Kansere Karşı Vitamin, Mineral ve Hormonlar

Kanser vitamin mineral hormon

Kansere karşı vitamin, mineral ve hormonların kullanımı. Kanseri önleyici olarak ve kanser tedavisinde sıkça kullanılan B12, C, D, E, Folat vitaminleri; Kalsiyum, Kalsiyum glukarat, Koenzim Q10, Melatonin, Omega 3, Selenyum mineral ve hormonlarının ayrıntılı incelemesi.

Kanser ve B12 Vitamini

Faydalı olduğu kanserler: Meme ve rahim ağzı.

B12 vitamin

Suda eriyen bir vitamin olup, vücutta sinirlerin korunması, kan yapımı, DNA sentezi, yağ asit metabolizması ve mitokondride amino asit sentezinde önemli rol oynamaktadır. B12 vitamini bakteriler tar

afından sentezlenmekte olup et, balık ve süt ürünlerinde bulunmaktadır. Katı vejetaryenlerde ve yaşlılarda B12 vitamini eksikliği gelişebilmektedir. Kalp-damar hastalığı, bilişsel fonksiyonlar, yorgunluk, huzursuz bacak sendromu, inme, pernisiyöz anemi, uyku hastalıkları, B12 eksikliği ve kanser tedavisi için kullanılmaktadır. Beyinde önemli maddelerin yapımında temel rol oynadığı için kendini iyi hissetmede ve uykunun düzenlenmesinde yardımcıdır. Eksikliği geliştiği zaman sinir sistemi, kan yapımı ve psikiyatrik hastalıklara neden olabilirken kalp hastalığı ile kemik iliğinin aşırı çalışmasına bağlı kemik kırığı riskini artırmaktadır. Şeker hastalarında olan sinir yakınmalarına yardımcı olabilmektedir. Doğumsal nöral tüp defektinden korunmada da yararlı olmaktadır.

Folik asit, B6 ve B12 vitamini hücrenin yapıtaşı DNA’nın yapılmasında kilit rol oynamaktadır. B6, B12 vitamini ve folik asitin birlikte kullanılmasıyla meme kanseri ve rahim ağzı kanseri riskinin azaltıldığı, akciğer kanseri riskinin ise azaltılamadığı bazı çalışmalarda gösterilmiştir. Kanser tedavisinde yeni kullanılmaya başlanan pemetrexed isimli kemoterapi ilacının yan etkilerini azaltmada B12 vitamini ve folik asit kullanılması önerilmektedir.

Erişkinler için günlük ihtiyaç dozu 3-4 mikrogram olup bazı kaynaklar 15-50 mikrogram olarak açıklamaktadır.

Uyarılar:

Özellikle 50 yaş üzerinde mide hastalıklarına bağlı B12 vitamininin emilimi azalacağı için dikkat edilmeli, beslenme programı veya besinsel desteklerle idame ettirilmelidir.

C vitamini ve Kanser

Faydalı olduğu kanser: Akciğer kanseri.

C vitaminiSuda eriyen bir vitamin olup meyve ve sebzelerde bol miktarda bulunmaktadır. Vücutta yapılamaması nedeni ile besinlerle alınması zorunludur. C vitamini eksikliğinde iskorbüt hastalığı olarak isimlendirilen genel zayıflık, kansızlık, kanamalı ve şiş dişetleri ile karakterize bir hastalık gelişmektedir. Bu hastalık günümüzde nadir olup eskiden uzun süre taze meyve ve sebze yiyemeyen gemicilerde görülürdü. Şimdi ise daha çok yaşlılarda görülmektedir.

C vitamini vücutta birçok maddenin yapılması için gereklidir. Antioksidan, bağışıklık uyarıcı, kansere karşı koruyucu, yara iyileşmesini hızlandırıcı ve kalp-damar sistemine yararları nedeni ile kullanılmaktadır. Solunum sistemi enfeksiyonlarında yararlı olabilmekte, fakat bunun bilimsel kanıtı bulunmamaktadır. Alzheimer hastalığına karşı yararlı olabileceği düşünülmektedir. Yararlarının yanında bazı zararlarının da olduğu unutulmamalıdır. Kalp damar hastalığı olanlarda yüksek dozlarda C vitamini ve E vitamini verilmesinin ölüm ve kalp krizi geçirme riskini artırdığı gösterilmiştir. Bu nedenle gelişigüzel kullanılmamalıdır.

