Değerli Pipi Kompleksi, İğdişlik Karmaşası

iğdişlik

4-5 yaşındaki erkek çocuğunun, cinsel organının değerini abartması ve onun zarar görmesinden korkmasına iğdişlik kompleksi/karmaşası denir.

Freud’a göre bu yaşlardaki erkek çocuğu, kendini üstün görüyor ve erkekliği ile böbürleniyor. Bunların arasından, annesine kendisinin bakacağını, evin geçimini kendisinin sağlayacağını, düşmanları öldüreceğini söyleyenler bile çıkıyor. Çünkü onun pipisi vardır; o, erkektir. Psikanalize göre gelişimin bu döneminde cinsel organı çocuğun dünyasında, olduğundan daha önemli bir yer tutuyor. Kendi varlığını neredeyse üreme organına eşit görüyor. Bu duygu, kimi yetişkin erkek için de söz konusu olabiliyor. Bu yaşlarda üreme organında toplanan özsever enerjinin çokluğu ve bu organa bağlı olarak gelişen yeni duygular, hem organın değerinin abartılmasına hem de onun zarar görmesinden korkulmasına yol açıyor. Pipisinin kesilerek yok edileceği tehdidi ile bu özseverliğine darbe indirildiğinde ise çocuğun görkemi de yerle bir edilmiş oluyor. Oysa o, gerçekte daha ufacıktır. Kurumlanmasını, kendini beğenmesini sağlayan, onca değerli gördüğü organı da daha miniciktir. Bu tür darbelerin etkisiyle babasının yanında çok güçsüz kalan çocuk, yoğun ve acılı bir çöküntüye uğruyor. Organının küçüklüğünü, babası karşısında gerçek bir yenilgi olarak görüyor.

Ağızcıl dönemde süt, besin, meme, sevgi; dışkıl dönemde dışkı, güç, denetim, para ne kadar önemliyse, üretken dönemde de üreme organı o kadar önemlidir. Nasıl, ağızcıl dönemde yenilip yutularak yok olma kaygısı; dışkıl dönemde, bedenin içindekilerin zorla alınması kaygısı yaşanıyorsa üretken dönemde de bedenin parçalanması korkusu ve ceza kaygısı yaşanıyor. Bu dönemde, “Suçlu organ cezalandırılır.” ilkesi yürürlüktedir. Benzer cezalandırmalara ilkel anlayışın egemen olduğu yerlerde, yetişkinler arasında da rastlanıyor. Freud, işte bu aşırı korkuyu “iğdişlik karmaşası” diye adlandırmıştır.

Freud’a göre, yaşamın her alanında, kocasının neyi, nasıl, ne zaman yapması gerektiğini belirleyen; onu, 13 yaşındaki güçsüz çocuk gibi yetersiz kılan kadınlar vardır. Bunlar, öylesine değerli bir organdan yoksun olmanın bilinçdışı öfkesiyle davranan kadınlardır. Bu yaşama boyun eğen erkekler ise söz konusu davranışı gerçekten istiyorlar. İğdişlik karmaşasını yaşayan erkek, kendini iğdiş edebilecek kadını buluyor. Ancak, bu kişi, iğdiş olmadığını biliyor. Bunlar, şöyle bir mantık geliştiriyorlar: “Sen beni iğdiş ettiğini sanıyorsun; ama, benim organım hâlâ duruyor.” Bu dönemde kendini babasıyla karşılaştırması sonucu kendisinde beden ve organ kısalığı saplantısı (iğdişlik karmaşası) oluşan çocuklar, büyüdüklerinde başkalarının önünde ezilip büzülerek; kendilerini küçük, aşağı görerek; kendilerine her durumda sonunculuğu yakıştırarak bu kaygıyla baş etmeye çalışıyorlar. Bu duygu, kişinin bilgi, beceri ve düşüncesine; dahası, beden ölçülerine de yayılabiliyor. Bir seksen boyundaki kişi bile bu duygunun etkisiyle kendini cüce olarak görebiliyor.

