Elektra Kompleksi, Babaya Karşı Tutku

Elektra kompleksi, Freud kuramına göre, kızlarda, bastırılmış olan, baba ile ilişki kurma isteği; erkekteki Oedipus karmaşasının kadındaki karşılığı; babaya karşı tutku; Elektra karmaşası.

Yunan mitolojisinde yer alan bir söylenceye göre Elektra, Misena kralı Agamemnon’un kızıdır. Agamemnon, Truva Savaşı’ndan zafer kazanmış bir komutan olarak evine döndüğü gün, karısı Klitemnestra ve aşığı Egistus tarafından öldürülür. Bu nedenle Elektra, annesinden nefret eder; ama sarayda onun yanında yaşamını sürdürür. O sırada sürgünde bulunan erkek kardeşi Orestes’in büyüyüp annelerinden öç alacak yaşa gelmesini bekler. Orestes döndüğünde Elektra, onun, annelerini öldürmesine seve seve yardım eder. Gerçekte, Elektra da Oedipus gibi bu olaya elinde olmadan karışmıştır. Bilmeden, korkunç alın yazısının gereğini yapmıştır.

Kişilerin, kendi iç çatışmalarının bilincine varmamış olmaları, tüm karmaşaların ortak ve kaçınılmaz yanıdır. “Elektra Kompleksi” terimini ilk kez, Freud’la birlikte çalışmış bir psikolog olan Stekel kullanmıştır. Freud ise iki cins için de “Oedipus karmaşası” terimini kullanmayı yeğlemiştir. Bununla birlikte, kız çocuklarında Oedipus karmaşasının çok daha değişik ve karışık bir biçimde yaşandığını vurgulamıştır. Psikanalistler, 3-6 yaş arasındaki kız çocuklarının da önce erkek çocuklar gibi annelerini sevdikleri kanısını taşıyorlar. Ondan sonra kız çocuklarının asıl sevgisi, babalarına yönelik olarak gelişiyor. Kız çocuğu, kendisinin penisinin olmadığının ayrımına vardıktan sonra, bu eksikliğinden, annesini sorumlu tutuyor. Annesinin de penisinin olmadığını anladıktan sonra, annesine yönelik sevgi-nefret duyguları artıyor. Kendisinde olmayan penisi, babasının ona verebileceğini düşünüyor.

Erkek çocuklarında olduğu gibi kız çocuklarında da anne babanın birinden gelecek olan cezanın korkusu, öbürüne yönelik tutkunun hızını azaltıyor. Bu ceza korkusu, normalde karmaşanın çözümünü sağlıyor. Ancak, Freud’a göre kız kendini iğdiş edilmiş duyumsadığı için onda erkek çocukta bulunan derin ve güçlü ahlak duyguları ve vicdan oluşmuyor. Bu nedenle kızların Elektra karmaşası çok daha yavaş çözülüyor; kimi de hiç çözülemiyor. Bunun sonucu olarak kızlar, erkekler kadar erken ve onlardaki kadar yetkin biçimde gelişmiyorlar. Yaşamının oldukça ileri dönemlerinde bile bu durumdan ancak, yarı yarıya kurtulabiliyorlar. Buna bağlı olarak üstbenliğin gelişimi de tamamlanamıyor. Karmaşa, kızın “penissizlik” durumuna tümüyle alışıp bunu olağan kabul ettiğinde tam olarak çözüme kavuşabiliyor.

Kadının içindeki penise kavuşma isteği, zamanla bir çocuğa sahip olma isteğine dönüşüyor. Çocukluğunda babasından bir çocuğunun olmasını isteyen kız, cinsel olgunluğa ulaştıktan sonra kendine bir eş arıyor. Bilinçdışının etkisiyle babasına benzer bir eş seçiyor. Bu eş, ona aradığı tek şeyi; çocuğu (penisi) verecektir. Kadın, ancak yıllardan beri özlemini çektiği penisi, gelirken beraberinde getiren bir erkek çocuğa sahip olabildiği gün, o zamana dek karşılıksız kalmış olan gereksinimi karşılamış, penis kıskançlığını ortadan kaldırmış oluyor. Freud’un deyişiyle

“Bir anneye katıksız mutluluk veren tek şey, oğlu ile olan ilişkisidir. İki kişi arasında kurulabilecek en yakın, en eksiksiz ve en az değişen, bu ilişkidir. Herhangi bir evlilik bile, kadının, kocasını kendi oğlu durumuna getirip ona bir anne gibi davranmaya başlayıncaya dek tam anlamıyla sağlamlaşmış sayılamaz.”

Kadına ilişkin görüşlerin, Freud kuramlarının en zayıf noktası olduğu; kadın gelişiminin cinsel yanı ve özellikle “penis” üzerinde fazla durduğu ileri sürülmüştür. Freud kuramlarının, kendi kültüründen ve deneyimlerinden etkilendiği konusunda yaygın bir kanı vardır. “Viyana burjuva çevrelerinde egemen olan sıkıcı hava ve o zamanın tipik bir Avrupalı Yahudi annesinin oğlu üzerine yapacağı soluk kesici etki”, Freud’un yazılarında açıkça duyumsanıyor. Freud kuramları, kendi bilinçdışı ile hemen tümü kendi çevresinden olan hastalarının bilinçdışı incelemelerine dayanıyor. Yaygın görüş, onun bu gerçeği o kuramların yanlış olduğu anlamına gelmese de kimi aşırı görüşlerin ortaya konulmasına yol açtığının, kolaylıkla söylenebileceği doğrultusundadır. Bütün karşı çıkmalara karşın, Freud öğretilerinin odak noktası, hâlâ Batı dünyası psikolojisinin en önemli çıkış noktası olmayı sürdürüyor.

Elektra karmaşasının da Ödip karmaşası gibi, çocuğun anne babasından birinin sevgisini yalnızca kendine mal etme isteği ve öbür anne ya da babanın bu yüzden kendisinden öç almaya kalkacağı korkusundan ileri geldiği, artık hemen herkesçe benimsenmiştir. Öte yandan da öç almasından korkulan anne ya da babaya karşı duyulan sevgi, çocuğun iç çatışmalarını ve umutsuzluğunu artırıyor. Küçük yaştaki çocuk, bu duyguları anlayacak ve onlarla başa çıkabilecek güce sahip olmadığından, bu isteklerin, korkuların ve onlarla ilgili belirlenmiş olan düşüncelerin tümü, bastırma mekanizması kullanılarak bilinçdışına itiliyor. Anne babanın davranışları, çocuğu yetiştirme, eğitme biçimi ve çevrenin kültür düzeyi, karmaşaların güçlenmesi ya da zayıf kalması; bunların çözümünün kolay ya da zor olması üzerinde çok etkilidir. Ne ki Freud, bunlar üzerinde fazla durmuyor.

Ellektra karmaşasının, zamanı geldiğinde çözümlenememesi, yetişkin kadının erkeklerle ilişkilerini önemli ölçüde etkiliyor. Bu etkiyle kadının flört dönemindeki davranışları, küçük bir kızın babasından bir izin koparmak için takındığı kırıtkan ve baştan çıkarıcı tutumları andırıyor. Üstü kapalı birtakım cinsel vaatler ima ediliyor. Bu tip kadınlar, cinsel konulu vaatlerini çoğunlukla zaten yerine getirmiyorlar.

Elektra karmaşalı kadınlar, babalarının yerini alabilecek bir kocayı yeğliyorlar. Örneğin bunlar, yaşça kendilerinden çok büyük, normal cinsel ilişkilerden kaçınan, çekingen, aşırı istekleri olmayan, sesi soluğu çıkmayan bir kadın arayan erkekle evlenirlerse, karmaşaları birbirini tamamlayacağı için, kolayca birlikte yaşayabileceklerini umuyorlar. Ancak, böyle erkekler de bu kadınlar gibi cinsel olgunluktan yoksun oldukları ve her kadında annelerini aradıkları için güven duygusundan yoksun bulunuyorlar. Bu durum, gittikçe artan anlaşmazlıklara ve kavgalara yol açabiliyor. Bunların cinsel ilişkileri ise hiçbir zaman doyurucu olmuyor; çoğu kez mastürbasyon özelliğinin ötesine geçemiyor. İlişki sonrasında şiddetli bir iç sıkıntısı yaşıyorlar.

Elektra karmaşası, tüm kız çocuklarının normal gelişim özelliği midir? Bu soru, çok tartışılan bir konudur. Çoğu kişinin vardığı sonuca göre, bu tür iç çatışmalar herkeste bulunabilecek sorunlardan biri olsa da bunun, bütün kadınların ruhsal yapılarının bir parçası olduğu kuşkuludur. Örneğin, Avrupalı ya da Amerikalı psikologların kolaylıkla anladıkları babaya ve anneye tutkunluğu Afrikalı ve Asyalı psikologlar, anlamakta güçlük çekiyorlar. Çünkü bu iki kesimin kültürleri, anne baba ilişkileri, birbirinden önemli farklılıklar gösteriyor. Eskimo toplumlarında anne, baba ve çocuklar, buzdan kulübede aynı yatakta çıplak yatıyorlar. Aynı toplumda erkeğin, evine gelen konukla karısını paylaşması, basit bir konukseverlik kuralı sayılıyor. Oysa Batı toplumlarında bu tür ilişkiler, çocukların ruhsal-cinsel gelişimleri üzerinde derin olumsuz etkiler yaratıyor. Bu ve benzerleri, Elektra karmaşasının evrensel olduğunu söylemeyi güçleştiren nedenlerdir. Çevrenin, kişinin ruhsal yapısı üzerindeki etkisi konusunda söylenebilecek son sözün henüz uzağında bulunuyoruz; bu konudaki araştırmalar sürüyor.