KPSS 2016 Eğitim Bilimleri Kavramları ve Açıklamaları

2016 KPSS’de çıkan Eğitim Bilimleri ile ilgili kavramların ilk akılda kalanlarını açıklıyoruz.Ayırt etme, Babinski Refleksi, beyin fırtınası, eşleştirme testi, etki yasası, gizil dönem (latent dönem), güdülenme, kimlik kazanma, panel, sempozyum, konferans, sabit aralıklı pekiştirme, sürrealizm…

Eklenmesini istediğiniz kavramları lütfen yorum olarak belirtiniz.

2016 KPSS EĞİTİM BİLİMLERİ SORU ve CEVAPLARI

Ayırt Etme

1. İki ya da daha fazla nesne ve uyaranların yeğinlik, nitelik ve kimlik açısından aralarındaki ayrımı anlama; iki ya da daha fazla uyarıcıyı birbirinden ayıran nitelikleri görme ya da farklı uyarıcılara, bu ayrıma dayanarak farklı tepkiler verebilme; tefrik etme, fark etme. Bu, kuramsal olmaktan çok, uygulamaya yönelik bir tanımdır. Örneğin, işlemsel ya da klasik koşullamada organizmanın uyarıcıları birbirinden ayırt ederek ayırt edici uyarıcıya tepki vermesi, sinyal saptama kuramında kişinin iki sinyal arasındaki farkı ya da sinyallerle parazit arasındaki farklı düzeyleri ayırt edebilmesi gibi bağlamlarda kullanılıyor. 2. Davranışçı yaklaşımın öğrenme ilkelerinden biri. Öteki üç öğrenme ilkesi genelleme, pekiştirme ve söndürmedir.

Babinski Refleksi

http://www.beybut.com/babinski-babinski-refleksi/

Beyin Fırtınası

Bir sorunun çözümü, yeni teknik ve buluşların geliştirilmesi gibi belli bir konuda düşünce üretmek amacıyla kullanılan bir takım tekniği. Teknik, takımı oluşturanların bir arada, özgür bir ortamda akıllarına gelen her şeyi rahatça dile getirmeleri biçiminde uygulanıyor. Beyin fırtınası seansında hiçbir düşünce yasaklanmadığı gibi, hiçbir düşünce de eleştirilmiyor. Dile getirilen her düşünce kaydediliyor ve daha sonra, takımı oluşturan üyeler arasında tek tek tartışılıyor. Reklamcı Alex Osborn’un geliştirdiği bu teknik, üst düzeyde bir düşünme ortamı ve yaratıcılık sağlıyor.

Eşleştirme Testi

(matching test, equating test)

1. Tanımayı gerektiren nesnel bir test türü. Testi alan, iki ya da daha çok sütunda verilen seçeneklerden, birbiriyle ilgili olanlarını eleştiriyor ya da ikişer ikişer birleştiriyor.

2. İncelemelerden elde edilen sonuçlar üzerine etkisi yönünden önemli sayılan değişkenleri ölçmek amacıyla yapılan yoklama; denkleştirme yöntemi. Araştırmacı, bu yoklamadan elde edilen puanları, ölçülen değişken açısından bireyleri denk gruplara ayırmada kullanıyor.

Etki Yasası

İ. E. Thorndike’ın “iyi” sonuçlar veren davranışların yinelenmesine karşılık, “kötü” sonuçlar veren davranışların yinelenmediğini; bunun da organizmanın, çevresinde uygun tepkiler vermeyi nasıl öğrendiğinin evrimsel açıklamasına temel oluşturabileceğini açıklayan kuramı.

Gizil Dönem (Latent Dönem)

7 ile 10-11 yaşları arasında yaşanan bu dönemde karşı cinse yönelim sürmekle birlikte, çocukta libido dürtüsü yavaşlıyor ve toplumsallaşma hız kazanıyor. Çocuk, Oedipal dönemde anne baba ve akraba aşkının yasak olduğunu deneyimleriyle çözümlüyor ya da o eğilimlerini bastırıyor. Ailenin iyi, kötü, doğru, yanlış dediği değer yargılarını içselleştirerek üstbenliğinin gelişimini tamamlıyor. Bu döneme dek çocuk, dışardan gelen kurallara ilişkin uyarıları benimsemeye çaba göstermişken, bu dönemde ideal benlik oluşturup belirginleştirme yolunda çaba gösteriyor. Libido ile ilgili dürtülerini bastırmış olduğu için, bu dönemde bütün gücü ve merakıyla öğrenmeye yöneliyor. Önceki dönemlerde çocuk, duygusal gereksinimlerine daha çok özsevercilikle doyum bulurken ergenlik dönemine girince özseverci duygularının bir bölümünü, gerçek nesnelere yöneltmeye başlıyor. Cinsel çekicilik, grup etkinlikleri, toplumsallaşma, bir mesleğe yönelme tasarımı ve yuva kurma isteği güç kazanıyor. Çocuk, toplumsal gelişimle gerçeklere yöneldikçe öbür insanlara özgeci kişi olarak yaklaşan bir yetişkin olma yoluna giriyor.

Güdülenme

İçsel isteklerin ya da dışsal olayların belirlediği gereksinimi gidererek hedefe ulaşmak için organizmanın davranıma hazır duruma gelmesi; motive olma, motivasyon. Güdüler (gereksinimler) organizmada belli bir yöne doğru etkinlik artışına yol açıyor. Aç, susuz organizma, yiyeceği, suyu elde etmek için çaba gösteriyor. Başarı gereksinimi duyan kişi, başarılı olma yolunda uğraşıyor. Gereksinimin karşılanması, etkinliğin azaltılmasına ve güdülenmiş olma durumunun ortadan kalkmasına ya da kişinin, başka bir güdünün doyumu (başka bir gereksinimin giderilmesi) için başka hedeflere yönelmesine neden oluyor. Örneğin, istenen nesneye yaklaşılıyor; istenmeyen nesneden uzaklaşılıyor. Anlaşıldığı gibi güdülenme, çekici olduğu kadar da engelleyicidir. Ulaşılmak istenen hedef, olumlu ya da olumsuz olabiliyor. Olumlu hedef, organizma için edinilmesi gereken bir sonuç; olumsuz hedef ise kaçınılması gereken bir nedendir. Güdüler ya doğuştan geliyor ya da öğreniliyor. Açlık, susuzluk, cinsellik, analık, merak, yeterli olma gibi birincil güdüler, doğuştan geliyor. Başarılı olma, toplumsal onay alma, birlikte olma gibi güdüler, edim, tepki, öykünme gibi çeşitli öğrenim yaşantıları ile sonradan öğreniliyor.

Kimlik Bilinci Kazanma ve Ruhsal Olgunluk

Ruhsal olgunluğa erişenler de erişmemiş olanlar da belirli bir kimlik geliştiriyor ve bu kimliği, “kendileri” olarak benimsiyorlar. Bu olgu, kişilik gelişiminin doğal bir sonucudur. Ancak, ruhsal olgunluğa ulaşmış kişi, ruhsal yönden yeterince olgunlaşmamış kişiden farklı olarak, kendi kimliğinin bilincinde oluyor; kendi kimliğini daha tutarlı olarak yaşıyor. Kendisini başkalarının da kendisi gibi algıladığına inanıyor. Bu konudaki kestirimi genellikle doğrudur. Çünkü olgunlaşmış kişi, gerçekçi ve bütünlenmiş bir kişiliğe sahiptir. Olgunlaşmamış kişinin ise, kendisinin tanıdığı benliği ile toplumsal benliği arasında önemli bir ayrım vardır. Ruhsal yönden olgunlaşmamış kişi, yetişkin insanın duygusal, toplumsal ve cinsel işlevlerini sağlıklı biçimde yerine getiremiyor. Olgun insan, kendini seviyor; ama, bu sevgi, bencil ve ben odaklı değildir. Onun kendine duyduğu sevgi ve saygı, ilgisinin sınırları, öbür insanların tümünü içine alacak genişlikte ve yoğunluktadır. Olgun kişinin, öbür kişilerle yakın ve sıcak ilişkiler kurabilmesinin nedeni, kendini sevebilmesidir. Başka insanları sevmesi, kişinin kendini sevmesine; kendini sevmesi de başka insanlarca sevilmesine bağlıdır.

Kişi ruhsal olgunluğunu, gelişimi boyunca karşılaştığı duygusal ve toplumsal görevlerle başa çıkmakla kanıtlıyor. Her gelişim döneminin kendine özgü bir doyum biçimi ve üstesinden gelinmesi gereken sorunları vardır. Beklenen, bunların tümünün değilse de büyük çoğunluğunun çözüme kavuşturulmasıdır. Yaşamı boyunca karşılaştığı bedensel, bilişsel, devimsel, toplumsal, duygusal ve cinsel sorunlarının tümünü çözüme kavuşturmuş olan insan, zaten görülmemiştir. İçinde yaşanılan ortamın koşulları, gelenek ve görenekleri, kimi görevlerin gerçekleştirilmesine engel oluyor. Bu nedenle, ruhsal olgunluğa ulaşmış olan insanların ruhsal dünyalarında da kimi saplantıların varlığı ve bunların kimi gerilemelere yol açması doğaldır. Ancak bunlar, o insanlara ruh hastası dedirtecek düzeyin çok altındadır. Ayrıca, her insanın ruhsal bozukluk geliştirebilme yeteneği olduğu bir gerçektir. Bununla birlikte, en zor koşullarda bile genellikle dengelerini korumayı, olumsuz tepki göstermemeyi başaran kişilerin, benliği güçlü kişiler oldukları da unutulmamalıdır. Özetle ruhsal olgunlaşmaya, kimlik bilinci kazanmaya ve benliği güçlendirmeye bir süreç olarak bakılmalıdır. Olgunlaşmış olmanın en önemli ölçütü, kişinin gizilgüçlerini ortaya çıkarma çabasını sürdürmesidir. Kişinin aralıksız gelişimini bu süreç sağlıyor. Yinelenmeyen her yanılgı, edinilmiş deneyim niteliğinde olduğu için, kişinin başarıları, öbür kişilerin de yararlanabileceği sonuçlar olarak ortaya çıkıyor. Böylece kişi, kendisini ve dünyasını sürekli bir gelişim ve bütünlük içinde yaşayıp gitme olanağını elde ediyor.

Konferans

1. Yeri, zamanı, konusu ve konuşmacısı daha önceden duyurulan; çoğunlukla bir kişinin konuşmacı olarak katıldığı herkese açık toplantı. 2. Bir sorunun çözümlenmesi amacıyla, sorunun niteliğine bağlı olarak Ulusal ya da uluslar arası düzeyde yapılan ve konunun uzmanları ile o konuda karar almaya yetkili kişilerin katıldığı toplantı.

Panel (Açıkoturum)

Toplumun büyük bir kesimini ilgilendiren ve üzerinde görüş birliğine varılmasında yarar umulan belirli bir konuyu birden fazla konuşmacının dinleyiciler önünde tartıştığı toplantı; panel. Açıkoturumda birçok konuşmacı bir konuyu tartışabileceği gibi birbiriyle ilişkili, bir bütünün parçaları niteliğindeki konuları da tartışılabiliyor.

Sabit Aralıklı Pekiştirme

İşlemsel koşullamada dört temel kısmi pekiştirme düzeninden biri. Pekiştireçler, deneğe önceden belirlenen düzenli aralıklarla veriliyor. Bu pekiştirme düzeninde gerekli süre (aralık) sabittir. Bu süre genellikle son pekiştirmenin bitiminden başlanarak ölçülüyor.

Sabit Oranlı Pekiştirme

İşlemsel koşullamada dört temel kısmi pekiştirme düzeninden biri. Bu pekiştirme düzeninde, istenen davranış önceden belirlenen sayıda yinelendikten sonra pekiştireçler veriliyor. Bunda, gerekli yineleme sayısı sabittir.

Sempozyum

Belli bir konuyla ilgili olarak birçok konuşmacı ya da uzmanın hazırlamış olduğu bildirileri, bir dinleyici topluluğu önünde sundukları, çeşitli yönleriyle ele alıp tartıştıkları, herkese açık bilimsel toplantı.

Sürrealizm

(Eğitim Bilimleri açısından): (gerçeküstücülük) 20. Yüzyılın ikinci çeyreğinde, daha çok sanat ve edebiyat alanında etkili olan ve siyasal, toplumsal, ahlaksal ya da estetik bir kaygı taşımadan, düşüncenin tümüyle özgürleştirilerek insan zihninin engelleyici mekanizmalardan arındırılması sonucu üretilecek düşünsel ve sanatsal ürünlerin ancak insanın gerçekliğini yansıtabileceğini savunan akım.