Aşkın Tanımı ve Gerçek Aşk Nedir?

Aşkın tanımı ve gerçek aşkın ne olduğu üzerine psikososyal değerlendirmem. Kimi kez sevgiyle yakın anlamlarda kullanılsa da sevginin daha ötesinde, ondan daha yoğun ve hastalıklı bir duyguyu anlatmak için kullanılan bir kavram. Yoğun bir biçimde sevdiği kişiyi insanın özellikle başlangıçta kendisi gibi algılaması, çoğu kez nedenini bilmeden, onunla ortaklık kurma isteği duymasına yol açıyor. Bu yoğun, sıra dışı sevginin başladığı ve sürdüğü dönemde kişi, sevdiğini varlığına katmayı, kendisini de tümüyle sevgilisine vermeyi ve iki varlığın bir bütün olmasını istiyor. Görüldüğü gibi, bu anlamdaki aşk, insan gereksinimleri açısından gerçekleşmesi olanaksız bir özlemdir.

Aşkı aşırı yoğun bir duygu biçiminde yaşayan kişi, âşık olduğu kişiyi ayrıntılı olarak tanımayı bekleyemiyor; böyle bir gereksinimi duymuyor. Ancak, birbirine âşık olanlar, eğer zamanla birbirini yakından ve ayrıntılı olarak tanıyıp birbirinin özel gerçekleriyle yüzleştikten sonra da aralarındaki güçlü sevgi ve bağlılığın varlığını koruduğunu görürlerse bu birliktelik ömürlük oluyor.

Zamanın bitirdiği, gerçek aşk değil, var olduğu sanılan aşktır. Gerçek aşk, bir iki şey dışında, kendisi için her şeyden vazgeçilebilen bir duygudur. Aşk denen tutkuyu yaşayan kişi, tutkun olduğu kişiye kavuşsa bile, zaman içinde bu tutku değişikliğe uğruyor. Çünkü bu yoğun duygu, insanı çok yüksek devirli bir yaşamın içine sokuyor. Oysa insan bedeni, uzun süre yüksek devirde yaşayamıyor; bir süre sonra bu devir düşüyor. Kişi, bir süre sonra kendine dönme isteği duyuyor ve eşine, o ilk duygularla bağlılıktan kurtulmanın yollarını arıyor. Onda eksikler, kusurlar görmeye; onu kendisinden soğutacak durumlar yaratmaya başlıyor. Eşinin varlığı, duygu ve düşünceleri, eski değer ve önemini yitiriyor. İşte bu noktada ya ortak değerler oranında bir anlaşma gerçekleştirilerek birliktelik sürdürülüyor ya da ilişki bitiyor. Öyleyse hastalıklı âşığın, eşini artık eskisi gibi sevmediği biçimindeki yorumda gerçeklik payı vardır. Çünkü onun başlangıçta tutkuyla bağlandığı kişi, gerçekte bu kişi değildi. O, düşsel katkıları da barındıran bir sevgiliydi. Kişi, tutkuyla bağlanma aşamasında onun, tam düşlediği sevgili olduğunu sanmıştı. Birlikte yaşadıkça onu iyi-kötü, güzel-çirkin, güçlü-zayıf, hoş ve hoş olmayan yanlarıyla; yani, gerçekliği ile tanıyınca büyü bozuldu ve tutkulu aşkın yerini, biraz da düş kırıklıkları almaya başladı.

Gerçek bir aşkla birbirine bağlanan sevgililerin de birbirini her zaman aynı yoğunlukta sevmeleri söz konusu olamaz. İnsan, çok sevdiği kişiyi bile, zaman zaman kendi varlığından kendini az ya da çok uzaklaştıran birisi gibi görebiliyor. Onun için, eşler, Horney’ın belirttiklerini anımsayarak sağlıklı bir kişinin de zaman zaman kendini arayabileceğini akıllarından çıkarmamalı ve bu insan gerçeğini saygıyla karşılamalıdırlar.

Aşk çılgınlığı: (erotomania) Cinsel istek ve davranışların hastalık derecesinde abartılması, cinsellik ile aşırı uğraşma.