Gerçek Depresyon Hikayeleri Ceyda’nın Yükselişi

Depresyon hikayeleri

Ceyda’yı ilk gördüğümde 36 yaşındaydı. Karın ağrısı, sık sık öğürme ve geğirme, sırt ağrısı, bacaklarda ürperti, aşırı üşüme, şiddetli çarpıntı gibi şikayetleri vardı.

Ruhsal bir yakınmada bulunmuyordu. Ama yüzüne bakar bakmaz, son derece kederli, bezgin ve mutsuz olduğunu anlıyordunuz. Hayattan zevk alıp almadığını sorduğunuzda ‘Yıllardır çok mutsuzum’ diyordu. Bedensel şikayetlerinden ötürü bize başvurmuştu, ama ruh durumunu da çok güzel anlatıyordu: ‘Sürekli içim ezik, sürekli gözüm yaşlı.’

1999 Marmara depreminden sonra hafif bir depresyon geçirmiş, ancak tedavi görmeden, birkaç ayda bu depresyonu atlatmıştı. Ölüm ve sevdiklerini kaybetme korkusu, baş dönmesi, sallanma, keyifsizlik, huzursuzluk, gece uykudan uyanma, iştahsızlık gibi problemler yaşamıştı. O günlerde yaşıtı olan bir arkadaşını da trafik kazasında kaybettiği halde, hızla depresyondan çıkmayı başarmıştı.

Depremden iki yıl sonra, 34 yaşındayken, kendisini tekrar mutsuz ve huzursuz hissetmeye başlamıştı. Saçları dökülmüştü. Gittiği bütün doktorlar saç dökülmesini strese bağlamışlardı. Ceyda giderek sebepli sebepsiz her şeye ağlayan bir kadın haline gelmişti.

2001 yazında çocukluğunu geçirdiği Antalya’ya eski bir komşularını ziyarete gitmişti. Erkek kardeşiyle telefonda kavga ettikleri bir günün gecesi, uykudan uyanarak kusmaya başlamıştı. Ev sahiplerinin acile götürme teklifini reddetmişti, ama midesinde kusacak şey kalmadığı halde öğürmelerinin sabaha kadar sürmesi üzerine hastaneye kaldırılmıştı. İki buçuk gün hiçbir şey yiyememiş, serumla beslenmişti.

Sonraki günlerde bir sürü kan tahlili yapılmış; kalp elektrosu, akciğer grafisi, tiroit ultrasonu, batın-göğüs-kafa MR’ı çekilmiş ve nihayet Ceyda’ya mide endoskopisi uygulanmıştı. Hafif bir demir eksikliği anemisi ve yumurtalıklarında küçük bir kist dışında hiç bir şey bulunamamıştı.

Artık ne zaman üzücü bir şey duysa karnı ağrıyor, midesi bulanıyordu; hemen ardından da geğirme, öğürme ve kusma geliyordu. Üzülmediği zamanlarda da hep mutsuzdu. Uykudan gece yarısı ağlayarak uyanıyor, sabaha kadar yatakta debelenip duruyordu. Her gün müthiş bir sırt ağrısıyla yataktan kalkıyordu. Temmuz ayında bile üşüyordu. 66 kilodan 47 kiloya kadar düşmüştü.

Ceyda Konyalıydı. Altı kardeşin üçüncüsüydü. Babası Kon-ya’da tuhafiye dükkanı işletiyordu. Ailesi, Ceyda üç yaşındayken Antalya’ya göç etmişti. Babası Antalya’da önce büyük bir tuhafiye mağazası açmış, sonra işlerini büyüterek konfeksiyon sektörüne girmiş ve küçük bir fabrika kurmuştu. Ceyda’nın çocukluğu refah içinde geçmişti.

Küçükken, annesinin erkek çocuklara daha çok önem verdiğini düşünürdü, hala da öyle düşünüyordu. Annesine de çok defa “Sen oğullarını kayırıyorsun” demişti. Annesi “Evlat ayrılmaz, hepiniz benim yavrumsunuz” dediği halde, Ceyda az sevilen çocuk olma duygusunu bir türlü üstünden atamıyordu.

Babası ise tam tersine kızlarına daha düşkün görünüyordu. Oğullarını döverek büyüttüğü halde kızlarına yüzünü bile ekşitmemişti. Ceyda’ya göre babasının tek kusuru, kız çocuklarını okutmanın doğru olmadığına inanmasıydı. Ceyda, ilkokulu bitirdikten sonra babası tarafından okuldan alınmıştı. Ailenin erkek çocuklarının okutulması için büyük gayret gösterilmişti, ama onların da mektepte medresede gözü yoktu.

Bütün bunlara rağmen çocukluğu ve genç kızlığı oldukça mutlu geçen Ceyda, 17 yaşındayken hayatının en büyük acısıyla karşılaşmıştı. Koyu bir sigara tiryakisi olan babası, henüz 52 yaşındayken, yakalandığı akciğer kanseri nedeniyle hastalığın teşhisinden birkaç ay sonra vefat etmişti. Babadan kalan iki mağaza ve bir küçük fabrika, dört yıl daha geçimlerini sağlamış, ardından iflas patlak vermişti. Ceyda bu felaketi erkek kardeşlerinin sorumsuzluğuna ve beceriksizliğine bağlıyordu.

Birikmiş paralar ve satılan gayrimenkullerden gelen gelir de iki yıl sonra suyunu çekmişti. Ceyda 23 yaşındayken, Antalya’daki evlerini satarak, kendilerine yardım etmeyi vaat eden dayılarının oturduğu İstanbul’a taşınmışlardı.

Yaşadıkları şiddetli maddi sıkıntıya rağmen Ceyda’nın erkek kardeşleri çalışmıyorlardı, çünkü fabrika sahipliğinden işçiliğe geçmek çok zor geliyordu onlara. Annesi de çok mutsuzdu. Sürekli kanepede yatan iki erkek kardeş ve sızlanıp duran bir anne… Evde matem havası vardı. Daha çok bu boğucu atmosferden kurtulmak, biraz da para kazanmak için çalışmaya başladı Ceyda. Dayısının ahbabı olan bir adamın çamaşır satan küçük mağazasında tezgahtar olarak işe başladı. 24 yaşındaydı. Ailesinde kızlar sıkı bir baskı altında tutulduğu halde, içinde bulundukları şartlarda, Ceyda’nın çalışması teşvik bile edilmişti.

Çalışmaya başladığı dükkan aslında kapanmak üzereydi. Dükkan sahibi bile işyerinden ümidini kesmiş, mağazasına uğramaz olmuştu, başka bir yerde başka bir iş kurmaya çalışıyordu. Zamanla, küçük dükkanın tek tezgahtarı olan Ceyda’nın çok iyi bir satıcı olduğu ortaya çıktı. Genç kız, müşteriyle çok iyi diyalog kuruyor, onlara güven veriyordu; ‘bakıcı’ müşteriyi ‘alıcı’, alıcı müşteriyi ‘müdavim’ haline getiriyordu.

Çalışmak ve para kazanmak Ceyda’yı mutlu etmiş, kendine güvenini arttırmıştı. Ama kapalı aile ortamından dışa açıldıkça, ilkokul mezunu olmaktan utanmaya başlamıştı. Dışarıdan ortaokul ve lise bitirme imtihanlarına girmeye karar vermişti.

Boş vakitlerinde harıl harıl matematik, fizik, İngilizce, edebiyat ve coğrafya çalışıyordu. İş hayatında da peş peşe başarılar kazanıyordu. Giderek daha iyi mağazalarda, daha yüksek maaşlarla çalışmaya başlamıştı. 30’lu yaşlarının başına geldiğinde, lise diploması sahibi, büyük bir mağazanın reyon şefliği görevini yürüten bir genç kadındı. Ailesinin maddi durumu çok düzelmese de en azından sefaletten kurtulmuşlardı.

Ceyda’nın hayatındaki en büyük boşluk aşktı. Hiç erkek arkadaşı olmamıştı. Kendisini çirkin buluyor, hiçbir erkek tarafından sevilemeyeceğini düşünüyordu. Hayatında uzaktan uzağa sevdiği bir iki adam olduysa da, bırakın arkadaşlık veya evlilik teklifini, kendisine yakınlık gösteren biri bile karşısına çıkmamıştı. Bu durum, Ceyda’yı epeyce üzdüğü halde iş hayatında elde ettiği tatmin duygusu, liseyi dışarıdan bitirip bir de Açık Öğretim Fakültesi’ne girmesi, sık sık namaz kılıp dua etmesi sayesinde moralini yüksek tutuyordu.

32 yaşına geldiğinde hayatında ilk defa bir erkek, ona aşık olduğunu söyledi. Ziya, Ceyda’dan iki yaş büyüktü, ticaret lisesi mezunuydu, bir muhasebe bürosunda çalışıyordu. Esmer, uzunca boylu, yakışıklı bir gençti. Ceyda da üç gün içinde sırılsıklam aşık oldu Ziya’ya.

Aylar geçtikçe Ceyda, Ziya’nın iyi kalpli, dürüst, merhametli, sakin biri olduğunu gördü. Zamanla daha da çok sevdiler birbirlerini. Bir buçuk sene süren beraberlikten sonra, artık evlilik planları yapmaya başladıkları sırada ikisinin de bildiği ancak kendi aralarında dahi konuşmaya korktukları gerçek, canlarını iyiden iyiye sıkmaya başladı: Ceyda Sünni, Ziya Aleviydi. Her iki aile de bu konuda oldukça tutucuydu.

Ceyda “Ailem Alevi damat istemez, ama ne isteyip ne istemedikleri artık beni ilgilendirmiyor” diyordu. Ziya ise Ceyda’yı rahatlatamıyordu:”Seni çok seviyorum, öl desen ölürüm, ama…”

İşte bu ‘ama’ işleri çetrefilleştiriyordu: “Ama… Annem çok yaşlı ve kalp hastası… Onu üzemem. Bana zaman tanı, bir süre daha bekleyelim.”

Ceyda, erkek arkadaşını çok sevdiği için çaresiz bekliyordu. Ancak bu sonu belirsiz bekleyiş ikisinin de sinirlerini bozuyordu. Sık sık kavga ediyor, bozuşup yine barışıyorlardı. Aralarındaki sorun artık yalnızca mezhep farklılığı olmaktan çıkmıştı. Kediyle köpek gibi sürekli birbirini yiyen bir çifte dönmüşlerdi.

2000 yılının sonlarında Ceyda ve Ziya kesin olarak ayrıldılar. Ayrılık Ceyda’ya çok dokunmuştu. Haftalarca ağladı. 2001 yılında ekonomik kriz patlak verdi. Ceyda’nın çalıştığı mağaza kepenk indirdi. Aşk acısından görevini doğru dürüst yapamaz hale geldiğinden, önceleri işsizliği önemsemedi genç kadın.

Zamanla Ziyasızlık ve işsizlik giderek zor gelmeye başladı Ceyda’ya. 16-17 yıl önce babası gitmişti, şimdi de hayatta en çok sevdiği ikinci erkek bırakmıştı onu. Babasının ölümünden sonra iş hayatını girmiş, diplomalar almıştı; Ziya’nın gidişinden sonra ise işini de kaybetmişti.

Zamanla Ziya’nın yokluğuna alıştı. Onun yüzünden acı çekmiyordu artık. Ancak çirkin ve sevilemez bir kız olduğu şeklindeki inancı yeniden alevlenmişti. Aynaya baktıkça kendinden iğrendiğini söylüyordu.

Ekonomik kriz yüzünden iş bulamaması, zekasına ve yeteneklerine olan güvenini de kaybetmesine yol açmıştı. “Artık genç de değilim, hayat yorgunuyum” diyordu. Sürekli sızlanan annesi ve bütün gün yatan iki erkek kardeşiyle aynı havayı solumaya başlamıştı yeniden.

Antalya’da geçirdiği 2001 yazında, yazının başında bahsettiğimiz kriz patlak verdi. Aslında Ceyda erkek kardeşiyle geçinemiyor değildi ama onunla tartışması bardağı taşıran son damla olmuştu. O sene psikiyatriste gitmeye başladı. Ama gerek maddi sıkıntıları gerekse iyileşeceğine inanmaması yüzünden kendisine uygulanan hiçbir tedaviyi tamamlamadı.

2003’te bana geldiğinde şikayetleri dayanılmaz boyuttaydı. İki yıldır işsizdi. Ziya ile bağları tamamen kopmuştu.

Ceyda’ya ilaç tedavisi uyguladık. İlacın yanı sıra, kendisiyle sorunlarını, duygularını, düşüncelerini uzun uzun konuştuk. Oldukça başarılı biri olduğu, hayatta karşılaştığı problemlerle yetkin biçimde baş edebildiği halde kendine güvenini kaybetmişti. Dürüst, kibar ve güzel bir kadındı ama başkaları tarafından sevilmeyecek biri olduğunu sanıyordu.

Asıl meselenin yaşadığı dertler değil, bu yanlış düşünceler olduğunu söyledik. Yanlış düşüncelerini değiştirmesine yardımcı olduk. İlaç dozlarını ihtiyaca göre ayarladık. Birkaç ay içinde şikayetleri oldukça azaldı. Kendine güvenini yeniden kazandı. Altı ay sonra yeni bir iş buldu. Başka birine aşık oldu ve nişanlandı.

Ceyda’nın yukarıda anlattığımız macerası mutlu sonla biten bir masal gibi algılanmamalı. Depresyon geçiren insanların büyük bölümünün hikayesi, iyi bir tedavi uygulanırsa, mutlu sonla biter.

Zeynep hakkında 25 makale
1984 yılında Sinop'ta doğdum. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Psikoloji Bölümü'nü bitirdim. İngilizce, Almanca ve Türkçe biliyor; bu dilleri aktif olarak kullanıyorum. Tuna, Metin ve Name adında üç güzel çocuğum var. Uzman psikologluk kariyerimle birlikte hem anneliğe hem de beybut.com'da yazmaya devam ediyorum. Yazılarımda annelik ve bebek bakımı, psikoloji ve yabancı dil öğrenimiyle ilgili harika bilgiler ve ipuçları bulacaksınız.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*