yakalayınca eğleniyorum. Her şey yeniden başlıyor. 🙂

Şimdi biraz birbirinden şeker banyo yaratıklarıyla baş başa kalabiliriz.

bebek banyo yapıyor

bebek ve havlu

şeker bebek banyoda

banyo yapan sevimli bebek

bebek nasıl yıkanır?

banyo sonrası bebek ve anne

Bebek Odası Dekorasyonu Maceram

Eminim sen de bebeğinin yeterince geniş, masmavi ya da pespembe, tüllerle donatılmış, yumuşacık, ışıl ışıl bir bebek odası olsun istiyorsun. Tabi bunun için evinizde bir bebek odası bulunması ve bu iş için kesenin ağzını bir miktar açman gerekiyor. Dekorasyon dergilerinde gördüğün o masallardan çıkmış bebek odalarına sahip olmak içinse bir miktar değil, keseyi ters çevirip silkelemen lazım. Çünkü mobilya sektöründe öyle markalar var ki, bazen bir tane beşik, yemek odası+yatak odası+oturma grubunu bir arada veren düğün setlerini sollayıp geçebiliyor.

Bebek Odası Seçimim

Dekorasyon ve bebek dergilerine reklam veren pek çok bebek mobilyacısının sitesini ve bazılarının mağazasını gezip fiyat aldım. Hepsi şunu iddia ediyor: Bizim ürünümüz kaliteli, uzun süre kullanabilirsiniz. Bidakka yaaa, ne kadar uzun süre. Çocuklar üç yaşına geldiklerinde bu bulutlu, çiçekli ya da ayıcıklı odaları beğenecekler mi sanıyorsun. Beşikten çıkıp daha hareketli bir oda isteyecekler ve daha fazla hareket alanı yaratmak gerekecek. Hatta işi dördüncü yaşa uzatırsak muhtemelen odalarının sevimliliğinden utanıp arkadaşlarını bile davet etmeyecekler, çünkü onlar bebek değiller, abi ya da ablalar artık. O yüzden mobilyanın dayanıklı olmasına çok takılmadım.

Mobilyacıların söyledikleri bir diğer şey şu: Bu beşikler büyüyebilen beşik. Yani, bir süre beşik olarak kullanıyorsunuz, daha sonra yatağa dönüşüyor. Başlangıçta iyi fikir gibi geldi, fakat sonra öğrendim ki büyüyebilen beşiklerin sallanma özelliği yokmuş. Fikrimi hemen değiştirdim ve sallanan beşik aldık. Ben bebeğimi sallanmaya alıştırmayacağım dersen bilemem, ama gece uyandığında beşiği azıcık sallamak durumu kurtardığı için, sallanan beşikleri şiddetle tavsiye ediyorum.

Bir başka konu ise, mobilyaların yapımında kullanılan kimyasallar. Bebek mobilyası için kanserojen madde içermeyen organik boya kullandıklarını iddia ettiler, sertifikalarını gördük, ikna olduk.

Önce bebek odası için neye ihtiyacım var, onlara karar verdim. İki adet sallanan beşik, bir adet gardırop, bakıcı için ya da bebeğin yanında yatmak gerekirse diye bir adet tek kişilik yatak, bir şifonyer ve bir adet sallanan sandalye. Sallanan sandalyeyi o zamanlar çok önemsemiş ve mutlaka olmalı diye düşünmüştüm. Şimdi çok gereksiz olduğu kanısındayım, çünkü birkaç ay kullandık, şimdi üstünde havlu kurutuyoruz. Elimdeki listeyle mobilyacıları dolaştım ve fiyat topladım. Sadece marka oldukları için aynı mobilyayı (tasarımı dahi aynı) iki üç kat fazla fiyata satan yerler var. Sonunda Siteler’de bir mobilyacıyla anlaştım ve hem çok keyifli, hem kaliteli hem de uygun fiyatlı bir bebek odamız oldu. İhtiyacımız olduğunda gelip kırığımızı çıkığımızı da düzelttiler sağ olsunlar.

Name içinse çok daha pratik, taşınabilir, portatif bir beşik aldık. Bu beşiğe bir de cibinlik taktırdım ki, abileri Name’ye oyuncak hediye etmesinler. Beşiği açık bulduklarında ellerine geçen bütün oyuncakları beşiğe atıyorlardı.

Bebek Odası Seçerken Püf Noktaları

Neye ihtiyacın olduğunu belirle. Örneğin, erkek çocukların çok fazla kırışacak kıyafeti olmuyor, dolayısıyla gardırobun elbise askılığının bulunduğu alanı daha dar tutabilirsin.

En önemli mevzu bence şu: Eğer bir çocuk odası yapacaksan, mobilyayı doğumdan iki ay önce al ve odanın camını kış da olsa iki ay boyunca açık tut. Çünkü yeni mobilya kokusu iki ayda ancak odayı terk ediyor. Çekmeceleri ve dolap kapaklarını da açık tut ki, içlerindeki koku da dağılsın.

Beşiğin kenarlarına koruyuculu nevresim takımlarından al. Ben bir tarafını açık bırakmıştım. Bir gece kalktığımda Tuna’nın bacaklarını beşiğin parmaklıklarından sallanırken buldum. Biraz daha büyüdüklerinde beşiğin içinde kendilerini oradan oraya atarak oynadıkları için süngerler ve bezler yardımıyla ağızlarını ve kafalarını çarpabilecekleri her yeri kapladım.

Bebeğiniz eve geldiğine odanın içine dolan o bebek kokusu muhteşem. Ama kısa sürüyor, kaka ve çiş kokusu bir müddet sonra olaya hakim oluyor.

Aşağıda bebek odalarıyla ilgili beğendiğim görselleri paylaşıyorum (ilk resimdeki yeşilli beşiğe bayıldım!):

 

Güzel dizayn edilmiş bir beşik

Pembe ve işlevsel beşik

Kitty bebek odası

bebek odası mobilyaları

Pembe bebek odası takımı

Bebek odası takımı

Beşikli bebek odası

bebek-odasi-3

Bebek odası tasarımı

Bebek odası dizayn örneği