Erkek çocukta iğdişlik karmaşasının en önemli nedenlerinden biri, onun kızların bedenindeki farkı öğrenmesidir. Özsever çocuk, kendi dışındaki uyarıları, kendini odak yaparak algılıyor. Dünya, onun çevresinde, onun için döndüğüne göre, her şey onun dilediği gibi olmalıdır. Özsevere göre herkes, kendisi gibidir. O nelere sahipse, başkaları da onlara sahiptir. Onun bedeninde olanların, herkesin bedeninde de olması doğaldır. Ancak, bir gün, bir rastlantı sonucu, yeni doğan kardeşinin orasında o şeyin olmadığını görünce, merakla bunu annesine soruyor. Annesi de gülerek “Kızların yoktur.” diyor. Çocuk ise, bunu başka biçimde yorumluyor: “Onunkini kestiler.” “Onunkini kestilerse, benimkini de kesebilirler.” Kesilmesini gerektiren kendisince nedenleri de vardır. Bedeninin o parçası, ona yepyeni ve tatlı duygular yaşatıyor. Onunla kimi eylemler yapmak istiyor. Ancak, üstbenliğin uyarılarıyla, bu isteklerinin büyük bir suç olduğunu da biliyor. Suçlu cezalandırılır. Suçu bu organ işlediğine ya da işlemek istediğine göre, şimdi ya da gelecekte bu organ cezalandırılacaktır. O da kız kardeşi gibi olacaktır. Böyle bir kaygıya kapılan çocuk, düşünmeye başlıyor: “Kim kız, kim erkek; kim anne baba, teyze, hala, abladır?” Açık, gizli, bunu araştırmaya girişiyor.

Kimi erkekler, iğdiş edilmiş kişinin organından (karşı cinsin organından) kaçınıyor. Bu kaçınma, daha sonra eşcinselliğin ve cinsel yetersizliğin nedenlerinden biri olarak ortaya çıkıyor. İğdişlik karmaşası, basit bir duygu değildir. Bunun yarattığı kaygının kaynağı, insanın bilinçdışındaki sayısız olay örüntüsünün oluşturduğu binlerce ruhsal süreçle ilgisi olan karmaşık, kendine özgü, dinamik bir güçtür. Bu kaygı, kişiliğe sinip onu yapılandırıyor; tüm davranışları etkisi altına alabiliyor ve kişiyi bilincinde olmadığı olumlu, olumsuz birçok davranışa itiyor. İğdişlik karmaşası, yalnızca çocuklara ve ruhsal bunalımlı insanlara yakıştırılmamalıdır. Eğer, bir kişi kendini bir bilenin yanında bilgisiz, iri kıyım adamın yanında küçücük görüyorsa; boyunu, yeteneklerini, cinsel gücünü çevresindeki kişilere göre inip çıkan bir özellikte algılıyorsa; kendisinden aşağıda olanlarla daha güvenli, yukarıda olanlarla güvensiz ve gergin ilişkiler kuruyorsa, o da bu karmaşayı belli belirsiz yaşıyor demektir. Kız çocuklar da erkeklerin cinsel organını ilk gördüklerinde şaşırıyorlar. Erkek çocuğu, pipisinin yok olma olasılığından kaygılanırken, kız çocuğu,. “Ben de ondan istiyorum.” ya da “Bende de vardı; ama, yok edildi.” duygusuna kapılıyor. Dahası, kızlarda erkeklerin organına benzeyen ve cinsel yaşamlarında önemli etken olan klitoris bulunuyor. Kız, üretken dönemde cinsel uyarıları yalnızca döl yatağında değil, organının öbür parçalarında da duyumsuyor. Döl yatağına ilişkin isteklerini tehlikeleri nedeniyle bastırınca, klitoris cinselliği öne çıkıyor ve ilerki yaşlarda bu alanı uyararak cinsel doyum sağlıyor.

Kız da erkek çocuğu gibi kendi dışındaki olayları, kendine göre yorumluyor. O da henüz bencil ve özseverdir. Herkesin de kendisine benzediğini sanıyor. Bunun böyle olmadığını öğrenmesi, eksik görülmesi, erkeğe tanınan hakkın ona tanınmadığına tanık olması ise hoşuna gitmiyor. Çoğu kadının benimsediği erkek egemenliğine, toplumsal koşulların, iki cins arasındaki anatomi ayrımı ve bu ayrımın iki cinsçe önemsenmesinin yol açtığı ileri sürülüyor. Cinsel ilişkide de kadın daha edilgin, erkek daha etkindir. Kadın gebe kalabiliyor ve bu, onun tüm yaşamını önemli derecede etkileyebiliyor. Oysa cinsel ilişki, erkek için fazla bir kısıtlama getirmiyor. Bebek de uzun süre, annesine bağımlı olarak yaşıyor. Erkek gibi olmadığını gözlemledikten sonra, onun gibi olmayı istemek ve onun organına imrenmek ise birçok kızın ruhsal gelişimini ve kişiliğini olumsuz etkiliyor. Kimileri, erkeklik organının yokluğunu bir ceza olarak algılayıp kabulleniyor; kimileri ise bu cezalandırılmanın haksızlığını düşünerek bunun öfkesini yaşıyor. Kimi kadınlar, kendileriyle yarışacaklarına, erkeklerle yarışa giriyorlar. “Mademki bende yok, onda da olmasın.” biçimindeki bilinçdışı dürtüyle, örneğin, sevişmenin bir aşamasında öyle bir söz söylüyorlar ki erkek, cinsel eylemini yürütemez duruma düşüyor. Kadın, bu davranışıyla, erkeğin var olan organını simgesel olarak yok ediyor. Kimi kadınlar ise, çocukluğunda yaşadığı eksikliğe, toplumsal koşullanmaların da etkisiyle şu duygular içinde boyun eğiyor: “Ben, güçsüzüm; bir şey yapamam; benim bir şeye aklım ermez; on yaşındaki erkek çocuk bile benden daha güçlüdür.” Gerçekte ise iki cins, birlikte değerli ve anlamlıdır. Biri olmayınca öbürü yeterince değerlenemiyor.

Her iki cins de doğanın yasasına uyarak, erkek erkekliğini, kadın da kadınlığını bildiğinde yaşam mutlu geçiyor. Sağlam bir bilinçlendirme ile bu sorunun bir ruhsal sarsıntıya dönüşmesini önlemek gerekiyor. Çocuğu büyüten ve yaşama hazırlayan kişiler, onun sağlıklı bir yetişkin olmasını istiyorlarsa çocuğa her yaşın doğal eğilimlerinin tadını çıkarma hakkını tanımalıdırlar. Çocuğun sağlıklı bir yetişkin olması için çocuk cinselliğinin son aşaması olan üretken dönemin ruhsal zorluklarını da aşması gerekiyor. Freud, bu nedenle çocukluk yaşamını önemsiyor. Oedipal dönemde anneye bağımlı kalmış çocuklar, çevreye ve okula uyumda zorlanıyorlar. O dönemin çözümlenmemiş kimi olaylarının anısını taşıyan çocuklar, daha sonra o tatsız takıntıların yarattığı kaygıyı yaşıyorlar. Bu olumsuz duyguların yatıştırılması amacıyla bu yaşlarda ruhsal gücün spor, sanatsal ve toplumsal etkinlik gibi alanlarda kullanılması, oldukça yararlı sonuçlar veriyor. Bilgilendirme ve olumlu koşullamalarla çocuğun başına buyruk davranma eğilimleri sınırlandırılabiliyor. Çocuğun anne babasından başka, öğretmenleriyle, arkadaşlarıyla, beğendiği başka kişilerle özdeşleşme çabaları görülüyor. Cinsel dürtünün hafifliği, dengeliliği, dışa yönelik oluşu ve olumlu özdeşleşmeler, çocuğun kişilik gelişimine önemli katkılar sağlıyor. Böylece ev dışındaki dünyasını oluşturan okul ve sokak da çocuğun toplumsallaşmasını desteklemiş oluyor.. Çocuk, buralarda ailesinden bağımsız yaşamayı öğreniyor. Çocukta bu dönemdeki egemen duygu, hem anne babasına ve evine bağlı olma hem de onlardan bağımsız davranma eğilimidir. Bu iki eğilim arasında denge sağlandığı ölçüde çocuk, uyumlu davranışlar sergiliyor. Aile bağımlılığı ağır bastığında ise okula uyumda güçlükler yaşanıyor. Bunun sonucunda da çekingenlik, içekapanıklık, aileye karşı direnç gösterme gibi uyumsuz davranışlar ortaya çıkıyor. Gizil dönemde ise cinsel ilgi; çocuksu mastürbasyon, annelik, karı kocalık, hemşirelik oyunları biçiminde sürdürülüyor. Bireyin, üretken döneme saplanma sonucu geliştirdiği kişilik özellikleri, onda üretken kişilik oluşturuyor. Üretken kişiliğin belirleyici özellikleri övünme, aşırı özgüven, özsever kibir, kimi zaman da saldırgan ya da göstermeci davranışlardır.

Yazar: admin

Beybut.com yöneticisi ve yazarı. 17 Ocak 1980'de doğdu. Uluslar arası ilişkiler ve siyaset bilimi, Türkçe öğretmenliği eğitim aldı. 1995 yılından beri, özellikle yazılım konusunda profesyonel çalışmalarda bulundu. Pascal, Delphi, Php, sunucu güvenliği ve optimizasyonu, Seo alanlarında çalışmalar yürüttü. Yerel gazetelerde köşe yazarlığı yaptı. Yazın yaşamına dair yarışmalarda birçok ödül kazandı. Şiir, tarih, psikoloji, felsefe ve siyaset bilimi özel ilgi alanları.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir