Depresyon geçiren birine uygulanabilecek tedavi seçenekleri iki grupta toplanabilir:

  1. Psikoterapi
  2. Biyolojik tedaviler
  • Antidepresan ilaçlar
  • Elektroşok tedavisi
  • Manyetik uyarım tedavisi
  • Işık tedavisi
  • Pille beyin uyarımı tedavisi

Şimdi bunları teker teker inceleyelim.

Psikoterapi

psikoterapi

Psikoterapi, konuşma yoluyla, depresyona yatkınlık yaratan yanlış düşüncelerin ve kişilik özelliklerinin tespit edilip düzeltilmesidir.

Bazı kişiler “Konuşmakla hastalık mı düzelir?” veya “Ben arkadaşlarımla da sohbet ediyorum” diyerek psikoterapiyi önemsiz bir yöntem olarak görürler. Halbuki hafif ve orta şiddette depresyonda psikoterapi, ilaçlar kadar etkilidir. Ağır depresyonda ilaçların, çok ağır depresyonda ise elektroşok gibi daha ciddi girişimlerin üstünlüğü elbette tartışılmaz. Ama ilaç ve elektroşoktan fayda görmeyen çoğu hasta sadece psikoterapiyle inanılmaz düzelmeler gösterir.

Psikoterapinin temel aracı ‘konuşma’dır, ama psikoterapi ‘sohbet’in çok çok ilerisinde bir şeydir. Depresyonun psikolojik nedenleri: Kendine güvensizlik, mükemmeliyetçilik, titizlik, bağımlı kişilik özellikleri, onaylanma ihtiyacı, hayır diyememek, utangaçlık, içine kapalılık, güvensizlik, şüphecilik, narsisizm, siyah-beyaz düşünme tarzı, aşırı genelleme, seçici odaklanma, keyfi çıkarsamalar, kişiselleştirme… Psikoterapide hastada bu anormalliklerden hangisi varsa ortaya çıkarılır, kişiye, alternatif düşünce yöntemleri öğretilir.

Beynini zehirleyen düşüncelerden kurtulan insan, depresyondan da kurtulur. Hatta depresyona zemin hazırlayan kişilik yapısı düzeldiği için, psikoterapiyle sağlanan düzelme daha da kalıcı olur. İlaç kullansın veya kullanmasın, psikoterapi gören kişilerde depresyonun tekrarlama riski daha düşüktür.

Depresyon tedavisinde genellikle 12 ila 20 seans psikoterapi yeterlidir. Ancak sadece birkaç seansta düzelen hastalar olduğu gibi, yıllarca psikoterapiye ihtiyaç duyanlar da olur. Görüşme süresi yaklaşık 50 dakikadır. Seans sıklığı da başlangıçta haftada birdir, düzelme sağlandıkça seans araları uzayabilir.

Depresyonda Biyolojik Tedaviler

Antidepresan İlaçlar

antidepresanlar

Eskiden antidepresan ilaç deyince kişiyi bol bol uyutmaktan başka bir etkisi olmayan, üstelik kullananda bağımlılık yaratan birtakım ‘uyuşturucu’ maddeler anlaşılırdı. Gerçekten de 1950’lere kadar sinir hekimlerinin hastaları uyutmak ve sakinleştirmek dışında yapabilecekleri pek bir şey yoktu. Ancak son 50 yıl içinde bu sahada büyük ilerlemeler kaydedildi. Psikoterapi teknikleri gelişti ve çeşitlendi. Elektroşok ve manyetik uyarım sayesinde beyne uyarı vererek ruhsal bozuklukları gidermek mümkün hale geldi. Özellikle 1980’lerden sonra sinir sistemi ilaçlarının yan etkileri çok aza indirildi ve ihtiyacı olanlar bu ilaçları rahatlıkla kullanabilmeye başladı.

Antidepresan ilaçlar, depresyonu iyileştirmeye yarar. Depresyona girmiş her 100 hastadan 70-80’i başka hiçbir müdahaleye gerek kalmadan, sadece ilaç tedavisiyle düzelir. Kalan %20-30’luk grupta ise psikoterapi veya elektroşok türünden ekstra girişimlere ihtiyaç duyulur.

Depresyon geçiren kişinin beyninde (daha önce açıkladığımız gibi) serotonin, noradrenalin ve dopamin maddeleri azalmıştır. Bunlar duygu ve düşünce hayatımızı düzenleyen maddelerdir. Antidepresanlar bu maddelerin miktarını arttırarak tesirlerini icra eder.

Antidepresan ilaçlar konusunda yanlış bilinen bazı noktaları burada önemle vurgulamak istiyoruz:

  1. Antidepresan ilaçlar beyinde suni bir mutluluk yaratmayıp tam tersine bozulmuş olan dengeyi yeniden sağlar. Antidepresanlar, depresyonu olmayan kişilere fayda getirmez.
  2. Antidepresanlar etkilerini geç gösterir (en erken 2-3 hafta sonra). Arada bir iki hap içerek depresyondan kurtulmak mümkün değildir.
  3. Antidepresan ilaçlar, doktor söylemeden bırakılmamalıdır. Kişi haftalar içinde tamamen iyileşse bile, antidepresan ilaca en az 6 ay devam edilmelidir. Çünkü depresyonun düzeldikten sonraki ilk 6 ay içinde tekrarlama riski yüksektir. Hatta bazen daha uzun süre ilaç kullanmak da gerekebilir.
  4. Antidepresanlar bağımlılık yapmaz.
  5. Antidepresanlar uyuşturucu değildir. Antidepresan hastaya keyif vermez, zaten yukarıda belirttiğimiz gibi etkisi en erken 2-3 haftada başlar.

Bazı antidepresanların uyku ve sersemlik gibi yan etkilerinin olduğu doğrudur. Ancak son 10-15 yılın en mühim tıbbi gelişmelerinden biri, uyku ve sersemlik yapmayan antidepresan ilaç çeşitlerinin artmasıdır. Günümüzde genellikle hiçbir ciddi yan etkisi olmadan, ilaçla depresyon tedavisi yapmak mümkündür.

Antidepresan ilaçlar depresyon dışındaki durumlarda da faydalıdır. Obsesif kompülsif bozuklukta (takıntı hastalığı) ilk tercih edilen ilaçlar, özellikle beyindeki serotonin miktarı üzerinde etki gösteren antidepresanlardır. Ağrı tedavisinde elimizdeki en önemli silahlardan biri yine antidepresan ilaçlardır. Panik bozukluğunda, çocuklarda gece işemelerinde, kadınlarda âdet öncesi gerginlik durumlarında, sigara isteğinin azaltılmasında, erkeklerde cinsel ilişki sırasında erken boşalmanın giderilmesinde ilk başvurulan ilaç bir antidepresandır.

Elektroşok Tedavisi

elektroşok tedavisi

 

Elektroşok (hekimlerin kullandığı tabirle elektrokonvülsif tedavi, kısaca EKT) depresyonun şu ana kadar bilinen en etkili tedavisidir. Bu tedavi, beynin her iki şakak bölgesine, birer elektrotla düşük voltajlı elektrik akımı verilmesinden ibarettir. Son derece yararlı bir yöntem olduğu halde maalesef haksızlığa uğramış ve bilimdışı eleştirilere maruz kalmıştır.

Elektroşok tedavisine yönelen önyargılardan birincisi, acı veren bir girişim olduğudur. Hatta hastalara işkence etmek için sadist sağlık personeli tarafından kullanıldığı bile söylenmiştir. Halbuki elektroşok sırasında hasta en ufak bir acı bile duymaz.

İnsanların elektroşoktan korkmalarının ikinci sebebi, şok sırasında hastanın sara nöbeti geçirmesidir. Elektroşokun sara nöbetine yol açtığı doğrudur. Eski yıllarda, hasta üzerinde sara nöbetine bağlı birtakım olumsuz sonuçlar görülüyordu, ancak o zaman bile bu olumsuz sonuçlar oldukça nadir ortaya çıkıyordu. Günümüzde elektroşok tedavisi genel anestezi altında yapılır, dolayısıyla sara nöbeti görülmez. Verilen genel anestezi de ancak bir iki dakika sürdüğünden, anestezinin yan etkileri de yok denecek kadar azdır.

Elektroşok etrafında bir korku halesi oluşmasının üçüncü sebebi, ‘elektrik’ kelimesinin yarattığı ürpertidir. “Hastaya elektrik veriliyor” cümlesi gerçekten tüyler ürperticidir. Ancak tedavide verilen elektrik, son derece düşük voltajlıdır. Hiçbir zaman tehlikeye meydan verecek kadar yüksek voltajlara ihtiyaç duyulmaz.

Elektroşokun eleştiri almasının dördüncü sebebi, unutkanlığa yol açmasıdır. Gerçekten de bu tedavinin en sık görülen yan etkisi unutkanlıktır. Üstelik bu şiddetli bir unutkanlıktır. Ama bu durum kesinlikle kalıcı değildir. Bir iki ay içinde büyük ölçüde düzelir. Hasta eskiden bildiklerini hiçbir zaman unutmaz. Ancak elektroşokun yapıldığı bir aylık dönemde, o sırada yaşadığı olayları ve öğrendiklerini unutur. Bu dönemi hayat boyu ya hiç hatırlamaz ya hayal meyal hatırlar.

Yine de genelde hastanın hastaneye yatırılmasının gerekmesi, anesteziye ve anestezi uzmanına ihtiyaç duyulması, geçici de olsa unutkanlığa yol açması ve pahalı olması elektroşok tedavisinin dezavantajları arasındadır. Bu yüzden elektroşok tedavisi 1-Başka tedavilerle düzelmeyenlere, 2-İntihar riski olanlara, 3-Ağır depresyon geçirenlere uygulanır.

Bazı kalp hastalarına ve beyninde kitle olan kişilere elektroşok uygulanamaz. Elektroşok yapılamayan hastalara uygulanmak üzere manyetik uyarım tedavisi ve pil tedavileri geliştirilmiştir.

Elektroşok tedavisi genellikle haftada üç gün (gün aşırı) yapılır. Hızlı düzelen hastalarda erken sonlandırılabilirse de, çoğu hastaya en az yedi seans uygulanır. On seans veya daha fazla şoka ihtiyaç duyan hastalar da vardır.

Hastaların çoğu üçüncü veya dördüncü seanstan sonra çarpıcı bir düzelme gösterir. Kısa bir süre önce hayatına kıymaya kalkışmış ağır bir depresyon hastasının üç dört elektrik şokunun ardından hayata dönmesi, neşelenmesi, şakalar yapmaya başlaması şaşırtıcıdır. Beyne nasıl tesir ettiği, hangi yolla fayda sağladığı hâlâ tam olarak anlaşılamayan bu tedavinin beyin fonksiyonlarında önemli bir düzelme yaptığı kesindir.

Elektroşok tedavisi bittikten sonra ilaç tedavisine devam etmek şarttır. Aksi takdirde hastada depresyonun tekrarlama ihtimali çok yüksektir. İlaçtan fayda görmeyen bazı hastalar, hastaneden taburcu olduktan sonra da belli günlerde (mesela haftada bir, iki haftada bir veya ayda bir…) hastaneye gelirler, elektroşok alıp evlerine geri dönerler. Bu uygulama yıllarca devam edebilir. Elektroşok gün aşırı değil de böyle seyrek uygulandığında unutkanlığa yol açmaz.

‘Depresyonun en etkili tedavisi’ diye takdim ettiğimiz elektroşoktan da fayda görmeyen hastalar vardır. Ancak bu hastalar için de hiçbir zaman ümitler tükenmiş değildir. Daha uzun ve yoğun psikoterapiyle, agresif ilaç tedavisiyle, manyetik uyarım veya pil tedavisiyle iyi sonuçlar almak mümkündür. Depresyon, çarenin hiçbir zaman yok olmadığı bir hastalıktır.

Elektroşok şizofreni ataklarında, diğer psikoz türlerinde ve manik depresif hastalığın mani döneminde de yararlı olan bir tedavi yöntemidir. Obsesif kompülsif bozuklukta (takıntı hastalığı) elektroşok yöntemine nadiren başvurulur, yöntemin bu hastalık üzerindeki etkisi ispatlanabilmiş değildir. Panik bozukluğu ve sosyal fobi gibi kaygı bozukluklarında ise pek yararlı değildir ve hemen hiç uygulanmaz.

