Herbert Spencer ve Evrim

Herbert Spencer (1820-1903) evrim kuramını yaşamın bütün alanlarına uygulayan, bilimsel bir felsefe sistemi kurmaya çalışan İngiliz düşünür.

Herbert SpencerÖzgür düşünceli bir öğretmenin oğlu olarak Derby’de doğdu; Brighton’da öldü. Doğa bilimlerine ilgi duyan Spencer, bir süre serbest bırakıldıktan sonra düzenli eğitim görmesi için Bath yakınında oturan amcasının yanına gönderildi. Disiplininden sıkıldığı okulu güçlükle bitirdi. Amcasının göndermek istediği Cambridge Üniversitesi’ne gitmeyi reddederek kendi çabasıyla bilgisini artırmada karar kıldı. 1837’de Derby’de başladığı öğretmenliği üç ay sonra bırakıp demiryolu inşaat mühendisliğine başladı. Bu sırada bulduğu fosiller üzerindeki gözlemlerinin onu evrim konusuna yönelttiği sanılıyor. 1841’de demiryolu tamamlanınca evine döndü. Teknolojik buluşlar, frenoloji, doğa tarihi üzerinde çalışırken genel oy hakkı üzerindeki kitlesel hareketlere katılıp hareketin Derby’deki kolunun başkanlığına getirilince bu çalışmalarını bıraktı. Yazdığı makalelerde devletin iktisadi ve toplumsal yaşama müdahalesini eleştirdi. 1848’de The Economist dergisinin yayın yönetmen yardımcısı oldu. George Eliot, Thomas Henry Huxley gibi dönemin ünlü kişileriyle tanıştı.

1850’de yayımladığı Sosyal Statik adlı kitabında insanın doğal haklarını kullanabilmesi için gerekli koşulların yaratılması ile birey ve çevre arasında denge kurulacağını ve siyasal örgütlenmenin ideal koşulu olan statik uyumun gerçekleşeceğini savundu. 1852’de yayımlanan Gelişme Varsayımı adlı makalesinde canlı türlerinin ayrı ayrı yaratıldığı biçimindeki görüşü reddedip organik evrim kuramını ortaya koydu. 1855’te yayımladığı Psikolojinin İlkeleri‘nde yaşamın tüm biçimlerinin, ileriye doğru bir evrimin sonucunda ortaya çıktığını ileri sürdü. 1857’de yazdığı İlerleme; Yasası ve Nedeni adlı makalede, evrimsel gelişimin yalnızca biyolojik organizmalarda değil; insanlarda da söz konusu olduğunu savundu.

Doğabilimci K. E. Von Baer’in, canlı yaşamının basitten karmaşığa doğru giden bir süreç olduğu biçimindeki görüşünü Güneş sistemlerinin, hayvan türlerinin, insan toplumlarının, endüstrinin, dilin, sanatın evrimine uyarladı. 1859’da çıkan Darwin’in Türlerin Kökeni adlı kitabına büyük bir ilgi gösterdi ve eleştirilere karşı onu savundu. Bilimsel verilere ve yöntemlere dayanarak her şeyi kapsayan bir felsefe kuramı ortaya koyma amacıyla metafizik, pisikoloji, sosyoloji ve ahlak konularını evrimci bakışla incelemeye girişti. 1860’ta, Sentetik Felsefe adıyla bu geniş kapsamlı yaklaşımın taslağını yayımladı. Sentetik Felsefe’nin ilk kitabı olan ve evrim ilkesini kapsamlı olarak ele alan İlk Prensipler‘i yayımladı. 1867’de üç araştırmacının yardımıyla çeşitli toplumların kültürel özellikleri ile toplumsal kurumlarına ilişkin verileri değişik başlıklar altında sınıflandırdı ve Tanımlayıcı Sosyoloji genel başlığı ile 8 cilt halinde yayımlamaya başladı. Ancak bu dizi Spencer’in ölümünden sonra tamamlanabildi. Dizi özellikle ABD’de etkili oldu; Spencer ünlendi.

