Kardeş Kıskançlığı, Kardeşler Arasında İlişkiler, Anne-Baba Tutumları

Kardeşler arası kıskançlık, rekabet, ilişkiler ve kardeşlerin kişilik gelişiminde anne-baba tavırlarının rolü üzerine.

Kardeş ilişkisi üzerinde, Annenin tutumu ile çocukların toplumsal özellikleri; yani, doğuş sırası, sayısı ve yaş farklarının kardeş ilişkisi ve kişilik gelişimi üzerinde etkendir. Doğuş sırası ve sayısının, çocuk gelişimindeki etkisini ilk kez ayrıntılı biçimde, Adler incelemiştir. Adler’in saptamalarına göre kim ne yaparsa yapsın, kardeşler arasında hep bir yarışma (rekabet) olacaktır. Anne, sevgisini eşit dağıtsa bile, rekabeti tümüyle ortadan kaldıramıyor. Çünkü çocuk, bu tür bir paylaşımda bile, eksik bırakıldığı duygusuna kapılıyor. Yarışma duygusu asıl, eşit bir dağıtım yapıp yapmadığı konusunda kaygı duyan annenin aşırı dikkatlilik ya da ihmalinden kaynaklanıyor. Kaygısız ve dikkatli davranan anneler, bu duyguyu daha kolay azaltıyorlar. Kardeş ilişkilerindeki rolü bu aşamada daha az olan babanın da otoritesi ile annenin davranışını desteklemesi gerekiyor.

Büyük Kardeş Olmak, İlk Çocuk

Büyük çocuk, önce tek çocuk iken tümüyle kendisine ait olan anne baba sevgisini daha sonra dünyaya gelen kardeşiyle paylaşmak; anne baba karşısında yeni bir konum elde etmek durumunda kalıyor. Buna katlanmak, her çocuk için ve her zaman kolay olmuyor. O nedenle çocuğun gösterdiği kıskançlık, olumsuz tepkiler, yetişkinlerce iyi anlaşılmalı ve çocuğun yaşantıları daha da çekilmez duruma getirilmemelidir. Genç anne babalar, deneyimsizlikleri yüzünden özellikle ilk çocuklarına, aşırı hoşgörü ile kızgınlık arasında gidip gelen bir tutumla davranıyorlar. İkinci çocuk geldiğinde büyük çocuk, eğer bu ortama hazırlanmamışsa, kardeşini, anne babasının sevgisini kendisiyle paylaşmak zorunda olduğu bir kişi olarak algılıyor. Bunun yanı sıra, özellikle annesinin ilgisi, biraz da zorunlu olarak azalınca, kendini terkedilmiş gibi duyumsuyor. Oysa o, önceki ayrıcalıklı konumunu sürdürmek istiyor. Bu durumda anne babaya düşen, bu konuda dikkatli davranmak, onun bu ayrıcalık beklentisini desteklememektir. Destekleme durumunda, büyük çocuğun ayrıcalıklı konumu pekiştirilmiş olacak; bunun sonucunda kardeşine tepeden bakmasına, onun oyunlarına katılmamasına; daha da kötüsü, onu baskıyla yönetmeye kalkmasına yol açılacaktır. O nedenle anne baba, büyük çocuğa karşı tutarlı bir davranış sergilemek zorundadır. Anne, daha çok bakıma ve yardıma gereksinimi olan küçük çocuğuyla uğraşmaya dalıp, “Büyük, nasıl olsa kendi işini kendisi görüyor.” düşüncesiyle, ona karşı sevgi ve ilgisini azaltmamalıdır.

Ona aile içindeki konumu, doğru biçimde anlatılmalıdır. Onun sorunları da birlikte çözülmelidir. Büyük çocuğa örneğin, kardeşiyle ilgilenme, onu koruma, kimi gereksinimlerini karşılama görevi verilmelidir. Kendisine yaşının üstünde bir sorumluluk yüklememeye özen gösterilerek toplumsal gelişimi desteklenmelidir. Kıskançlığı körükleyen tutumlardan biri de kardeşleri birbiriyle karşılaştırmaktır. Kendisine ayrıcalık tanınmamak koşuluyla, büyük çocuğun küçük düşürülmemesine özen gösterilmelidir. Bu arada, küçüklerin büyüğe karşı olumsuz davranışlarının izlenip engellenmesi de unutulmamalıdır.