Kanserden korunmada yararlı olmadığına dair çalışmalar çoğunluktadır. Bu gözlemler besinlerle yeterli miktarda C vitamini almanın sağlık idamesini sağladığını, ek takviyenin yararı olmadığı, hatta zararı olabileceğini düşündürmektedir. Ağızdan ve toplardamar içine yapılan uygulamalarda, kandaki C vitamini düzeyleri farklılık göstermektedir. Damar içine uygulamaların daha yüksek kan düzeyleri sağladığı ve daha iyi anti-kanser aktivite gösterebileceği ileri sürülmektedir. Bununla birlikte küçük çalışmalarda toplardamar içine yapılan yüksek doz C vitamini uygulamalarının beklenen yararı göstermediği saptanmıştır.

Yapılan küçük bir çalışmada kemoterapi ve radyoterapi alan küçük hücreli akciğer kanserli hastalardan bir kısmına C vitamini dâhil, antioksidan ve mineral desteği yapılmıştır. Sonuçta destek tedavisi alan hastaların tedaviyi daha iyi tolere ettiği gösterilmiştir. Bu çalışma en azından tedavi alan hastalarda vitamin, mineral desteğinin zararı olmadığını düşündürmektedir.

Uyarılar:

Yan etki olarak en sık bulantı, karın ağrısı ve ishal görülmektedir.
Günde 1 gramdan fazla alındığında tansiyon düşüklüğü gelişebilmektedir.
Böbrek taşı oluşumuna neden olabilmektedir. Bu nedenle böbrek taşı veya böbrek yetmezliği olanlarda kullanılmaması önerilmektedir.
G6PDH enzim eksikliği olanlarda hemolitik anemiyi artırabilir.
Günde 4800 mg C vitamini ile birlikte 3 gram amigdalin alanlarda şiddetli siyanid zehirlenmesi bildirilmiştir.
C vitamini demir emilimini artırdığı için vücutta aşırı demir depolanması olduğu durumlarda kullanılmamalıdır.

D vitamini ve Kanser

Faydalı olduğu kanserler: Kalınbağırsak, meme ve prostat. Ayrıca kalınbağırsak kanserine karşı koruyucu.

D vitaminiYağda eriyen bir vitamin olup, günlük ihtiyacın çoğu güneş ışınlarının etkisiyle ciltte yapılmaktadır. Kalsiferol, ergokalsiferol (D2 vitamini), kalsitriol ve kolekalsiferol (D3 vitamini) gibi türevleri bulunmaktadır. Balıkyağı, yağlı balıklar, süt, yumurta ve peynirde bol miktarda bulunur. Sıcak iklimlerde yaşayan ve özellikle açık tenli olan insanların temel D vitamini ihtiyacı ultraviyole B ışınları ile sağlanmaktadır. Gıdalarla alınan kalsiyumun emilimini, kalsiyum ve fosfor arasındaki dengenin sağlanmasını ve kemiklerde kalsiyum ve magnezyum gibi minerallerin tutulmasını sağlayarak kemiğin kuvvetlenmesini sağlamaktadır. Kemik erimesi, psöriyazis, skleroderma, mevsimsel moral bozukluğu ve kanserden korunma amacı ile kullanılmaktadır. Vücutta diğer önemli görevleri hücre çoğalmasının kontrolü, damarlanmanın kontrolü ve farklılaşmasının sağlanmasıdır. Bu son özellikleri nedeni ile kanserden korunmada yoğun olarak araştırılmaktadır. Diyetle yüksek miktarda alınan veya besinsel destekle alınan D vitaminin başta kalınbağırsak kanserleri olmak üzere diğer sindirim sistemi kanserlerinden korunmada yararlı olabileceği düşünülmektedir. D vitaminin ciltte daha fazla yapıldığı yaz aylarında tanısı konan kalınbağırsak ve meme kanseri gibi hastalarda; diğer mevsimlerde tanısı konan hastalara göre yaşam süresi daha fazla olmaktadır. Meme kanseri hücreleri, normal meme dokusu, prostat kanseri hücreleri ve normal prostat dokusu üzerine de etkili olduğuna dair çalışmalar artmaktadır. Güneş ışınına maruz kalmanın cilt kanseri haricindeki kanserlerden (meme, prostat, rektum, yumurtalık kanseri gibi) koruma sağladığı birçok çalışmada gösterilmiştir. Ayrıca D vitamininden zengin beslenmenin veya kan D vitamini düzeylerinin yüksek olmasının kalınbağırsak ve prostat kanseri riskini azalttığı gösterilmiştir. Kanser tedavisinde etkinliği ile ilişkili olarak yapılan faz I ve faz II çalışmalarda; prostat kanserinde yan etkilerinin az olup, kanser hücrelerini öldürücü etkisinin de beklenenden az olduğu saptanmıştır.

Kullanım şekli: Günlük alınması gereken miktar 400 IU veya 10 mikrogramdır. 65 yaş üzerindeki insanların güneşe maruziyeti azaldığı için destek olarak kullanmaları önerilmektedir.

Uyarılar:

Uzun süreli ve yüksek dozlarda kullanım ile zehirlenme olabilmektedir.
Bulantı, karın ağrısı, baş ağrısı, güçsüzlük, böbrek taşı oluşması, kabızlık ve ishal gibi yan etkiler görülebilmektedir.

E vitamini ve Kanser

Doktor kontrolünde seçilmiş özel durumu olan hastalar kullanabilir, bunun dışında kullanılması önerilmiyor!

E vitaminiYağda eriyen bir vitamin olup, başlıca yeşil yapraklı sebzelerde, bitkisel yağlarda, buğday tohumu, yumurta ve tam tahıl ürünlerinde bulunmaktadır. E vitamininin en önemli özelliği kuvvetli antioksidan olmasıdır. Çeşitli formları bulunmakla birlikte aktif formu d-izomeridir. Kalp-damar hastalığı, kanserden korunmada, katarakt, Alzheimer hastalığı, Parkinson hastalığı, şeker hastalığı, eklem şişliği, menopoz yakınmalarında, yara yeri iyileşmesi ile bağışıklık sisteminin uyarılması için kullanılmaktadır. Yapılan çalışmalarda, yaşlılarda E vitamini desteği verilmesinin bağışıklık sistemi ve Alzheimer hastalığı üzerine yararı olduğu saptanmıştır. Fakat kalp-damar hastalığına bağlı ölüm, beyin damar hastalığına bağlı inme, solunum yolu enfeksiyonu ve genel ölüm oranları üzerine herhangi bir yararı görülememiştir. Tam tersine kalp damarlarında tıkanıklık olan hastalarda E vitamini desteği verilmesinin ölüm riskini artırdığı gösterilmiştir.

E vitamini ve kanser riski arasında çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Literatürde antioksidan kullanımı ve mide-bağırsak sistemi kanserlerinin görülme riski arasındaki çalışmaların değerlendirildiği meta analizde; beta karoten, A vitamini, E vitamini, C vitamini ve selenyum gibi antioksidan alınmasının mide-bağırsak kanseri riski üzerine hiçbir etkisi olmadığı, ölüm riskini azaltmadığı, tam tersine ölüm riskini artırdığı saptanmıştır. Antioksidanlar içinde en masumunun selenyum olduğu, kanser riskini artıranın ise beta karoten olduğu görülmüştür. Bu nedenle gıdalarla yeterli miktarda alımın haricinde ek bir destek alınmaması önerilmektedir.

İtalya’da yapılan bir çalışmada ‘E vitamini’, ‘alfa karoten’ ve ‘beta karoten’in mide kanseri gelişme riskini azalttığı, diyetle alınan tuzun ise mide kanseri gelişiminde en önemli faktör olduğu saptanmıştır. Başka çalışmalarda ise E vitamininin prostat kanseri riskini belirgin azaltmadığı, akciğer kanseri riskini ise artırdığı gösterilmiştir.

Literatürde kemoterapi ile birlikte E vitamini desteği yapılan çalışmaların değerlendirilmesinde E vitamini verilmesi ile kemoterapinin sinirler üzerine yaptığı harabiyet (nöropati) ve ağızda yara açılması (mukozit) riskinin belirgin olarak azaltıldığı gösterilmiştir. Diğer yan etkiler üzerinde ise E vitamini verilmesinin ek bir yararı görülmemiştir.

Literatürde hastalıklı veya sağlıklı insanlarda antioksidan kullanılmasının ölüm riski üzerine olan etkileri ile ilişkili yapılan çalışmaların meta analizi yapılmıştır. Bu çalışmada A vitamini, beta karoten ve E vitamininin ölüm riskini azaltmayıp tam tersine artırdığı gösterilmiştir. Selenyumun ise ölüm riskini hafif azalttığı, C vitamininin ise ölüm riski üzerine belirgin bir etkisi bulunmadığı gösterilmiştir. Sonuç olarak da sadece selenyum ve C vitamininin antioksidan olarak kullanılması ile ilişkili çalışmaların devam etmesi önerilmiştir.

Uyarılar:

Bütün çalışmalar değerlendirildiğinde yeterli miktarda besinlerle E vitamini alanlar kanserden ve hastalıklardan korunma amacıyla destek olarak E vitamini preparatı kullanmamalıdır. Çünkü ciddi riskleri bulunmaktadır. Sinir harabiyeti veya ağız yaraları açılmasına neden olabilecek kemoterapi alan bazı seçilmiş hastalara uygulanabilir.
Günde 800 IU’den daha fazla miktarda uzun süreli kullanılması yan etkilere neden olur.
Günde 400 IU’den daha fazla alınması ise herhangi bir nedene bağlı ölüm riskini belirgin artırmaktadır.
Yan etki olarak damar iltihabı (tromboflebit), yorgunluk, güçsüzlük, baş ağrısı, görme bulanıklığı ve cilt döküntüsüne neden olabilmektedir.
Ayrıca pıhtılaşmayı engelleyen bir ilaç olan ‘warfarin’in etkisini artırabilir.

