John Locke Biyografisi, Düşünceleri ve Eserleri

John Locke

John Locke (1632-1704) deneycilik öğretisini kuran, toplumsal yönetim kavramını temellendirerek çağdaş demokrasinin doğmasına öncülük eden İngiliz düşünür.

Locke, Somerset’teki Wrinton’da, iç savaşta I. Charles’a karşı parlamentonun yanında yer alan avukat bir babanın oğlu olarak doğdu; Oates’da öldü. Westminster School’da Yunanca, Latince, İbranice ve Arapçayı öğrendi. 1656’da Oxford Üniversitesi’nde Felsefe öğrenimini bitirdi. 1664’te bu kurumda öğretim üyeliğine başladı. Tıp öğrenimi gördü. Değişik ülkelerde diplomatlık yaptı. Krala karşı tutumu nedeniyle Hollanda’ya kaçmak zorunda kaldı. Kral James’in devrilişinden sonra İngiltere’ye döndü; önemli devlet görevlerinde bulundu.

Deneyci yaklaşımın kurucusu olmasına karşın Locke, us ilkelerine bağlılığı önemsedi. Descartes ve Gassendi’nin yapıtlarını inceledikten sonra onların öğretisini temel aldı. Descartes’tan açıklık seçiklik, usa uygunluk, çözümsellik ve varlıkbilim kavramlarını aldı; Gassendi’den de deneycilik ve atomculuk konularında etkilendi. Devlet kuramını oluşturmada ise Hobbes’tan esinlendi. Tasarım (ide), Locke’un bilgi kuramının ana kavramıdır ve ona göre tasarım, zihnin doğrudan kavradığı algı, düşünce ya da duygulanımdır. Buna göre bilgi de bütünüyle tasarımlardan oluşmaktadır. Tüm bilgi, deneyle sağlanan tasarımlardan kaynaklanır. Bu görüş, onun falsefesinin temelidir. Kurduğu deneycilikte, Descartes’ın usçuluğuna karşı çıkmış; doğuştan tasarımlar savını yadsımıştır. Ona göre doğuşta insan zihni düz bir levhadır; ona tüm tasarımlar sonradan deney yoluyla gelmiştir. Zihinde doğuştan getirilmiş tasarımlar olsaydı insan bunların bilincine varırdı. Yalın olan tasarımların da bileşik olan tasarımların da iki deneysel kaynağı bulunuyor. Yalın tasarımlar, beş duyu organından yararlanarak zihne dış dünyadan izlenimler sağlayan, konu olarak dış dünyayı seçen tasarımlar üreten duyum (sensation); bileşik tasarımlar da içduyumdur (reflection’dur). İçduyumun konusu ise zihnin kendi içerikleri, işlemleri ve tasarımlarıdır. Zihnin bu kaynaklardan sağladığı ve yalın olan tasarımları yineleme, karşılaştırma ve birleştirme yetisi vardır. Bu işlemlerle bileşik tasarımlar elde edilir. İşte bu nedenle bilginin tüm öğeleri deneye dayanır. Zihinde yeni, yalın tasarım üretilemez, imgeleme yapılamaz. Yeni diye nitelenen her nesne, yalın tasarımların yeni bileşkesidir. Biçim, devinim, uzam, girilmezlik gibi tasarımlar, görme ve dokunma duyuları ile ayrı ayrı kavranabilir. Rengi görme; ısıyı ise dokunma duyusu ile ediniriz. Yalnızca iç deneyle sağladığımız tasarımlarımız, düşünme ve istençle ilgilidir. Hem iç hem de dış deneyle edindiklerimiz de haz, acı, varlık, güç, birlik ve zamandır. Zihnimiz yalın tasarımları oluştururken edilgin; bileşik tasarımları oluştururken etkindir.

Yalın Tasarımı Sırasında Ruhun Gerçekleştirdiği Üç Edim:

1) Bağlayan Edim: Birkaç tasarımı bileşik duruma getiriyor.

2) Düzenleyen Edim: Yalın ya da bileşik tasarımları bir araya getiriyor.

3) Soyutlayan Edim: Bir tasarımı öbürlerinden ayırıyor.

Bileşik tasarımları tözler, bunların kipleri ve ilişkileri oluşturuyor. Locke’a göre bilgi, tasarımların uyumu, bağlantısı, uyumsuzluğu ya da karşıtlığının zihince kavranmasıdır. Şu üç aşama, bilginin sağlamlık ve güvenirliğini gösteriyor: Aşamalardan biri sezgisel bilgidir. Bu bilgi, zihnin iki tasarımın birbirine uygunluğunu doğrudan ve kendiliğinden kavramasını sağlıyor. Zihin, karanın ak olmadığını, altının sarı olduğunu böyle biliyor. İkincisi ussal bilgi denen dolaylı bilgi türüdür. Zihin bu bilgiyi iki tasarım arasındaki ilişkiyi başka tasarsımlar yardımıyla kavrıyor. Kesin kanıtlara götürebilmesine karşın bu bilgi, açık seçik değildir. Üçüncüsü de duyusal bilgidir.