Ortanca Kardeş Olmak

Adler’e göre, ikiden çok çocuklu ailelerin en şanssız çocukları, ortanca çocuklardır. Ortanca çocuk, öbür iki kardeşine göre daha az sevgi görüyor ya da daha az sevgi gördüğünü sanıyor. Onu şanssız kılan, kendini büyük kardeşiyle karşılaştırması ve bunun sonucunda kendini yetersiz duyumsaması; ayrıca, ilgi ve sevginin, küçük kardeşe odaklanışına tanık olmasıdır. Bu nedenle uyumsuz, davranışı bozuk ve suçlu çocuklar, daha çok, ortanca çocuklar arasından çıkıyor. Ortanca çocuk, her zaman bu iki sorunla baş etmeyi başaramıyor. Anne babanın ilk çocuğa oranla, daha ılımlı, hoşgörülü davranışıyla karşılaşmış olsa bile, kardeşleri kadar yetenekli olmadığı inancı yüzünden ortanca çocuk, ileride ya tepkici, başkaldırıcı kişi ya da ezik, karamsar kişi olabiliyor. Çünkü bu çocuk, kuralları bilmediği için büyük kardeşinin oyunlarına katılamıyor; küçük kardeşe de iyi örnek olması gerektiği için olduğu gibi davranamıyor. Sonuçta çareyi, büyüğün ödevlerini; küçüğün de oyunlarını engellemede görüyor ve buna yöneliyor. Bu yöneliş, kurtulmak bir yana, onun daha çok cezalandırılan kardeş olmasına yol açıyor. Cezalandırılmak ise onda çevresindekilere karşı düşmanca duygular yaratıyor. Görevinin bilincindeki okul, çoğu kez, bu olumsuz gidişe son veriyor.

Ortanca çocuğa bir yandan, büyük kardeşle birlikte olma; öte yandan da küçük kardeşi koruma görevini üstlenme olanağını sunuyor. Anne babaya düşen, bu ağır sorunları alt edebilmesi için, ortanca çocuğa, aile içinde bir yerinin olduğunu kanıtlamak; düzeyine uygun işler vererek, bunları başarmasını desteklemek olmalıdır. Anne ve baba, bilinçli tutumlarıyla gerçekte değişmez bir belirleyici olmayan kardeş sırasının yol açtığı sorunları ortadan kaldırabiliyor.

Küçük Kardeş Olmak

Yine çoğu kez ailenin yanlış tutumu nedeniyle, küçük çocuk da belli sorunları yaşamak zorunda kalıyor. Genellikle ailede en çok şımartılan, ailenin ilgi odağı olan küçük çocuk, aile bireylerinin gözünde bir türlü büyütülmüyor. Bu da onun beniçinci (egocentric) olmasına; kendisinden daha güçlü ve yetenekli olan kardeşlerinin yanında, eksiklik duygusu duymasına yol açabiliyor. Bedensel ve zihinsel güç gerektiren ortak sorunların çözülmesinde küçük çocuğun sürekli başarısızlığı, onu ya içine kapanmaya, özgüvensizliğe ya da saldırganlığa itiyor. Büyük kardeşlerinin kendisine yaptığı baskıyı oyunlarda o da arkadaşlarına yansıtıyor. Bu sorunu çözmek de en çok anne babaya düşüyor. Çözümün nasıl gerçekleştirileceği açıktır. Soruna yol açan nedenler ortadan kaldırılmaya çalışılacaktır. Başta, eşit ilgi ve yeterli sevgi dağıtımı gerçekleştirilecektir. Ardından da düzeyine uygun başarılar göstermesi için çocuğa, uygun ortam hazırlamak ve başarma aşamasına dek kendisine destek olmak gerekecektir.

Tek Çocuk Olmak

Anne babanın çalışması, ileri yaşta olması, çocuk büyütme zorluğu, çocuğa bakacak güvenilir kimsenin olmaması gibi nedenlerle kimi aileler, tek çocukla yetiniyorlar. Tek çocuğun beslenme, bakım ve eğitimi, elbette daha kolay oluyor. Ancak, tek çocuk, evde oyun arkadaşı bulamıyor; kız, erkek kardeşlerle birlikte büyüyen çocukların deneyim zenginliğinden yoksun kalıyor. Oyun arkadaşı olmayan çocuk, oyun zevkini tadamadan; sorumluluk yüklenmeyi, paylaşmayı, oyun yoluyla farklı rollere girerek yaşama hazırlanmayı öğrenemeden, tekdüze büyüyor.

Bir çocuk için, annesinin gebelik dönemini, doğumdan sonra çocuğunu emzirişini, ona bakımını izlemek, azımsanacak bir deneyim değildir. Kardeşle birlikte edinilen toplumsal yaşantı, başka hiç kimseyle edinilemiyor. Yalnızca anne baba ve başka yetişkinlerle ilişki içinde büyümek, çocuk için birçok sakınca oluşturuyor. Bu çocuk, bedensel, zihinsel ve duygusal açıdan çok daha yetkin insanlarla yaşadığı için erken olgunlaşmak zorunda kalıyor. Bu olgu, onda her şeyi bilme isteği, taşkınlık, sinirlilik ve sömürülme izlenimi yaratıyor. Anne babasına bağımlılık geliştiren tek çocuk, başkalarıyla özgür ilişkiler kurmakta güçlük çekiyor. Hep yardım görerek büyüme nedeniyle girişkenlikten yoksun kalıyor; bir işi tek başına başaramayacağı kaygısını geliştiriyor. Özgüvensizlik yüzünden, ergenlik dönemini belirsizlik ve yetersizlik duyguları içinde geçiriyor. Arkadaşsızlık, tek çocuğu, arkadaşlarla birlikte edinilen birçok değerden ve farklı gereksinimleri tanımaktan yoksun bırakıyor.

Anne babanın yanlış tutumları ve zorlamaları yüzünden, erken geliştirdiği özdenetim, tek çocuğun normal gelişim dengesini bozuyor. Anne baba, eğer bütün ilgisini tek çocuk üzerinde yoğunlaştırmışsa bu çocuk, her yerde, her zaman o yoğun ilgiyi arıyor; en küçük bir ilgisizlik durumunda sorun çıkarıyor; şımarık, sabırsız, inatçı, başkaldırıcı, baskıcı bir tutum sergiliyor. Tek çocuk olarak büyüyen erkekler ise daha sorunlu oluyorlar. Anne baba, bilinçli davranmayı başarabildiğinde, tek çocuklarını, bu olumsuzlukların birçoğundan uzak tutabiliyor. Bilinçli anne babalar, çocuklarına sakin, dengeli, hoşgörülü ve sabırlı davranmayı başardıklarında, çocuklarının her gelişim dönemindeki gereksinimlerinin karşılanması için uygun ortamlar yarattıklarında, söz konusu sakıncaların çoğunu ortadan kaldırabiliyorlar. Konuya olumlu yaklaşarak çocuklarının oyun ve arkadaş gereksinimini gidermesine fırsat yaratabiliyorlar. Çocuklarına dengeli bir sevgi ve ilgi gösterebiliyor; onu kendi işini kendisi görebilen bir kişi olarak büyütebiliyorlar. Çocuklarının başarısını yakından izleyerek bir sorun çıktığında, önce kendi davranışlarını gözden geçirip gerekirse olumsuz davranışlarını değiştirebiliyorlar. Bu bilinçli ve özenli tutumlarıyla, çocuklarına daha doğal ve sağlıklı bir gelişim ortamı hazırlamış oluyorlar.