Edebiyat ve Medya İlişkisi

Edebiyat ve Medya

19. yüzyılın ikinci yarısında, gazeteciliğin televizyonla birlikte gücünü hissettirmeye başlamasıyla bu alanı bilimsel inceleme ve araştırmalara konu alma gereği ortaya çıktı. Bilindiği gibi “medya” sözü Batı dillerinde “araç”, “aracı” anlamında Latince kökten (Medium) gelir. Bu anlamda alınca, edebiyatın, yazının yayılmasında araç, aracı olan her şey medya kapsamına girer. Elyazmaların çoğaltılmasından tutun da kitaplaşma serüvenine, matbaaya, yayınevleri sorununa kadar her basamakta aracı kuruluşlar medya görevi üstlenmektedir. Ama günümüzde medya, daha çok gazetecilik ve televizyonculuk alanları için kullanılmaktadır.

20. yüzyıl Alman yazar ve şairlerinden Hermann Hesse (1877–1962), “Glasperlenspiel” (Boncukoyunu) başlıklı ütopyasında (1943), 2200 yılından geriye bakarken 20. yüzyılı “gazetecilik çağı” olarak niteleyip küçümser. Hesse’nin “Feulletonistisches Zeitalter” dediği bu çağ, edebiyatın gazetelerin kitap sayfalarına “düştüğü” çağdır. Hermann Hesse’ye göre bu bir düşüştür çünkü okuyucu sayısının artması gazeteciliğin bir bakıma kitaba oranla avantajıdır ama öte yandan bu, kitap okuru düzeyinin gazete okur düzeyine doğru yükseklik kaybetmesini beraberinde getirir.

Edebiyat eserlerinin (roman, tiyatro, senaryo) filme aktarılması, sinemayı da bu bağlamda hatırı sayılır bir medya yapmıştır. Keza radyo, edebiyatın geniş bir kitleye aktarılmasında uzun süre önemli bir rol oynamış, edebiyat türlerinden radyo oyunu, kulağa hitap etmesiyle bu medya türünün edebiyata özel katkısı olmuştur. G. Benn’in (1886–1956) Sprich damit ich dich sehe (Konuş ki seni göreyim) başlığıyla yayınladığı radyo oyunları, radyonun etki gücünün konuşmaya, işitmeye dayalı oluşunu çarpıcı şekilde dile getirir.

Film ve radyoya edebiyatçıların gösterdiği rağbet televizyon konusunda başlangıçta biraz yavaş olmuştur. Televizyon Amerika Birleşik Devletleri’nde yığınlara hitap eden bir yayın aracı olarak kendini kabul ettirdikten sonradır ki Almanya’da 1950’lerden sonra televizyonu kültürel açıdan çokyönlü değerlendirme gereği hissedilmiştir. Filme “düş fabrikası” (Traumfabrik) nitelemesi uygun görülürken televizyon “gerçeklere ya da dünyaya açılan pencere” olarak görülmüştür. Radyoya yüklenen eğitim ve kültür işlevi artık televizyondan da beklenmeye başlamıştır. Radyo oyununun yerini şimdi televizyon dizileri almıştır.

Öte yandan televizyon, seyircisine filmin sinemada tiyatro oyununun tiyatroda verdiğini kendi evinde sunmakta, onun zaman ve mekân kavramlarını yeniden kurgulamaktadır. İsviçreli yazar Max Frisch (1911–1991) televizyon varken artık seyahat ancak balayı için düşünülebilir, der. Globalleşmeye ve Postmodernizme, denebilir ki televizyon büyük ölçüde zemin hazırlamıştır.

1950’lerde televizyon, özellikle de ütopyacı ve fütürist yazarlarca (mesela Samyatin, Orwell, Bradburg) göklere çıkarılırken 20. yüzyıl sonlarına doğru yazarların bu tavırları değişmiş, televizyon kültürüne daha mesafeli bir tutum almaya başlamışlardır. TV’de ticari ölçülerin kültür ve sanat değerlerinin önüne geçmesinin önlenmeyişi bu tutuma yol açmıştır.

1940’larda 1950’lerde Amerika Birleşik Devletleri’nde pozitivist temelde bir iletişim araştırması gelişmişti ve medyanın etkilerini istatistiksel olarak belgelemeyi amaçlıyordu. Oysa 1960’ların ilk yıllarından başlayarak H. M. McLuhan’ın (1911–1980) çalışmaları yeni bir bakış açısı getirmiştir. İngiliz edebiyatı profesörü olan Mc Luhan, modern medya ve iletişim bilimlerinde çığır açıcı üç araştırmasıyla ünlenmiştir. Son iki araştırması The Gutenberg Galaxy (1962) ve Understanding Media. The Extensions of Mané (1964), elektronik medyanın yazılı medya karşısında oluşturduğu karşı kutbu ele alır. The Gutenberg Galaxy’de matbaanın Batı tarihini nasıl etkilediğini ve insan organizmasını nasıl biçimlendirdiğini gösterir. Ortaçağın sözlü kültürü kulağı ve işitmeyi ön plana yerleştirmişken matbaanın icadıyla görme duyusu önem kazanmıştır. Understanding Media başlıklı kitabında bugünkü elektronik medya dünyasına yönelir. Sözlü kültürün elektronik medya sayesinde yeniden keşfi ve gelişmesiyle sınırlar ötesi bir iletişimin, küreselleşmenin mümkün olduğunu savunur.

Medya ile edebiyat ilişkisinde edebiyatın başka alanlarla bağlantısını, onun güdümlülüğünü pekiştirip geniş kitlelere yayma imkânını da göz önünde tutmak gerekir. Edebiyatı belli ideolojileri (Marksizm, Liberalizm, Dincilik, Feminizm vb.) yaymada araç olarak kullananlar için medya büyük bir zenginliktir. Medyanın edebiyat biliminde değerlendirilmesinde edebiyat bilimi kuramları arasında ideolojik kuramlar için bol malzeme vardır. Son zamanlarda medya araştırmaları sözelden çok görüntüsel (visuel) süreçle ilgilenir olmuşlardır. Metin–resim ve bunların karışımının seyirci üzerinde etkisi çözümlenmek istenmektedir. Alımlama araştırmalarının etkisiyle de medya kuramları yeni bir yön kazanmış, medyanın insanları nasıl etkilediği sorusu, yerini insanlar medyayı nasıl değerlendiriyor sorusuna bırakmıştır

admin hakkında 980 makale
Beybut.com yöneticisi ve yazarı. 17 Ocak 1980'de doğdu. Uluslar arası ilişkiler ve siyaset bilimi, Türkçe öğretmenliği eğitim aldı. 1995 yılından beri, özellikle yazılım konusunda profesyonel çalışmalarda bulundu. Pascal, Delphi, Php, sunucu güvenliği ve optimizasyonu, Seo alanlarında çalışmalar yürüttü. Yerel gazetelerde köşe yazarlığı yaptı. Yazın yaşamına dair yarışmalarda birçok ödül kazandı. Şiir, tarih, psikoloji, felsefe ve siyaset bilimi özel ilgi alanları.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*