Pavlov ve Klasik Tepkisel Koşullama

PAVLOV, İvan Petroviç (1849-1936) Rus hekim, fizyoloji bilgini; sindirim sistemi üzerindeki çalışmalarıyla tanınmış; koşullu rerflekslere ilişkin temel bulgularıyla psikolojide çığır açmış kişi.

pavlovfotoPavlov, Riazan’da doğdu; Leningrad’da öldü. Bir köy papazının oğlu olarak Rizan’da din eğitimi gördükten sonra, 1870’te, sonraki adı Leningrad olan St Pertersburg’daki üniversitenin hukuk fakültesine kaydoldu. Ancak, başta I. M. Seçenov olmak üzere, yapıtlarını okuduğu fizyoloji bilginlerinin etkisinde kaldı ve doğa bilimleri öğrenimini yeğleyerek fizyoloji ve kimyaya ağırlık verdi. 1875’te bu okulu bitirişinden kısa bir süre sonra Tıp ve Cerrahi akadamisinde, daha sonra Askeri Tıp Akademisi’nde Tıp öğrenimine başladı.

Pavlov’un Başarılı Akademik Kariyeri

1879’da tıp okulunu bitirince, aynı kurumda fizyoloji laboratuarının yöneticiliğine getirildi. Bir yandan da doktora çalışmalarını sürdürdü. 1883’te doktorasını tamamladıktan sonra, bir bursla Almanya’ya gitti. Orada iki yıl, Breslau’da H. Heidenhain’ın laboratuarında sindirim sistemi; Leipzig’de de K. Ludvig ile birlikte kardiyovasküler sistem fizyolojisi üzerinde çalıştı. Ülkesine döndüğünde bir süre geçici görevlerde bulunduktan sonra 1890’da Askeri Tıp Akademisi’nin farmakoloji alt bölümünün başkanı oldu. Bu görevi, 1924’e dek sürdürdü. Onun yanı sıra, 1891’de, yeni kurulan Deneysel Tıp Enstitüsü’nün başkanlığını da üstlendi. 1925’te SSCB Bilimler Akademisi yöneticiliğine getirildi. Buraya bağlı olan Fizyoloji Enstitüsü’ndeki çalışmalarını da yaşamının sonuna dek sürdürdü. Pavlov, sindirim sistemi üzerindeki çalışmalarıyla 1904’te Nobel Fizyoloji ve Tıp Ödülü’nü kazandı. 1912’de Légion d’honneur unvanını aldı.

1917 Ekim Devrimi’ni başlangıçta benimsemeyen ve yönetime ilişkin açık eleştirilerini 1930’lardan sonra değiştiren Pavlov’a 1921’de Lenin’in imzasını taşıyan kararla yaşamının sonuna dek bilimsel araştırmalarında güçlü destek sağlandı. Bu, dünyaca ünlü bilim adamının onuruna SSCB Bilimler Akademisi 1934’te Pavlov Ödülü; 1949’da da Pavlov Madalyası koydu. Birçok bilimsel kuruma onun adı verildi.

Pavlov’un Araştırmaları ve Çalışmaları

Pavlov, 60 yılı aşkın süreyi kapsayan araştırmalarında özellikle üç ana konuya ağırlık verdi. Bunların ilki kalp ve kan dolaşımı üstüne araştırmalarıdır. İkincisi sinir sistemi incelemeleri; üçüncüsü de koşullu refleksler (tepkiler) üzerindeki çalışmalarıdır.

Pavlov, son dönem araştırmalarını koşullu refleksler üzerinde yoğunlaştırdı. Bu çalışmaları, psikoloji ve psikiyatriyi derinden etkiledi. Sindirim sistemi araştırmaları sırasında deney hayvanı olarak kullanılan köpeklerde yiyeceğin görülmesiyle birlikte başlayan tükürük salgılamasının temel ve tutarlı bir tepki olduğu anlaşıldıktan sonra, bir tür koşullanmayla gerçekleşen refleks türündeki benzer tepkiler, Pavlov’un laboratuvarında düzenli bir biçimde incelenmeye başlandı. Pavlov, başlangıçta öznel ve psikolojik kökenli diye yorumladığı; bu nedenle de kuşkuyla karşıladığı bu olguyu, nesnel yöntemlerle inceleyebileceğini düşündü. Seçenov, daha önceleri davranışın, genel olarak genişletilmiş refleks kavramıyla açıklanabileceğini ileri sürmüş; üst düzeyde refleksler olarak yorumladığı davranışın, özellikle beyin kabuğunu kapsayan sinirsel refleksler biçiminde gerçekleştiğini belirtmişti. Seçenov’un bu savlarından yola çıkan Pavlov, koşullu refleksleri köpeklerin davranışları düzeyinde inceledi ve bu davranışların temelini oluşturabilecek fizyolojik mekanizmalar ile beyindeki sinirsel etkinliklere ilişkin bir kuram ortaya koydu. Pavlov ve asistanları, hayvanın ağzına her konuluşunda koşulsuz reflekse yol açan et ya da seyreltik asit gibi koşulsuz uyaranların, başka uyaranlarla nasıl eşleştirilerek koşullu reflekslerin oluşturulabileceğini sistemli bir biçimde incelediler.

Klasik Koşullama / Pavlov Koşullaması

Bugün klasik koşullama ya da Pavlov koşullaması diye adlandırılan yönteme göre, zil sesi ya da benzeri koşullu uyaranın hayvana dinletilmesinden kısa bir süre sonra, koşulsuz uyaran sunuluyor ve hayvanın tepkisi ölçülüyordu. Başlangıçta yalnızca koşulsuz uyarana bir tepki gözlemlenirken, koşullu uyaran ve koşulsuz uyaranın sık sık eşleştirilerek hayvana algılatılması sonucu, koşullu uyaran da bir reflekse (koşullu reflekse) yol lmış fizyoloji araştırmalarında kullandığı yöntemlerden yararlanarak yürüttüğü bu araştırmalarla, oldukça yalın görünen koşullu refleks olgusunu tüm ayrıntılarıyla inceledi. Koşullu uyaranla koşulsuz uyaran arasında ancak birkaç saniyelik aralığın, en iyi koşullama sonucunu verdiğini; koşullu uyaranın, koşulsuz uyarandan sonra sunulmasının koşullamayı gerçekleştirmediğini belirledi. Bir koşullama sonucu, kullanılan koşullu uyarana benzeyen uyaranların, daha az yoğunlukta da olsa, bir tepkiye yol açtığını ortaya çıkarmakla da davranışta genelleme mekanizmasına ışık tutmuş oldu.

Bunlardan başka, bir deneyde iki uyarandan yalnızca biri koşulsuz uyaranla eşleştirildiğinde, hayvan, eşleştirilen uyarana koşullu bir refleks geliştiriyor; başlangıçta büyük olasılıkla bir genelleme sonucu eşleştirilmeyen uyarana yolladığı refleks, giderek gücünden yitiriyordu; yani ketleniyordu. Koşullama, üst düzeyde de gerçekleştirilebiliyor; zincirleme koşullama sonucu bir deneyde koşullu uyaran olarak kullanılan bir uyaran, bir ikinci deneyde zorlukla da olsa, koşulsuz uyaran işlevi kazanabiliyordu.

Pavlov, koşullamadan yola çıkarak üst düzey beyin işlevleri, insan psikolojisi ve psikopatoloji konularında kapsamlı ve tartışmalı kuramlar geliştirdi. Kuramsal görüşlerinin sınırlarını oluşturan koşullu reflekslerin temelinde, beyin kabuğunu da içeren bir fizyolojik mekanizmanın yer aldığı görüşü oluşturuyordu. Ona göre, koşulsuz tepkiler, beyin kabuğunu gerektirmiyor; ama koşullu uyaranın neden olduğu fizyolojik değişiklik, bir uyarma mekanizması aracılığı ile beyin kabuğunda oluşuyordu. Böylece, eşleştirilen koşıllu-koşulsuz uyaran ikilisi, beyin kabuğunda bir tür fizyolojik bağ kuruyordu. Koşullu uyaranın, koşullama ile belirli bir odaktan başlattığı uyarma, bir yayılma mekanizmasıyla beyin kabuğunda giderek daha geniş bir alanı etkileyebiliyor; deneylerde gözlemlenen genelleme, koşullu uyaranın odağından uzaklaştıkça gücünü yitiren bir tür uyarmanın yayılması mekanizmasıyla gerçekleşiyordu. Koşullama, temelde birbirine karşıt bu iki mekanizmanın etkileşimi ile ortaya çıkıyordu. Örneğin, uyarma ağırlıklı bir koşullama sürecinden sonra, koşullu uyaranın ardından koşulsuz uyaranın sunulmadığı söndürme denen deneysel işlemde koşullu tepkinin giderek gücünü yitirmesi, ketleme mekanizmasına bağlıydı. Pavlov, uyarma ve ketleme mekanizmasının etkileşimine dayalı önerileriyle ruhsal hastalık olgularını açıklamaya ve köpekler üzerinde yaptığı deneylerle bu olgulara benzer davranış kalıplarını köpeklerde oluşturmaya çalıştı. Örneğin, koşulsuz uyaranla eşleştirdiği bir daire ile, eşleştirilmeyen bir elips arasındaki ayrımı giderek azalttı ve köpek, o ayrımı algılayamadığında, Pavlov’un deneysel nevroz adını verdiği davranış bozukluğu göstermeye başladı. Bu ve bunun benzeri çalışmalardan yola çıkan Pavlov, koşullama süreçlerinin, ruh hastalıklarının kökenindeki mekanizmaya ışık tutabileceğini savundu. Koşullamanın temelinde yattığını varsaydığı uyarma ve ketleme mekanizmaları aracılığı ile ruhsal hastalıklar için kimi tedavi yöntemleri de önerdi. Ayrıca, insan kişiliğini, bireyin fizyolojik yapısında var olan uyarılma ve ketleme eğilimleri arasındaki denge ile bu eğilimlerin yeğin, koşullama konusundaki en önemli katkılarından birini de yaşamının son yıllarında gerçekleştirdi. İkincil sinyal sistemi diye adlandırdığı dilin, koşullamaya nasıl aracı olduğunu gösterdi. Ona göre, yaptığı deneylerde kullandığı türden koşullu ve koşulsuz uyaranların eşleştirilmesiyle oluşturulan koşullama, insanların birçok hayvan türüyle paylaştıkları birincil sinyal sisteminin sonucudur. İkincil sinyal sistemi olan dil aracılığı ile insanlar, ayrıca doğrudan koşullanabiliyor; sözcükler, hem koşullu hem de koşulsuz uyaran işlevi görebiliyordu. Pavlov, bu katkısıyla bir yandan, koşullamanın kapsamını genişletti; öte yandan niteliğini de oldukça değiştirerek özellikle çocukların dil ve zihinsel gelişiminin koşullama yöntemleriyle incelenmesine kapı açtı.

Klasik Tepkisel Koşullama Hakkında

İ. P. Pavlov’un deneysel olarak incelediği ilk koşullama türü; bir öğrenme yolu. Pavlov, köpeğin, asistanı gördüğünde, asistan ona yiyecek vermeden, ağzından salya akıttığını görüyor ve bunun bir öğrenim yaşantısı olabileceğini düşünerek, konuyu derinlemesine araştırmaya başlıyor. Pavlov daha sonra, köpeğe yiyecek verirken, ona zil, çıngırak ve metronom sesini dinletiyor. Hayvan, bir süre sonra, bunlardan birini, örneğin zil sesini duyunca salya salgılamaya başlıyor; yani, koşullanmış oluyor. Bir organizma için daha önce yansız bir uyarıcı olan zil sesi, bir koşulsuz uyarıcı durumundaki ağza konan et ile birlikte bir organizmaya yeniden yeniden verilince, bir süre sonra, koşulsuz uyarıcı verilmeden, koşulsuz uyarıcıya verilen salya tepkisi, yansız uyarıcı olan zil sesine de verilmeye başlıyor. Bu olay, bir tepkisel koşullama (klasik tepkisel koşullama); yansız uyarıcı da koşullu uyarıcıdır. Görüldüğü gibi, yeni uyarıcılar tepki uyandırma gücü kazandığında, tepkisel koşullama gerçekleşiyor. Tepkisel koşullamada, koşulsuz uyarıcıların aynı tepkiyi vermeleri için elektrik şoku, sıcaklık (elimiz yandığında çekmemiz) gibi bir öğrenim yaşantısı gerekmiyor. Koşulsuz tepkiler, birer reflekstir. Bir tepkinin koşullu ya da koşulsuz olması, o tepkiyi uyandıran uyarıcının koşullu ya da koşulsuz olmasına bağlıdır. Ağza yiyecek konulduğunda ağzın sulanması, koşulsuz tepki; “limon” sözcüğünün duyulmasıyla sulanması, koşullu tepkidir. Limonun, ağzı sulandırdığı, daha önce öğrenilmiştir. Koşullu uyarıcı birçok kez, koşulsuz uyarıcı olmadan verildiğinde, koşullu tepki sönüyor.

Pavlov, uzun araştırmacılık yaşamında bilimsel dürüstlük, kuşkuculuk ve titizlik ilkelerinden ödün vermemesiyle de ünlendi. Koşullama mekanizmalarının açıklığa kavuşturulmasında en önemli rolü oynamakla kalmadı; sonraki araştırmacılara da ulaşmaları gereken bilimsel standart konusunda örnek oldu. Beyin mekanizmalarına ilişkin görüşleri ile psikiyatri (ruh hastalıkları bilimi) konusundaki savları, daha sonraki bulgularca desteklenmemiş olsa da koşullu refleks, psikoloji ve fizyolojiye temel bir kavram olarak yerleşti. Pavlov’un çalışmaları, birçok ülkede psikoloji araştırmlarını, özellikle de öğrenme kuramlarını önemli ölçüde etkiledi.

Başlıca Eserleri

  • Lektsiy o rabote glavnkpişçevaritelnik zelez (1897) (Temel Sindirim Bezlerinin İşlevleri Üstüne Dersler),
  • Eksperimentalnaya psikologya psikopatologya na zivotnik (1903) (Hayvanlarda Deneysel Psikoloji ve Psikopatoloji),
  • Dvadtsatiletni opit obektivnogo izuçenya visşey nervnoy deyatelnosti (povedenya) zivotnik (1923) (Hayvanların Üst Sinirsel Etkinlikleri Üzerine Yirmi Yıllık Deney),
  • Lektsiy o rabote bolşik poluşari golovnogo