Algıya dayanmakla birlikte kesin olmayan ve gerçek bilgi değeri taşımayan bu bilgi, insanı kuşatan gerçek bir dış dünyanın bulunduğuna ilişkin inancı konu ediniyor. Lcke’un varlıkbilim görüşüne göre insanı, bir dış dünya çevreliyor. Algıların kaynağı bu çevredir. Dış dünyayı, cisimler ve ruhlar olmak üzere iki türlü töz oluşturuyor. Niteliklerin ve eylemlerin odağı bunlardır. Maddesel tözler olan cisimlerin birincil nitelikleri, girilmezlik, uzam ve devinimdir. Ruhsal tözlerin niteliği ise düşünmeyi, kavramayı ve devinimi başlatan istençtir. Locke’a göre düşünce zihnin öz niteliği değil; eylemi, etkinliğidir. Salt ruh, Tanrı’dır ve yalnızca etkindir. Madde ise yalnızca edilgindir. Algı, maddenin ruhu etkilemesi; eylem ise ruhun maddeyi etkilemesidir. Mekanik yasalara göre devinen cisimler, nedensel ilişkilere bağlıdır. Bir nesnenin, değişik zaman ve yerlerde kendisiyle olan ilişkisi, özdeşlik bağlantısıdır. Kişinin özdeşliği bilincin sürekliliğine; öbür canlıların özdeşliği ise yaşamın sürekliliğine bağlıdır.

Locke’un ahlak anlayışının dayanağı, hazcılıktır (hazcı ahlak). Haz veren iyi; acı veren kötüdür. Ancak insanlar bir eylemin ileride getireceği hazzı kestiremedikleri zaman, kısa süreli hazlar uğruna kendilerine uzun süre acı çektirecek eylemlere girişebiliyorlar. Ahlak ilkeleri doğuştan getirilmiyor; deneysel olarak kuruluyor ve öğreniliyor. İnsanın eylem konusundaki inançları da onun vicdanıdır. Ona göre üç tür yasa bulunuyor. Bunlardan birincisi, insanların nasıl davranması gerektiğini kurala bağlayan ve görevlerle günahların temeli olan tanrısal yasadır. İkincisi devletin kolluk güçleri ve mahkemelerince uygulanan ve suçsuzluk ile suçluluğun temelini oluşturan devlet yasasıdır. Toplumu mutluluğa götüren eylemlerle ilgili deneysel genellemeler, erdem ve kötülük düşüncelerini temellendiren yasalar ise kamu yasasıdır. Son ikisinin birbiriyle örtüşen değerlendirmeleri, temelde yararcıdır. Locke’a göre özgürlük ve eşitlik, insanların doğal hakkıdır. Doğa durumu, insanların devlet örgütü altına girmeden, yalnızca ahlak temeline girmeden bir arada yaşadıkları düşünülen durumdur. Onun insanlar arası ilişkileri çözecek bir varsayımı budur. Doğa durumunda insanlar hem özgür hem de eşittirler; bu durumda insanların birbirine zarar vermemesi gerekir. Bu yasaya karşı gelenler, doğa durumu içinde cezalandırılırlar. Doğa durumu, barış, dayanışma, güven ve eşitlik ortamıdır. Devlet ve toplum, bu ortamın yaratılmasıyla oluşur. Her birey, böyle bir toplumda doğa durumunun sağladığı yaptırım gücünü topluma ve devlet yapısına aktarır ve çoğunluğun oyuna uyma kuralı benimsenir. Doğa durumunda her nesne, insanların ortak mülküdür. Ancak, doğal nesneye emeğini katan insan, nesneyi doğal durumundan çıkararak kendi malı yapmıştır. Böylece mülkiyetin temeli atılmıştır.

Çağdaş demokrasinin ve özgürlükçü devlet düşüncesinin temelini Locke’un bu felsefesi oluşturdu. Ahlakta doğuştan ahlaklılığın temelini yıkarak İngiliz düşüncesini hazcı ve yararcı yöne yöneltti. En büyük etkisi ise deneyciliği ile gerçekleşti. Yalnızca İngiliz deneycilerini yönlendirmekle kalmadı; 18. Yüzyıl Aydınlanma Felsefesi’ni de etkiledi. 19, yüzyıl pozitivizminin kökeni de Locke’un deneyciliğine dayanıyor.

Başlıca eserleri:

An Essday Concerning Human Understanding, 1690 (İnsan Zihni Üzerine Bir Deneme); Two Treatises of Government, 1960 (Yönetim Üzerine İki İnceleme); The Reasonableness of Christianity, 1965 (Hıristiyanlığın Usa Uygunluğu).

Yazar: admin

Beybut.com yöneticisi ve yazarı. 17 Ocak 1980'de doğdu. Uluslar arası ilişkiler ve siyaset bilimi, Türkçe öğretmenliği eğitim aldı. 1995 yılından beri, özellikle yazılım konusunda profesyonel çalışmalarda bulundu. Pascal, Delphi, Php, sunucu güvenliği ve optimizasyonu, Seo alanlarında çalışmalar yürüttü. Yerel gazetelerde köşe yazarlığı yaptı. Yazın yaşamına dair yarışmalarda birçok ödül kazandı. Şiir, tarih, psikoloji, felsefe ve siyaset bilimi özel ilgi alanları.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir