Internet’in tarihinde ARPAnet’ten ilk Internet sayfasına ve bugüne uzanan süreçte Internet’in icadı, gelişimi ve yolculuğu anlatılıyor.

“İnternet; yarının küresel köyünde, köy meydanı olmaya doğru gidiyor.”

Bill Gates

Ampul ya da telefon gibi icatların aksine, bugün neredeyse elimiz kolumuz kadar vazgeçilmez hale gelen internetin tek bir mucidi olmadı; zaman içerisinde gelişti.

Her şey 50 yıl kadar önce Soğuk Savaş hamlelerinden biri olarak başlamıştı. Bugünse, birçoklarımız için, onsuz bir hayat neredeyse imkânsız. Gelin hikâyenin başına dönelim…

4 Ekim 1957’de Sovyetler ilk insan yapımı uyduyu yörüngeye yerleştirmeyi başardığında dünya kamuoyu derinden sarsıldı. Bu adamlar neler yapıyorlardı böyle? Sputnik adıyla bilinen uydu, aylak aylak dünyanın etrafında tur atıp dünyaya sinyal göndermekten başka bir şey yapmamış olsa da, bir çığır açtığı kesindi. Özellikle Amerikalılar bir deniz topu büyüklüğündeki bu uydunun tam olarak ne manaya geldiğini gayet iyi biliyordu. Amerika’daki parlak beyinler daha iyi arabalar ve daha güzel TV setleri tasarlarken, en büyük rakipleri olan Ruslar başka bir boyuta sıçramıştı! Uzaya attıkları bu devasa adımla Soğuk Savaş’ı kazanabilirlerdi. O günlerde bu savaşı kazanmak, taraflar için ölüm ya da kalım meselesinden farksız değildi…

Sputnik Amerikalıların gözünü açtı. Bilim ve teknolojiyi daha ciddiye almaya başladılar. Okullarda matematik, fizik ve kimya derslerinin saatleri arttırıldı. Devlet bilimsel araştırmalar yapan şirketlere kredi vermeye başladı. Federal hükümet, uzay çağı teknolojilerini geliştirmek amacıyla şimdi hepimizin yakından tanıdığı Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA) ve pek de tanımadığımız Savunma Bakanlığı İleri Araştırma Projeleri Dairesi (ARPA) gibi kurumları hayata geçirdi.

arpanet

Arpanet rotası

Özellikle ARPA’daki bilim adamları ve askerî uzmanlar olası bir Sovyet nükleer saldırısı durumunda ülkedeki telefon hatlarına ne olacağına dair kafa yoruyordu. Tek bir füze bile ülkedeki tüm telefon altyapısını çökertebilir ve uzak mesafeli görüşmeleri imkânsız hale getirebilirdi.

1962 Ağustosu’nda Amerika’nın beyni sayılan üniversitelerden MIT’in yanı sıra ARPA’da da önemli görevler üstlenecek olan bilgisayar dünyasının dahi çocuğu Joseph Carl Robnett Licklider (kısaca Lick olarak da tanınır) bu soruna bir çözüm önerdi: Birbirleriyle konuşabilecek geniş bir bilgisayar ağı! Böylesi bir ağ, Sovyetler telefon sistemlerini imha etse bile, devleti yönetenlerin birbirleriyle konuşmasına imkân tanıyabilirdi.

1965’te MIT’ten bir başka bilim adamı ‘paket anahtarlamalı ağ’ (packet switching) adını verdiği bir yöntemle bir bilgisayardan diğerine bilgi yollamanın yolunu buldu. Buna göre mesaj/bilgi küçük parçalara bölünüyor, varış noktasına yollanıyor ve burada tekrar birleşip orijinal mesajın ortaya çıkması sağlanıyordu.

Bu yöntem olmaksızın devletin kullandığı ve ARPAnet adı verilen bilgisayar ağı da düşman saldırısı karşısında en az telefon şebekesi kadar savunmasızdı. 29 Ekim 1969’da ARPAnet, iki bilgisayar arasındaki ilk mesaj alışverişini kısmen gerçekleştirebildi. Biri California Üniversitesi, diğeriyse Stanford Üniversitesi’nde olan bu bilgisayarların her biri küçük bir ev büyüklüğündeydi! LOGIN olan ilk mesaj kısa ve basitti ama henüz emekleme aşamasında olan ARPA şebekesini çökertmeye yetmişti! Alıcı konumundaki bilgisayar, mesajın ancak ilk iki harfini alabilmişti.

