Avrupa’da Eğitimin Tarihi

Eski Yunanistan’dan Romaya; Ortaçağ’dan 20. yüzyıla Avrupa’da eğitimin gelişimi ve tarihi üzerine.

ESKİ YUNANİSTAN’DA EĞİTİM

Eski Yunanistan’da “vücudu güzelleştirmek, zekâyı ve ahlakı geliştirmek” amacıyla eğitim yapılıyor. Jimnastik, müzik ve akademik eğitim, hem iyinin hem de güzelin kaynağı sayılıyor. Eskil Çağ eğitiminin babası olarak nitelendirilen Sokrates (İ. Ö. 470–399), kendine özgü soru-yanıt yöntemiyle gimnaz bahçelerinde gençleri “korkaklık, cesurluk, yanlış, doğru, devlet, politika” gibi kavramlar üzerinde düşündürüp konuşturuyor. Sokrates’in öğrencisi Platon (Eflatun) (İ. Ö. 427–347), öğretmeninin nesnel yakalama öğretisinden farklı olarak görüntülerin arkasına ulaşma, özü bulma öğretisini geliştiriyor. Platon, insan eğitimi için kişilik, beden, estetik, meslek ve felsefe eğitimi aşamalarını öneriyor ve yeni doğan çocukların, anne babalarından alınıp devlet bakım evlerinde bu aşamalara göre eğitilmesi gerektiğini ileri sürüyor. Aristo (İ. Ö. 384–322), Doğu dünyasını da etkilemiş olan felsefesiyle ünleniyor. Ona göre “İnsan, toplumsal bir varlıktır. Eğitimin görevi de insanı devletin ve toplumun erdemli bir varlığı durumuna getirmektir. İnsan, ancak böyle bir eğitimle mutlu olabilir.” Aristo, Platon’un tersine, çocuğun gelişimi ve eğitiminde aileyi temel kurum sayıyor. Doğada eşitlik olmadığı için eğitimin de bireysel ayrılıklara uygun olması gerektiğini savunuyor. Eski Yunanistan’ın aydınlanmacı eğitiminde bu üçlünün öğretileri belirleyici oluyor.

ROMALILARDA EĞİTİM

Romalılarda Yunan kültüründen etkilenmeden önce eğitim, iyi yurttaş yetiştirmek amacıyla ataerkil ailenin sorumluluğunda sürdürülüyor. Eğitimde ağırlıklı olarak alıştırma yöntemi kullanılıyor. Anne bakımı bittiğinde erkek çocuk, babasına; kız da annesine çıraklık ediyor. Erkek çocuk, daha sonra bir yargıcın, bir askerin çırağı oluyor. İ. Ö. 425’ten sonra ilk ve ortaokullar açılıyor. Ortaokulda coğrafya, mitoloji ve hukuk okutuluyor. İzleyen yıllarda açılan retorik (söz bilim) okullarında konuşma, dil ve edebiyat dersleri veriliyor. Birçok aydın düşünür, Roma eğitimine ışık tutuyor. Örneğin Cicero (İ. Ö. 106–43), eğitimin ilk çocukluk döneminde başlamasını öneriyor. Çünkü ona göre çocuklukta öğrenilen açık ve düzgün bir dil, insanı bilinçlendirmekte ve ahlaksal bütünlüğe ulaştırmaktadır. Seneca (İ. Ö. 4 – İ. S. 65), eğitime “İnsan okul için değil; yaşam için öğrenmelidir.” ilkesini getiriyor. Plütarkhus (İ. S. 46–125), “Doğru olanın, çocukların güzelden hoşlanacak, çirkinliklerden uzak duracak biçimde eğitilmesi” olduğunu ileri sürüyor.

HIRİSTİYANLIK OKULLARINDA EĞİTİM

Eskil Çağ’ın aydınlanmacı eğitimi, 4. yüzyılda Hıristiyan okullarının açılmasıyla dinselleşmeye başlıyor. Araştırma ve buluş yasaklanıyor. Manastır okullarında okuma yazma, hesap öğretilse de dualar, dogmalar ve İncil çalışmaları temel alınıyor. Müziğe, yalnızca kilise korolarında sıcak bakılıyor. Hıristiyan okulları, 8–10 yıllık bir eğitimle katı dindarlar yetiştirecek bir düzene sokuluyor. Cambridge, Oxford, Heidelberg, 12. yüzyılda birer kilise okulu olarak açılıyor. Böylece Avrupa’da eğitim, Ortaçağ (476-1453) boyunca dinsel bağnazlığın karanlığında sürdürülüyor. Avrupa’da derin acıların yaşandığı Ortaçağ karanlığı, Yeniçağ’ın da başlangıcı sayılan İstanbul’un alınışından (1453) sonra başlayan Rönesans ve Reform hareketleriyle son buluyor.