Manyetik Uyarım Tedavisi

depresyonda manyetik uyarım tedavisi

Elektroşok tedavisinde beyne elektrik akımı verildiğini söylemiştik. Manyetik uyarım tedavisinde ise beyne başka bir akım türü olan ‘manyetik akım’ verilir. Bir cihaz, elektrik akımını manyetik akıma çevirir ve bu akım, 8 şeklinde bir mıknatıs ile sol şakak bölgesine tatbik edilir.

Manyetik akımın en büyük avantajı, vücutta uygulandığı noktadan en fazla 2 santimetre derine gidebilmesidir. Halbuki bilindiği gibi elektrik akımı açısından insan bedeni ‘iletken’dir. Elektrik anında bütün vücuda yayılır (Hatta elektriklenmiş kişiye dokunan diğer vücutlara da yayılır). Manyetik akımla vücudun sadece istenilen noktası uyarılır. Depresyonda uyarılması istenilen nokta, beynin şakak bölgesidir (genellikle de sol şakak).

Dolayısıyla manyetik uyarım tedavisinin yan etkisi çok azdır. Hastaneye yatmak şart değildir, anestezi gerekmez, unutkanlık olmaz; hatta dikkat ve hafızada artış bile sağlanabilir. Ancak beynin küçük bir bölgesinin uyarılması bile bazen sara nöbetine yol açabilir.

Manyetik uyarım tedavisi haftada beş gün uygulanır, en az 15-20 seans sürer, günlük tedavi süresi 10 dakika kadardır. Seans sayısı 30’a çıkınca, hastaların daha büyük bir bölümünde düzelme olduğu gözlenmiştir.

Manyetik uyarım tedavisi Kanada, İsrail ve Avustralya’da standart tedaviler arasında kabul edilmiştir. Amerika ve Avrupa’da ise şimdilik sadece bilimsel çalışmalarda kullanılmaktadır.

1995’ten beri depresyonda kullanılan manyetik uyarım ile ilgili çalışmalara bakıldığında şunu görürüz: Diğer yöntemlerle düzelmeyen hastaların üçte ikisi manyetik uyarımdan yararlanır ve bu uygulamayla kısmi veya tam düzelme gösterir. Bu hastaların diğer tedavilere direnç gösterdiklerini tekrar hatırlatalım.

Hatta bazı çalışmalarda manyetik uyarımın elektroşokla aynı derecede etkili olduğu bile ileri sürülmüştür. Ama başka çalışmalar da, hiç olmazsa ilk haftalarda elektroşokun daha etkili bir yöntem olduğunu ortaya koymuştur.

Bilimsel literatür manyetik uyarımın yararlarını desteklemekle birlikte, yeni bir tedavi yönteminin klinikte uygulanabilmesi için daha fazla veriye ihtiyaç duyulduğunu savunanlar çoğunluktadır.

Işık Tedavisi

ışık tedavisi, ışık terapisi ve depresyon

Sıcak ve güneşli diyarlarda yaşayanların daha mutlu olduğu yönünde yaygın bir inanç vardır. Çoğumuz havanın açık olduğu günlerde kendimizi daha iyi hissederiz, hava bulutluysa karamsarlaşırız. Bazı kişiler sonbahar ve kış aylarında depresyona girerler.

Bütün bu gözlemlerden hareketle, depresyon hastalarına bir tür lambayla ışık verilmiş ve sonuç başarılı olmuştur. Fototerapi adı da verilen ışık tedavisi, depresyonda kullanılabilecek alternatif yöntemlerden biridir.

Pille Beyin Uyarımı Tedavisi

pille beyin uyarımı tedavisi

Pille beyin uyarımı iki ayrı yöntemle yapılır:

  1. Boyna takılan bir pille beyin uyarılır. Aslında boyna takılan pil, ‘vagus’ adlı bir siniri uyarır. Vagus, vücuttaki en büyük sinirdir. Vagusun beyne giden bir dalı uyarılınca, dolaylı olarak beynin serotonin (mutluluk hormonu) salgılayan bölgesi de uyarılır. Bu yöntem Türkiye’de şu ana kadar sadece sara (epilepsi) hastalarına uygulanmıştır. Ancak depresyonda da yararlı olduğunu gösteren güçlü deliller vardır.
  2. Beynin duyguları yöneten bölgesine beyin cerrahı tarafından ameliyat yoluyla pil yerleştirilir. Bu yöntem, şimdilik sadece gelişmiş ülkelerin büyük sağlık merkezlerinde uygulanmaktadır.