1969 sonlarında şebekeye bağlanan bilgisayarların sayısı 4’e çıktı. 1970’ler boyunca genişlemeye devam etti. 1971’de Hawaii Üniversitesi’nin ALOHAnet’i, bundan iki yıl sonra da Londra’daki Üniversite Koleji ve Norveç’teki Kraliyet Radar Enstitüsü şebekeye bağlandı. Paket anahtarlamalı bilgisayar ağlarının sayısı artıyordu ama bunların bildiğimiz anlamda dünya çapında bir ‘internet’e dönüşmesi için henüz erkendi.

1970’lerin sonlarında bu kez sahneye Vinton Cerf isimli başka bir bilgi işlemci çıktı ve dünyadaki bütün mini ağlara bağlı bilgisayarların birbirleriyle iletişime geçebilmesini sağlayacak bir yöntem buldu. Cerf bu buluşunu “Transmission Control Protocol” ya da kısaca TCP olarak isimlendirdi. Daha sonradan buna, ‘Internet Protocol’ olarak bilinen ek bir protokol daha ekledi. Sonuçta ortaya bugün meraklılarının bildiği TCP/IP kısaltması çıktı. Sektörden bir uzman, Cerf’in protokolünü, farklı ve birbirinden uzak bilgisayarların siber uzayda ‘el sıkışması’ olarak tanımlayacaktı.

Cerf’in protokolü, interneti dünya çapında bir ağa dönüştürdü. 1980’ler boyunca araştırmacılar ve bilim adamları bu sistemi bir bilgisayardan diğerine bilgi ve dosya yollamak için kullandı.

1990 Kasımı’nda internetin çehresi bir kez daha değişti. Bu kez İsviçre’deki bir bilgisayar programcısı, Tim Berners-Lee, World Wide Web olarak bildiğimiz kavramı ortaya çıkardı. Yani sadece bir yerden diğerine dosya göndermekten ibaret bir sistem değil, İnternet’teki herkesin ulaşabileceği bir bilgi ağı. Diğer bir deyişle Berners-Lee bugün bildiğimiz internetin mimarı olarak tarihe geçti…

O tarihten bu yana internet bir hayli değişti. 1992’de Illinois Üniversitesi’nden bir grup öğrenci ve araştırmacı, Mosaic adını verdikleri bir web tarayıcı geliştirdi (Sonradan Netscape’e dönüşecekti). Mosaic, ilk kez web’de kolaylıkla araştırma yapmanın kapısını açmıştı. Aynı sayfada yazıları ve resimleri görebilen kullanıcılar, tıklanabilir linklerle tanışıyordu. Aynı yıl kongre web’in ticari amaçlarla kullanılabileceğine karar verdi. Her türden firma web sitesi kurmak için akın etti, internet üzerinden doğrudan müşteriye satış başladı. Zaman içerisinde neredeyse her işin yapıldığı bir mecraya dönüşen internet, kullanıcı sayısı yarım milyarı aşan Facebook gibi sitelerle hayatımızın ayrılmaz bir parçası oldu.

Bildiğimiz manadaki ilk internet sayfası bilim mühendisi Tim Berners-Lee tarafından hayata geçirildi. Berners Lee o dönem, İsviçre-Fransa sınırında yer alan ve günümüzde evrenin başlangıcıyla ilgili bilgilere ulaşmak için bilim adamlarının protonları muazzam bir hızda birbiriyle çarpıştırdıkları araştırma merkezi CERN’de görevliydi. Fizikçiler arası bilgi paylaşımını hedefleyen tarihin bu ilk web sitesi (http://info.cern.ch/hypertext/WWW/TheProject.html) 6 Ağustos 1991’de yayına geçti.

Siyasetçiler arasında internetin bugünkü internet olmasında en büyük rolü eski ABD başkanlarından Bill Clinton’ın yardımcısı Al Gore oynadı. Her ne kadar Al Gore’un internetin mucidi olduğu şeklinde bir şehir efsanesi olsa da, en azından görev zamanında yaptıklarıyla internet devriminin başlamasını hızlandırmıştı.

Radyonun 50 milyon kullanıcıya ulaşması 38 yıl, TV’nin 13 yıl, internetinse 5 yıl aldı.

Her gün ortalama bir milyar kişi internette geziyor.

İnternet kullanımında en yüksek oran yüzde 70’le Kuzey Amerika’da.

Dünyadaki erkek ve kadınların yüzde 74’ü internet kullanıyor. 18–29 yaş grubu en çok kullanan, 65 yaş üzeri en az kullanan kitle.

Google’da günlük ortalama bir milyarın üzerinde arama yapılıyor.

Google’daki sayfa sayısı 10 milyarın üzerinde.

Google’un kurucuları Larry Page ve Sergey Brin, Google ismini ilk olarak 1996’da buldular ve 1998’de hayata geçirdiler. Google’u, 10’un 100. kuvvetine denk gelen sayıyı sembolize eden Googol’dan türettiler.

Sosyal Medyanın Kısa Tarihi de İlginizi Çekebilir.