İnsanın evrimi

Düşünür, bilginin madde ile sıkı bir ilişkisi olduğu önermesine dayandırdığı bilgi kuramını Ahlak Biliminin İlkeleri adlı kitabıyla ortaya koydu. O, biri deney; öbürü gerçeklik olarak adlandırdığı iki alanın varlığını kabul ediyor. Ona göre deney, gerçeklik ve tikel insan organizması arasındaki etkileşimden doğuyor. Dışsal uyarıcı var; ama onun nasıl bir şey olduğu kesin biçimde bilinemiyor. Gerçekliğin doğası bilinemeyeceği için bilinemeyene inanmak zorunlu oluyor. Ancak bu Tanrı’nın varlığına inanmak biçiminde anlaşılmamalıdır. Bilgi için tümüyle duyusal veriye bağımlı olmak, bu bilinemeyenin herhangi bir tanrısal töz ile karıştırılıp karıştırılamayacağının söylenmesini olanaksız hale getiriyor. Tanrıcılık’ın da Tümtanrıcılık’ın da yadsınması, bilinemeyenin var olmadığını değil; yalnızca bilinemeyene ilişkin bilgi bulunmadığını gösteriyor. Bilinemezcilik, yalnızca usa uygun inançtır.

Spencer, Darwin’in varsayımının gerçek bir felsefi kuramın çekirdeği olabileceğini düşünüyordu. Her şeyin basit, ilkel bir aşamadan, daha karmaşık işlevler gören aşamaya doğru geliştiğini ileri sürüyor ve evrimi “kesinlikten uzak, belirsiz, homojen bir durumdan göreli kesin, heterojen bir duruma doğru değişim” olarak tanımlıyordu. Her şeyde var olan başlangıç, denge ve son dönemleri, sınırlı bir uzam ve zamanda gerçekleşiyordu. Toplumlar da doğan, olgunlaşan ve ölen insanlar gibi kuruluyor, denge aşamasına ulaşıyor ve iç, dış etkenlerle parçalanıyor. Evrim yasaları her yerde işlediği halde, evrenin bu sürece bir bütün olarak uyup uymadığı hiçbir zaman bilinemiyor. Spencer, Lamarck’ın kazanılan ya da yitirilen yapısal görünümün yeni döllere aktarıldığı biçimindeki görüşünü benimsemekle Darwin’den ayrılıyordu. Daha sonra ise doğal seçmenin biyolojik evrimin nedenlerinden biri olduğunu benimsedi.

Spencer’e göre duygular da evrimle oluşuyor. Haz, yaşamın sürmesi için gerekli bir duygudur. Acı ve keder ise bunu tehlikeye düşüren duygulardır. Organizma, kendini yeniden ürettiği ve yaşamı sürdürdüğü için ödüllendirilmezse yaşamak için çaba göstermeyebilir. Toplumsallık ve sempati duyguları, insanların yaşam savaşımı sırasında duydukları işbirliği gereksinimi sonucu doğmuştur. Toplumsallaşma hazzı, işbirliğinin sürmesi için ödül oluyor. Gelişen toplumsallık ve sempati de yeni toplumu doğurmuş bulunuyor. Batı uygarlığı, olgunluk dönemine gelmiştir. Sempati ve anlayış artmış, uluslar daha az savaşır olmuşlardır. Konuşma, din, basın özgürlüğü güvence altına girmiştir. İnsanlar, daha üst basamaklara daha kolay çıkabilmektedir. Temsili hükümet benimsenmeye başlanmıştır. Doğal seçme yoluyla uyumsuz bireylerin ayıklanması yararlı olacaktır. Her bireyin kendi çıkarı için davranması, iktisadi sistemin iyi işlemesini sağlayacaktır. Anne babaların, çocuklarının eğitimini seçme hakkı olmalıdır. Çocuk, eğitim görmeden de toplumun iyi bir üyesi olabilir. İnsanlara çevreleriyle mücadele etme bilgileri verilmelidir. Spencer’in bireyciliği, onu yararcı bir ahlak sistemi geliştirmeye itmiştir. Spencer’in savunduğu “Bırakın yapsınlar.” ilkesi, ABD’deki acımasız rekabet koşullarına iyi bir ideolojik dayanak oluşturmuştur. 20. yüzyılda bu görüş önemini yitirmiştir. Yalnız, Spencer’in sosyolojiye katkıları kalıcı olmuştur. Spencer, sistemli, karşılaştırmalı sosyolojinin öncüsü olmuştur.

Başlıca eserleri:

  • Social Statics, 1850 (Sopsyal Statik);
  • First Principle, 2 cilt, 1862 (İlk Prensipler);
  • The Principles of Biology, 2 cilt, 1864-1867 (Biyolojinin İlkeleri);
  • Descriptive Sociology, 17 cilt, 1873-1934 (Tanımlayıcı Sosyoloji);
  • The Principles of Sociology, 3 cilt, 1876-1896 (Sosyolojinin İlkeleri);
  • The Man Versus the State, 2 cilt, (İnsana Karşı Devlet);
  • The principle of Eythics, 2 cilt, 1892-1893 (Ahlak Biliminin İlkeleri).

Darwin ve O’nun Evrim Kuramı

Darwin, Evrim Teorisi ve Darwincilik

Charles Darwin (1809-1882), oluşturduğu evrim kuramıyla bilimin ve düşünce tarihinin gelişimini derinden etkileyen İngiliz doğa bilginidir.

Darwin, Shropshire’ın Shrewsbury kentinde doğdu; aynı kentte öldü. Babasının babası, ünlü şair, düşünür ve bilim adamı Erasmus‘tur. Babası, saygın, başarılı bir hekimdi. Annesi ise İngiltere’nin en ünlü seramik yapımcısının kızıydı. Annesini sekiz yaşında iken yitirince onun bakımını ablası üstlendi. Ancak bu başarılı ailenin en küçük üyesi, yıllarca yakınları için üzüntü kaynağı oldu.

Darwin’in çocukluğu ve gençliği, onun ileriye damgasını vuracak birisinin varlığını müjdelemiyordu. Bağımsız ruhlu, geç öğrenen, öğretilenlere ilgisiz, isteksiz bir çocuk ve gençti. Neredeyse tek tutkusu kuş ve balık avlamak, yakaladığı hayvanları incelemek; bitki, kelebek, böcek, mineral, taş parçası gibi eline geçen her şeyi biriktirmekti. Önce bir devlet okuluna; ardından da bir özel okula gönderildi. Ancak dokuz yaşındaki Darwin için, bu okullarda okutulan Latince ve Yunanca’yı, tarih ve coğrafyayı öğrenmek, yalnızca zaman yitirmekti. Canını sıkan liseyi de tamamlayınca babasının isteği ile tıp okumak için Edinburgh Üniversitesi’ne yazıldı. Ne ki ikinci yılın sonunda hekimliğin kendisine göre bir meslek olmadığını anladı ve tıptan ayrıldı. Babası, ailenin “yüz karası” olacağını düşündüğü oğluna son bir umutla din adamı olmasını önerdi. Darwin bunu kabul etti ve Cambridge Üniversitesi’nde din eğitimine başladı. Orada tanıdığı ve önce öğrencisi olduğu; daha sonra da gerçek dostu olan botanik profesörü J. S. Henslov, Darwin’le yakından ilgilendi. Henslov, bir zamanların küçük koleksiyoncusunun doğa tutkusunu alevlendirerek geleceğin doğa bilginine yön vermeye başladı. Bu okulu bitiren Darwin’e, yıllar sonra geliştireceği kuramına ışık tutan araştırma gezisi olanağını da o dost öğretmeni sağladı.

Türlerin Kökeni ve Evrim Teorisi Ortaya Çıkıyor

1831 yılında Büyük Okyanus’a ve Güney Amerika kıyılarına doğru yelken açan araştırma gemisinin gönüllü ve “amatör doğa bilimcisi” Darwin, bu geziden beş yıl sonra döndü. Gezi notları, 1839’da, ilk kitabı olarak basıldı. Aynı yıl, Royal Society üyeliğine seçildi. Zengin gözlem ve bilgi birikiminden yararlanarak Türlerin Kökeni adlı başyapıtıyla evrim konusunda devrim yaratan kuramını oluşturdu; ancak, yayımlanması için 21 yıl bekledi.

Evrim düşüncesini ilk ortaya atan Darwin değildi; ama o, evrim sürecinin nasıl gerçekleştiğine inandırıcı bir açıklama getirmiş; bu konudaki kuşkuyu ortadan kaldırmıştı. Bu da bir zamanların inançlı Hıristiyanı için, İncil’in “yaratılış” bölümünü yadsımak demekti. Bu nedenle, 1859’da yayımlanan bu yapıta en güçlü tepki, Darwin’in de beklediği gibi din çevrelerinden geldi. Evrim kuramını kanıtlanması olanaksız bir varsayım olarak değerlendiren kimi bilim insanlarının da katılımıyla, tartışma iyice büyüdü. Bu tartışmalara karşı evrim kuramını savunan Darwin değil; T. H. Huxley oldu. Tartışmalar, ABD’ye de sıçradı. Tartışmalar karşısında Darwin yine sessiz kaldı. Kuramını Huxley’in yanı sıra dostları Hooker, Spencer ve Haeckel, ateşli biçimde savundu. Türlerin evrimini açıklamak amacıyla ortaya attığı ve “yaşam savaşımında güçsüzlerin yok olup en güçlü ve uygun olanların varlığını sürdürmesi” demek olan doğal seçme ilkesinin (doğal seçilim) siyaset, iktisat, sosyal bilimler, antropoloji, psikoloji ve ahlak öğretileri gibi, biyoloji dışındaki alanlara da taşınmasını çocuksu bir şaşkınlıkla izledi. Darwin, çok satan bu kitabından sonra, kısa aralarla on kitap daha yayımladı.

Doğa olaylarının yeryüzünü belli zamanlarda değil, aralıksız etkilediğini; yüzey biçimlerinin yağmur, rüzgar ve dalgalarla yavaş; ama sürekli olarak değiştiğini öne sürdü. Bu jeolojik ilkeyi canlıların değişimine de uygulayarak, evrimin kesintisiz ve yavaş bir süreç olduğu kanısına vardı. Darwin, canlıların basit türlerden gelişmiş türlere doğru evriminde izlenen yolu ve bu değişimin etkenlerini tutarlı biçimde açıklamakla bu konunun öncüsü oldu. Darwin’in, uzun gezisinde görüp inceledikleri, bütün türlerin ayrı ayrı yaratılmadığını; ortak bir atadan türeyip zamanla değişime uğradığını kabul ettirecek kadar belirgindi. O, canlıların da yeryüzü ile birlikte değiştiğinden kuşku duymuyordu. Ancak, bu değişimin nedenlerine ve nasıl gerçekleştiğine yanıt bulamamıştı. Kuramının kanıtları arasında şunlar da vardı:

Yaşam savaşımına giren her canlı grubu ya hızla çoğalarak üremesini sürdürmek zorunda kalıyor ya da düşmanlarından daha güçlü, daha hızlı olan bireyler, ortama uyum sağlıyor ve besinleri ele geçiriyor. Bu özellikleri gösteremeyen canlılar, doğal seçme ile ayıklanarak yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Değişime uğrayan türün değişimle kazandığı özellikler, yeni döllere aktarılıyor. Doğal seçme ile yalnızca en üstün ve en dayanıklılar yaşamını sürdürebildiği için, doğadaki tüm canlılar, en basitten en gelişmişe doğru evrim geçirmiştir. Yaşayan ilkel organizmalar, var olmalarını, bulundukları ortam ve koşullarda kendileriyle savaşacak başka canlıların bulunmayışına borçludur.

İlk çağlarda ilkel canlılarda değişinime (mutasyon’a) yol açacak etkenlerin yaygın olması, Darwin’in bu savını doğruluyor. Örneğin, değişinimin en büyük etkeni olan radyoaktif ışınlar, eski çağlarda şimdikinden çok daha fazlaydı. Darwin, türlerde bireysel ayrılıklara yol açan değişimin nedenlerine tutarlı bir açıklama getirememişti. Bununla birlikte, canlıların evrimi konusundaki kuramında, kendisine öncülük etmiş olan Lamark’ın yanılgılarına da düşmedi. Darwin, Lamark’ın tersine, zürafa topluluğu içinde birdenbire bir değişimle uzun boyunlu bireylerin oluştuğunu; besinini daha kolay sağlayan bu uzun boyunlu zürafaların giderek çoğalmasıyla kısa boyunluların besin savaşını yitirdiğini ve doğal seçimle ayıklanarak yok olduğunu savundu.

Darwin’in açıklayamadığı kalıtsal değişimin nedeni ve yeni döllere nasıl aktarıldığı sorusunu, 1860’larda Mendel, deneysel çalışmalarıyla belirlediği kalıtım yasalarıyla yanıtladı. Daha sonra kalıtım bilimi, değişinim denilen bu kalıtsal değişikliklerin iletilmesinden, genin yapısındaki DNA moleküllerinin sorumlu olduğunu kanıtladı (http://www.beybut.com/mendel/). Darwin, İnsanın Atası adlı yapıtıyla Türlerin Kökeni’nde yalnızca bitki ve hayvanlar için irdelediği değişimle evrim konusunu bu kez insan türüne uyguladı. İnsanın ilk atasının, maymunlardan bile alt basamakta yer alabilecek kadar ilkel bir canlı olabileceğini öne sürdü. Birçok tartışmaya neden olan “insanın maymundan türediği” savını Darwin ortaya koymamıştır. Ona göre, insanın ve çoğu hayvanların evriminde doğal seçme gibi etkin rol oynayan biyolojik ilkelerden biri de eşeysel (cinsel) seçmedir. Erkeklerce öbür eşeyi seçme olgusu, bir var olma savaşına dayanmadığı ve ölümle sonuçlanmadığı için doğal seçme kadar acımasız değildir

Darwin’in evrim kuramı, psikoloji alanında karşılaştırmalı kalıtımbilim ve zihinsel kalıtım araştırmalarına yeni bir yön kazandırdı; antropolojide ırk araştırmalarına ilgiyi artırdı. Bunun sonunda bir yandan ırkların gelişimini çevresel etkenlere bağlayan kuramlar; öbür yandan da saf ırkçı kuramlar geliştirildi. Darwin kuramının din çevrelerinde tartışılması ve sosyal bilimler alanında yaygın biçimde geliştirilmesinin yarattığı sarsıcı etkiler bugün de sürüyor.

Darwin’in Başlıca eserleri:

  • Beagle Gemisiyle Yapılan Yolculukta Dolaşılan Çeşitli Ülkelerin Jeoloji ve Doğa Tarihi Araştırmaları Raporu (1839)
  • Mertcan Resiflerinin Yapısı ve Dağılımı (1842)
  • Beagle Gemisiyle Yapılan Yolculuk Sırasında Dolaşılan Volkanik Adalardaki Jeoloji Gözlemleri (1844)
  • Güney Amerika’daki Jeoloji Gözlemleri (1846)
  • Cirripedia Altsınıfı Üstüne Bir Monografi, 2 cilt (1851)
  • Türlerin Kökeni (1859)
  • Evcilleşmenin Etkisiyle Hayvanların ve Bitkilerin Değişimi (1868)
  • İnsanın Atası ve Eşeyliğe Bağlı Seçme (1871)
  • İnsanda ve Hayvanlarda Duyguların Dile Getirilişi (1872)
  • Böcekçil Bitkiler (1875)
  • Tırmanıcı Bitkiler (1875)
  • Bitkiler Dünyasında Çapraz ve Kendiliğinden Döllenmenin Etkileri (1876)
  • Bitkilerde Hareketin Gücü (1880)
  • Özyaşamöyküsü (1887)
  • Doğal Seçme Yoluyla Evrim (der.) (1958)

Darwincilik: (Darwinism) 1. C. Darwin’in canlı varlıkların doğal seçme sonucu bir evrim geçirdiğini ileri süren kuramı. 2. Genel ve yaygın anlamda, evrimci kuram ya da görüş. 3. En yaygın anlamda, psikolojide davranışın uyuma yararlı oluşuna önem verme. Bu, işlevcilikle eşanlamdadır.

Toplumsal Darwincilik:  (social Darwinism) İngiliz felsefeci Herbert Spencer’in ileri sürdüğü ve doğada olduğu gibi toplumda da güçlü olanın yaşadığını; toplumsal ve kültürel gelişimin rekabet ve zayıfın ortadan kalkmasıyla gerçekleştiğini savunan toplumsal değişim kuramı; sosyal Darwincilik. Bu kurama göre, müdahale olmadığı sürece, toplumsal ve kültürel ilerleme kaçınılmazdır. Burada vurgulanan, özel girişime müdahaledir. En yalın anlatımıyla bu kuram, “Bırakınız yapsınlar.” temeline dayanıyor.