YENİÇAĞ’DA AVRUPA’DA EĞİTİM

15. ve 16. yüzyıllarda Rönesans’la gelişen felsefe, edebiyat, güzel sanatlar alanındaki yenilik akımlarıyla birlikte sayıları artan hümanistler, İlkçağ eğitiminden esinlenerek yeni okullar açmayı, kitleleri aydınlatma çalışmalarını hızlandırıyorlar. Yaratıcı düşünce, bu dönemde eğitim kurumlarına yerleşmeye başlıyor. Yeni eğitim kuramcı ve uygulamacılarının çalışmalarıyla okullarda aydınlanma yayılıyor. Örneğin, Erasmus (1467–1536), çocuklara kısa sürede her şeyi öğretmeye kalkışmanın doğru olmadığını; öğretimde bireysel ayrılıkların göz önünde tutulması, öğretmenin öğrencilere sıcak davranması gerektiğini belirtiyor. Montaigne (1533–1592), ansiklopedik bilgi hamallığına karşı çıkıyor. Çocukların gerçek yaşam içinde yetiştirilmesi gerektiğini ileri sürüyor. Luther, dogmaları reddeden, yeni kilise ve din arayışındaki Hıristiyan’ı yetiştirmeyi hedefleyen bir reformcu olarak savaşım veriyor. Katolik kilisesinin katı kademeleşmesine karşı çıkarak laiklere büyük bir yer veren daha ılımlı bir kademeleşme getiriyor. Ratke’ye göre, okuma yazma öğrenemeyen çocuk okuldan alınmamalıdır. Ezbercilik yerine gözlem yöntemi kullanılmalı, somuttan soyuta ilkesine uyulmalıdır. Çocukta öğrenme isteği uyandırılmalı, bedensel ceza kaldırılmalıdır. Öğrenmede büyük sorumluluğu öğretmenler üstlenmelidir. Comenius, ünlü “Büyük Didaktika“sında eğitimin iyileştirilmesini şu beş nedenin engellediğini ileri sürüyor:

1) Okullarda öğretmenler, başarılı bir eğitim yapacak yöntem bilgisinden yoksundurlar.

2) Öğretmenlere işlerini kolaylaştıracak ders araçları verilmiyor.

3) Çocukların yetenekleri keşfedilip o yönde yetiştirilmelerine olanak veren önlemler alınmıyor.

4) Okullar, eski yöntem ve kuralları savunan ve her yeniliği küçümseyen kişilerin eline geçmiştir.

5) Öğretim yöntemlerine uygun yardımcı kaynaklar yoktur.

18. ve 19. YÜZYIL AVRUPASINDA EĞİTİM

17. yüzyıl, Avrupa’da bireyin bağımsızlığı ve düşünce özgürlüğü çağı; 18. yüzyıl da eğitim çağıdır. Bu yüzyıldaki aydınlanma, eğitime birçok yeni kavram kazandırmıştır. Örneğin, Locke, Eğitim Üzerine Düşünceler adlı yapıtında eğitimin doğanın yolunu izlemesi, doğanın verilerini en yüksek düzeye çıkarması gerektiğini belirtiyor. Fransız aydınlanma öncülerinden Bayle, Voltaire, Montesquieu, eğitimde köklü yeniliklerin yapılmasını istiyorlar. “Öğretim, insanlara onur verir; insanları kölelik için doğmadıkları bilincine ulaştırır.” diyen Diderot, okul sistemini halk okulları (ilkokul), sanat okulları (lise) ve fakülteler (yüksek okullar) biçiminde aşamalandırıyor. Caradeuv, laik eğitim için ön sıralarda savaşım veriyor. Herder, ulusal eğitim kavramını ilk kez kullanıyor. Rousseau, doğaya dönük (natüralist) eğitim üzerine bir dizi yapıt yayımlıyor. Bunların en önemlisi olan Emil ya da Eğitim Üzerine adlı yapıtında, yaratılan her şeyin iyi olduğunu; onları insanların bozduğunu; çocuğun hekim, asker, papaz olmadan önce insan olması gerektiğini vurguluyor.

1789 Fransız Devrimi, eğitime de eşitlik ilkesini getiriyor ve okulların özgürleşmesine yol açıyor. Yeni hümanizma döneminde Humbold, “Her çeşit okulda yeteneklerin tümü geliştirilmelidir.” yargısıyla çağdaş eğitimin kapısını daha da aralıyor.

Kant, bireysel eğitimin kültür, uygarlaşma, ahlak kazanma amaçlarının tüm insanlık boyutunda ele alınması için devletleri, uluslararası kuruluşları göreve çağırıyor.

Ficfte, ulusalcı eğitimi gerçekleştiren okulların oluşturulmasını savunuyor.

İnsanın Estetik Eğitimi Üzerine Mektuplar‘ın yazarı Shiller, eğitimde estetik yaşantının temel öğe olmasını istiyor.

Hegel, insanın, kendi devletinin ahlak kurallarına uygun yaşamak zorunda olduğunu belirtiyor.

Goethe, eğitimin doğal özün açılıp gelişmesini sağladığını bildirerek evrensel eğitime çok yönlü kişilik eğitimi kavramını armağan ediyor.

Pestalozzi, toplumsal eğitimin fikir babalığını yapıyor. Yetim ve yoksul yurtları kurup bunların eğitimi ile uğraşan Pestalozzi “İçimi bir düş, bir eğitim imgesi, insanlık eğitimi, halk eğitimi, yoksulların eğitimi dolduruyor.” sözüyle eğitimden ne beklediğini dile getiriyor. Pestalozzi, temel eğitimle bedenin ve zihnin geliştirilmesini; ahlak eğitimiyle de sevginin ve iyiliğin aşılanmasını, ruhun eğitilmesini istiyor.

Frobel, okul öncesi eğitimi ele alıyor ve çocuğun doğumla birlikte tanınmaya başlanmasını ve kendisine bedensel gelişimine uygun bir eğitimin kesintisiz verilmesini öneriyor.

Toplumcu eğitim görüşünü sistemleştiren Marx ve Engels, insanların her yönden yetişmelerinin sağlanması, “yeni insanın, üretici temelde işe katılarak biçimlendirilmesi” gerektiği ilkesini getiriyorlar ve eğitimin bedensel, zihinsel ve politeknik olmak üzere üç yönden gerçekleştirilmesi gerektiğini belirtiyorlar. Nietzsche ise üstün insan eğitimi üzerinde duruyor ve “Büyük insanlar eğitmek, insanlığın en yüksek görevidir.” sözüyle özdeki amacını dile getiriyor. Böylece Avrupa, 20. yüzyıla çok yönlü bir eğitimle bireye özgü düşünsel, devimsel, toplumsal ve duygusal gelişimi gerçekleştirmeye başlamış olarak adım atıyor.

20. YÜZYILDA AVRUPA’DA EĞİTİM

Batı’da 20. yüzyılda da eğitim alanında ve onun alt yapısını oluşturan alanlarda önemli gelişmeler oluyor. İnsana ve çağdaş eğitime bakış açısını büyük ölçüde değiştirip geliştiren kişilik ve öğrenme kuramları ortaya konuluyor. Örneğin, Titchener yapısalcılık; William James işlevselcilik; Watson davranışçı psikoloji kuramını geliştiriyor. Freud topografik kuram (bilinç, bilinçaltı ve bilinçdışı kuramı); yapısal kuram (ilkel benlik, benlik ve üst benlik kuramı); içgüdü kuramı, ruhsal-cinsel gelişim kuramı ve ruhsal ekonomi kuramı ile adından en çok söz ettiren psikanalist oluyor. Adler, bireysel psikolojiyi; Jung, analitik psikolojiyi; Wertheimer, Koffka, Köhler, Geştalt psikolojisini kuruyorlar. Erikson, insanın sekiz çağı kuramını geliştiriyor. Benlik psikanalistleri, benliği öne çıkaran bir yaklaşım ortaya koyuyorlar. Fromm, özgürlükten kaçış yaklaşımını geliştiriyor. Birçok yazar ve psikologun katkısıyla varoluşçu psikoloji geliştiriliyor. 1950’li, 1960’lı yıllarda ABD’de önde gelen temsilciliğini Maslow ve Rogers’ın ortaya koydukları hümanist psikoloji, oldukça yaygın yandaş topluyor. Bu gelişmeler, çağdaş eğitime daha aydınlık bir altyapı kazandırmış oluyor.

Yazar: admin

Beybut.com yöneticisi ve yazarı. 17 Ocak 1980'de doğdu. Uluslar arası ilişkiler ve siyaset bilimi, Türkçe öğretmenliği eğitim aldı. 1995 yılından beri, özellikle yazılım konusunda profesyonel çalışmalarda bulundu. Pascal, Delphi, Php, sunucu güvenliği ve optimizasyonu, Seo alanlarında çalışmalar yürüttü. Yerel gazetelerde köşe yazarlığı yaptı. Yazın yaşamına dair yarışmalarda birçok ödül kazandı. Şiir, tarih, psikoloji, felsefe ve siyaset bilimi özel ilgi alanları.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir