II. Osman Dönemi

II. Osman’ın tahta çıkışı, Lehistan ilişkileri ve Hotin seferi, ıslahat planları, cariyelerle evlenme geleneğini bozması, hataları, tahttan indirilmesi ve öldürülmesi.

II. Osman’dan Önce Saltanat Sistemi Değişikliği

I. Ahmed, 1603’te tahta çıktığı zaman 13 yaşındaydı ve çocuğu yoktu. Bu yüzden önceki padişahların tahta çıktıkları vakit kardeşlerini öldürmeleri adetini uygulamadı. Çocuğunun olup olmayacağı belli olmadığından dolayı hanedanın devamını garanti altına almak için hayattaki tek erkek kardeşi olan Şehzade Mustafa’yı öldürmedi. I. Ahmed, şehzadeleri olunca Mustafa öldürtmek istendiyse de devlet ricali ve halk tarafından bu davranış uygun bu­lunmadığından gerçekleştirilemedi. Bunda I. Ahmed’in babası III. Mehmed’in tahta çıktığı sırada 19 kardeşini öldürmesinin asker ve halk üzerinde bıraktığı menfi duyguların tesiri vardı.

I. Ahmed 1617’de öldüğünde devlet ileri gelenlerinin mutabakatıyla, o zaman 14 yaşında bulunan büyük oğlu Osman yerine, ölen padişahın hayatta kalan kardeşi Mustafa tahta çıkarıldı. Bu zamana kadar saltanat babadan oğula geçerken, artık ailenin en büyüğü (ekberiyyet sistemi) tahta çıkmaya başlamıştı. Böylece Osmanlı saltanat veraset sisteminde yeni bir dönemin kapıları açıldı.

II. Osman’ın Tahta Çıkışı

Tahta çıkışı ve tahttan indirilmesi: 26 Şubat 1618 – 10 Mayıs 1622

I. Mustafa’nın aklî dengesi bozuk olduğundan devlet işlerini valide sultan idare ediyordu. Doktorlar onu tedavi etmeye çalıştılar, ancak bir netice ala­madılar. Devlet yönetiminde büyük söz sahibi olan Darüssaade Ağası Mustafa Ağa böyle aklı hafif bir padişah ile devlet idare edilemeyeceği kanaatini taşıdığı için, I. Mustafa’nın akılsızca ve gülünç durumlarını, hatta bütün şehzadeleri öldürmek istediğini etrafa yayıyordu. I. Mustafa’nın tahttan indirilmesi için uygun zemini hazırlayan Mustafa Ağa, veziriazamın İran seferinde bulunduğu esnada şeyhülislam ile sadaret kaymakamını da bu hususta ikna etti. Askerlere maaş (ulûfe) dağıtılmasından dolayı Divan-ı hümayûn’un toplandığı gün, I. Mustafa’yı dairesine kilitleyerek, şehzade Osman’ı tahta çıkardı. I. Mustafa’nın taraftarlarını da, askerlerin padişahı tahttan indirmek için geldiklerini söyleyerek korkuttu. Böylece, bir emr-i vaki sonucunda I. Mustafa 97 gün sonra tahttan indirilerek, yerine I. Ahmed’in en büyük oğlu Osman geçirildi.

Lehistan’a Karşı Hotin Seferi

II. Osman, valide sultan, Darüssaade Ağası Mustafa Ağa ve hocası Ömer Efendi’nin tesiri altında bulunmakla birlikte, genç yaşına nispetle atak bir yapıya sahipti. Babasının ölümünden sonra kendi yerine amcasının tahta çıkarılmasını hazmedememişti. Bu işe vesile olanlardan Sadaret Kaymakamı Sufî Mehmed Paşa’yı azletti. Şeyhülislam Esad Efendi’nin ise yetkilerini azalttı.

Tahta çıktığı sırada devam eden İran savaşları 1619’da yapılan antlaşma ile bitirildi. Ancak kuzeyde yeni bir tehdit belirmişti. Lehistan sınırında bulunan Osmanlı toprakları ile Karadeniz kıyıları Kazaklar’ın tehdidi altındaydı. Kazak­lar, Osmanlı topraklarına girip yağma faaliyetlerinde bulunduktan sonra Leh topraklarına sığınıyorlardı. Lehistan ise Kırım Tatarları’nın baskısı altındaydı. Bu sırada görevden alınan Boğdan Voyvodası Gaspar’ın isyan ederek Lehistan’a sığınması ortamı iyice gerdi. Özi Beylerbeyi İskender Paşa, asi voyvodayı ele geçirmek için harekete geçtiği zaman karşısında Gaspar’ın askerleriyle birlikte Leh kuvvetlerini de buldu. 1620 Ağustos’unda Yaş civarında meydana gelen savaşta Osmanlı ordusu büyük bir zafer kazandı. Leh kuvvetleri barış antlaş­ması imzalamak istediler, ancak Kırım Tatarları’nın buna yanaşmaması üzerine savaşa devamla, kalan Leh ordusu da Turla Nehri’ni geçerken yok edildi.

Bu zafer II. Osman’ın ecdadı gibi cihangir olup, şöhret kazanma arzusuna kapılmasına sebep oldu. Kazak meselesi dolayısıyla Lehistan’a bir sefer düzen­lemek isteyen Veziriazam Ali Paşa da padişahı böyle bir savaşa yönlendirdi. Lehistan’a karşı bir savaşın havasına giren padişahın yanında, artık kimse sulh lafını edemiyordu. Devlet ricalinin ve İngiliz elçisinin çabaları bir netice vermediği gibi, Lehistan Kralı’nın gönderdiği elçi İstanbul’a dahi giremedi.

Genç Osman, Lehistan seferi sırasında kendisinden 4 ay küçük olan kar­deşi Şehzade Mehmed’i öldürttü. Ancak bu iş için devrin Şeyhülislamı Esad Efendi’den müsaade alamadı, Fetvayı şeyhülislamlıkta gözü olan Rumeli Kadıaskeri Kemaleddin Efendi verdi. Devrin kaynakları Şehzade Mehmed’in öldürülmeden önce şu bedduayı ettiğini yazarlar; “Osman Allahdan dilerim ki ömr ü devletin berbad olup, beni ömrümden nice mahrum eyledin ise sen dahi saltanat süremeyesin”.

1621 Nisan’ında İstanbul’dan yola çıkan Osmanlı ordusu, Turla Nehri’ni geçerek Hotin Kalesi önüne geldi. Yolda bir kısım yeniçerilerin firar etmesi üzerine, bahşiş verme bahanesi ile yoklama yapılarak, kaçanlar tespit edildi. Bu durum yeniçeri subayları arasında huzursuzluk yarattı. Osmanlı ordusu Hotin önlerinde iken Leh ordusu da gelerek savaş vaziyetine geçti. Genç pa­dişahın bütün çabalarına rağmen, askerin gayretsizliği yüzünden Leh ordusu siperlerinden sökülüp atılmadı. Bir ay kadar süren çatışmalardan bir sonuç çıkmadı. Bu arada Lehistan içlerine akına giden askerler bu ülkeye büyük zararlar verdiler. Bir netice alınamayacağı anlaşılınca, Eflak voyvodasının aracılığı ile iki devlet arasında sulh yapıldı. Asi Boğdan voyvodasının Lehlilere verdiği Hotin, Osmanlılar’a iade edildi. Lehistan, daha önce Kırım’a verdiği yıllık 40.000 altını da vermeye devam edecekti.

II. Osman’ın sefer öncesinde kurduğu hayallerin hepsi boşa çıkmıştı. Yeniçerileri büyük bir zafer kazanamamasının sorumluları olarak görüyordu. Bu savaş, padişahla yeniçerilerin arasına soğukluk girmesine sebep oldu ve bu durum gün geçtikçe daha da kötüye gitti.

II. Osman’ın Islahat Planları

II. Osman, İstanbul’a döndükten sonra yeniçerilere çeki düzen vermek veya yeni bir ordu kurmak düşüncesine kapıldı. Tebdil-i kıyafet gezerek, uygun­suz durumda yakaladığı yeniçerileri cezalandırıyordu. Suriye’de, Türkler’den ve Araplar’dan müteşekkil yeni bir ordu oluşturmak için hazırlıklar yaptığı hususunda devrin kaynaklarında bazı bilgiler varsa da, bunun mahiyeti tam olarak belli değildir.

Kızlarağası Süleyman Ağa ile hocası Ömer Efendi genç padişahı hacca gitmek bahanesi ile İstanbul’dan ayrılmaya teşvik ediyorlardı. Veziriazam Dilaver Paşa da bu duruma ses çıkarmıyordu. Ancak Şeyhülislam Esad Efendi padişahın bu hareketine şiddetle karşı çıkarak, “Padişahlara hacdan ziyade adalet ile hükmetmek gerekir. Kaldı ki bir fitne çıkması ihtimal dahilindedir” demiştir.

Padişahların Sadece Cariyelerle Evlenme Geleneğinin Bozulması

Osmanlı hanedanı ilk başlarda Germiyanlı, Candarlı, Dulkadirli gibi beylik­lerden kız almış, ülke içerisinde başka bir köklü ailenin kızları ile evlenme yoluna da gidilmemişti. XVI. yüzyıldan itibaren Anadolu’daki beyliklerin tamamen orta­dan kalkması ve harem-i hümayûnun iyice kurumlaşması ile birlikte padişah ve şehzadelerin sadece cariyelerle evlenmesi adet haline geldi. Bu durumu ilk defa bozan II. Osman oldu. Şeyhülislam Esad Efendi ve Vezir Pertev Paşa’nın kızları ile evlendi. Ancak padişahın saray dışından, cariye olmayan ve hür doğmuş Türk kızlarıyla evlenmesi halk ve devlet adamları tarafından hoş karşılanmadı. O, bu davranışıyla bir geleneği yıkıyordu. Oysa Osmanlı İmparatorluğu statükocu bir devlet idi ve gelenek haline gelmiş bir durumun değişmesine iyi gözle bakılmazdı. Bu evliliklere kızını aldığı Şeyhülislam Esad Efendi dahi karşı çıkmıştı. Esad Efendi, Osmanlı tarihinin en önemli simalarından ve büyük bir ulema soyu­nun başı olan Hoca Saadeddin Efendi’nin oğluydu. XVII. yüzyıl yazarlarından Ataî, bu evliliği Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusu Osman Gazi’nin, Şeyh Edebali’nin kızı ile evlenmesine benzetir. Genç padişahın bu evlilikleri, hane­danın bilhassa soylu kadınlarla nikah kıymaktan kaçınma geleneğinden şiddetli bir kopuş oldu, ancak bu durum daha sonraki hükümdarlar tarafından devam ettirilmedi.

II. Osman’ın Hataları

Genç padişahın en önemli hatası kendisini sıradanlaştırmasıydı. Padi­şahın halk gözündeki şerefini yücelten teşrifat kurallarına uymaması halk ve devlet adamları tarafından eleştirilmiştir. Osmanlı tebaasının bu yüzyılda hükümdara sadakati, artık kişiden soyutlanıp hanedana bağlılık haline gelmişti. Bu yüzden padişahın halkın gözündeki yeri kazandığı zaferler ve onu kutsallaştıran protokol kurallarını uygulaması, yani haşmeti ile belli oluyordu. Hükümdarın halktan soyutlanmış ve herşeyin üzerinde olması gerektiği düşünülüyordu.

Padişahın halka görünmeden görünmesi gerekirken Genç Osman alenen ortaya çıkıp, meyhanelerde yeniçeri kovalayıp, bir kısmını dövdü veya hançerle yaraladı. Bu durum da padişahın asker ve halk gözünde sıradanlaşmasına sebep oldu. 1621-1628 yılları arasında İstanbul’da elçilikte bulunan İngiliz Thomas Roe’nin, II. Osman’ın tahttan indirilmesi konusundaki görüşleri bu durumu açıkça gösterir: “Eğer sokaklarda ve meyhanelerde kendisine yaraşmayacak işler yaparak, askerleri küçük hataları yüzünden kollukçular gibi tutuklaya­rak, sadece görülecek ve korkulacak bir tür insanüstü varlık olması gereken kendi şahsını sıradan, basit ve onlar tarafından hor görülür hale getirerek azamete eşlik eden korku ve saygıyı baştan yitirmeseydi, padişah bu kadar aşağılara düşmezdi”.

II. Osman’ın diğer bir hatası ise savaşta cesaret gösterip, düşman öldüren veya esir alan askerlere karşı cimri davranmasıydı. Lehistan seferi sırasında düşmana kayıp verdirenlere ve esir getirenlere, önceki padişahlara nazaran oldukça az bahşiş vermesi, padişahlarda bulunması gereken ve onu yücelten cömertlik özelliğine uymamıştı. Harem ağalarının verilen bahşişten memnun kalmayan askerlerle “etirdiğiniz baş bir akçeye değer mi” şeklindeki alayları da, yeniçeri ve sipahların izzet-i nefsini kırmış ve onları gücendirmişti. Yine genç padişahın Lehistan seferi sırasında yeniçeri subaylarına güvenmeyerek, askeri tek tek önünden geçirterek saydırtması, yeniçeri subaylarını da incit-mişti. II. Osman’ın gençliğinden dolayı aşırı dik kafalı olması, kendi etrafındaki iki-üç kişiden başka kimseye itibar etmemesi, yerleşmiş geleneğin aksine saray dışından soylu bir ailenin kızı ile evlenmesi ve ortalık karışmış iken hala hacca gitmek için ısrarcı olması sonunu hazırlayan diğer hatalarıdır.

II. Osman Tahttan İndirildi

II. Osman tepkilere aldırış etmeden, hacca gitmek için otağını Üsküdar’a geçirince sipahi ve yeniçeriler ayaklanarak, Ağa Kapısı’nda toplandılar. Halk ve ulemanın aşağı kesiminden kimseler ile donanma askerleri de asilere katıldı. Asiler padişahın hocasının, kızlarağasının ve veziriazamın kellelerini istiyorlardı. Padişah durumu görünce hacdan vazgeçti. Ancak öldürülmesi istenen kişileri vermedi. Bu taleplerinin kabul edilmemesi üzerine isyan eden askerler, saraya girerek her tarafı yağmaladılar. Asiler hiçbir mukavemet görmeden sarayın üçüncü kapısından geçerek, avluya doldular. Bu sırada bir ses “Sultan Mustafa’yı isteriz” diye bağırdı. Artık askerlerin yeni bir gayeleri vardı. I. Mustafa aranıp, bulundu ve hapis tutulduğu yerden alınarak sarayın dışına çıkarıldı.

Asiler şehirdeki konakları yağmalayıp, hapishaneleri boşalttılar. Genç Os­man durumun vahametini kavrayınca veziriazam ve kızlarağasını askere teslim etti. Ancak bu kişileri parçalayarak öldüren, yeniçeriler tatmin olmamışlardı. Padişahın yeni atadığı veziriazam ve yeniçeri ağasını da kabul etmeyerek, onların evlerine saldırdılar.

Askerler, I. Mustafa’yı padişah olarak tanıdıklarını ilan etmişlerdi. Sarayda tek başına ve çaresiz bir durumda kalan padişah Üsküdar’a geçerek, Bursa’ya gitmek istedi. Maiyetinde son kalanlar ise Ağa Kapısı’na sığınmasını tavsiye ettiler. Padişah isyana sipahi ve ulemanın da katıldığını ileri sürerek bunu kabul etmediyse de, daha önce sarayın kapılarını açık bırakan gizli el kaçmak için kullanılabilecek kayık da bırakmamıştı. Bu durum karşısında yeniçeri ocağına sığınmaktan başka bir çaresi kalmayan genç padişah, yatsı namazından sonra Ağa Kapısı’na gitti.

II. Osman Nasıl Öldürüldü?

Yeniçeri Ağası Ali Ağa, askerlere padişahın vaatlerini bildirince, onlar da görünüşte bunları kabul etmiş gibi davrandılar. Fakat ertesi sabah Ali Ağa, askere bahşiş için geldiğinde, sözlerini bitirmesine fırsat verilmeden öldürüldü. Bu sırada I. Mustafa’nın annesi kontrolü eline alıp, yeni bir veziriazam ve yeni­çeri ağası tayin etti. II. Osman’ın yerini bulan askerler onu oradan alarak, başı açık ve sırtında sadece bir elbise bulunduğu halde Orta Camii’ne götürdüler. Yeni Veziriazam Davud Paşa, Genç Osman’ı hemen öldürmek istediyse de, yeniçeri ileri gelenleri ona engel oldular. Genç padişah hapis tutulduğu yerdeki dışarıya bakan bir pencereden askere hitap etmişse de, asiler artık onu halife ve padişah olarak istemediklerini, ancak öldürülmesine de rızalarının bulun­madığını söylediler. I. Mustafa saraya götürülerek, cülûs merasimi yapılıp, o günkü Cuma namazında hutbe onun adına okundu.

II. Osman hapis tutulduğu yerden alınarak büyük bir toplulukla, pazar arabası içinde türlü hakaretler edilerek, Yedikule’ye götürüldü. Asker da­ğıldıktan sonra Veziriazam Davud Paşa ve yanındakiler onu katletmek için harekete geçtiler. Genç Osman onlara karşı koyduysa da boynuna atılan bir kementle yakalanıp, boğuldu. Osmanlı tarihinde ilk defa bir padişah idare ettiği insanlar tarafından öldürülüyordu. Onun ölümü ile devlet tam bir kargaşa ortamının içine girdi ve IV. Murad dizginleri eline alana kadar bu durum devam etti.

II. Osman’ın Öldürülmesine Tepkiler

Genç Osman’ın öldürülmesi birçok kesim tarafından hoş karşılanmadı. Ye­niçeriler “padişah katili” olarak görülüyordu. Bu duruma en sert tepki Erzurum Beylerbeyi Abaza Mehmed Paşa’dan geldi. Padişahın kanını dava ederek isyan etti ve Erzurum’daki yeniçerileri imha etti. II. Osman’ın ölümünden sorumlu tuttuğu yeniçeri ileri gelenlerinden birisine yazdığı mektupta şöyle diyordu: “Sultan Mustafa’nın tahta çıkmasına sevinmem düşünülebilir, zira annesi Abaza’dır. Ancak benim için bunun bir önemi yok”. Kendisine Trablusşam ve Maraş beylerbeyileri de katıldı. Böylece sayıları 30.000’e ulaşan asiler el­lerine geçen bütün yeniçeri, cebeci, topçu gibi ocak mensuplarını öldürdüler. I. Mustafa devrinde isyan bastırılamadı. Abaza Paşa ayaklanması, ancak IV. Murad devrinde onun af dilemesi üzerine bitirilebildi.

II. Osman İlk Türk Reformcusu mudur?

II. Osman genellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun yapısındaki zayıflamayı görüp, bunu gidermek için çare ararken yenilikleri istemeyenler tarafından öldü­rülmüş ilk reformcu olarak bilinir. Ancak onun bu imajı yapmak istediklerinden dolayı değil, XIX. yüzyıldan itibaren tarihçilerin kendi zamanlarındaki durumu geçmişe taşımaları ile meydana gelmiştir. Halbuki Genç Osman’ın döneminde yazılmış tarih kitaplarında, onun yapmak istediği iddia edilen ve maddeler halinde sıralanan reform hareketlerinin çoğu zikredilmez. II. Osman’a atfedilen birçok reform düşüncesi XIX. yüzyılda Mizancı Murad Bey ile başlayıp İsmail Hami Danişmend’e varıncaya kadar bu konuyu milliyetçilik cereyanı etrafında ele alan tarihçiler tarafından orijinal bilgiye dayanmadan, kendi tasavvurları çerçevesinde ve kendi zamanlarını referans almaları sonucu oluşturulmuştur. Baki Tezcan’ın dönemin kaynaklarını ve daha sonra yazılanları karşılaştırarak yaptığı araştırmalar sonucunda bu durum açıkça ortaya çıkmıştır.

İsmail Hami Danişmend, II. Osman’ın orduyu Türk unsurlara dayanarak yeniden kurmak istediğini, başkenti Anadolu’ya nakletmek niyetinde olduğunu, din adamlarına devlet işlerinden el çektirmeyi düşündüğünü, harem-i hümayûnu tasfiye etmek, Fatih ve Kanunî zamanlarından kalmış ve artık ihtiyaca cevap vermeyen kanunları kaldırarak, yenilerini yapmak istediğini, hatta kıyafette değişikliği tasarladığını iddia etmekteyse de, bunların hemen hemen hiçbirisi XVII. yüzyılın ilk yarısında yazılmış tarih kitaplarında yer almaz. Sadece II. Osman’ın ordu ile ilgili bazı düzenlemeler yapmak istediğini biliyoruz. Ancak bunun boyutları hakkında ise fazla bir malumatımız yoktur. Sadece başkenti Kahire’ye taşıma niyeti olduğu devrin kaynaklarda zikredilir.