Folat ve Kanser

Doğal bitkisel ve hayvansal gıdalarla alınan vitamin

Kalınbağırsak, meme ve pankreas kanserlerine karşı koruyucu.

Folat ve folik asit, B vitamini olup suda erimektedir. Folat, vücuttaki tüm hücrelerde değişik biçimlerde görevi olan bir vitamindir. Folik asit ise folatın sentetik formu olup, kimyasal olarak sentezlenmektedir.

Folat, yeşil yapraklı sebzelerde, kahvaltılık tahıl ve ekmekte, karaciğer, nohut ve patateste bol olarak bulunmaktadır. Folik asit, sentetik olup ağızdan alındığı zaman folat’tan daha fazla emilmektedir.

Folat, hücrenin ana yapısı olan DNA’nın yapılması için gerekli olup, eksikliğinde hücre bölünmesi azalır ve özellikle hızlı çoğalan hücrelerde (kemik iliği, ağız-mide-bağırsak sisteminin içini döşeyen mukoza, kanser hücreleri gibi) bu etki daha fazla olur. Hamilelik süresince desteği verilmekte olup nöral tüp defekti olarak isimlendirilen kalıtsal hastalığın gelişmesini engeller. Ayrıca çocuklarda medulloblastom gelişme riskini de azaltmaktadır. Folik asit, erkeklerde spermlerin genetik bozukluk riskini azaltmakta, kalp-damar hastalığı riskini artıran homosistein düzeylerinin azaltılmasında, sigara içenlerde tansiyonun düşürülmesinde yararlı olmaktadır. Süreğen yorgunluk sendromunda folik asit verilmesinin ek bir yararı yoktur.

Yapılan klinik çalışmalarda, diyetle bol miktarda folat alan insanlarda kalınbağırsak, meme ve pankreas kanseri riskinin azaltıldığı gösterilmiştir. Kalınbağırsak kanseri riskinin azaltılması uzun sürede oluşmakta ve folik asit alan kadınlarda 15 yıl sonra belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Prostat kanseri ile ilişkili yapılan araştırmalarda farklı sonuçlar elde edilmiştir. Düşük folat düzeyine sahip insanlarda kalınbağırsak kanseri riskinin arttığı gösterilmiştir.

Folat kanser tedavisinde de kullanılmaktadır. Metotreksat isimli ilacın yan etkilerinin azaltılmasında, 5-fluorourasil isimli ilacın kanser hücrelerini öldürücü etkisini artırmada kullanılmaktadır.

Uyarılar:

Destek olarak günde 1 mg’dan daha az kullanılması gereklidir. Daha yüksek dozlarda megaloblastik anemi denen kansızlık hastalığına neden olabilir.
Yorgunluk sendromunda folik asit verilmesinin ek bir yararı yoktur.
Yan etki olarak mide rahatsızlığı ve uyku bozuklukları gelişebilmektedir.
Nöbet için kullanılan antikonvülsanların etkisini azaltabilir.
Kolestiramin ve sülfosalazin gibi ilaçlar folat’ın emilimini bozabilir.
Metotreksat, primetamin ve trimetoprim gibi ilaçlar kullanılırken folat alınırsa ilaçların etkisi azalabilir.

Folat

 

Kalsiyum ve Kanser

Faydalı olduğu kanserler: Kalınbağırsak ve prostat.

Vücudumuzda en çok bulunan mineral olup süt, yoğurt, peynir, yumurta, ekmek, büyük balıklar, brokoli, ıspanak, fasulye, tofu, portakal, badem, susam, soya, fındık ve ceviz gibi gıdalarda bol miktarda bulunur. Kemik erimesi, tansiyon yüksekliği, adet yakınmaları, kolesterol yüksekliği, kurşun zehirlenmesi, kalınbağırsak ve prostat kanserinde kullanılmaktadır. Klinik çalışmalarda, adı geçen bu hastalıklarda yararlı olduğu gösterilmiştir. Kalsiyum alınması erkeklerde kalınbağırsak kanseri gelişme riskini azaltmaktadır. Bir çalışmada ise kadınlarda böyle bir yararının olmadığı saptanmıştır. Fakat çalışma sonuçları farklılık göstermektedir.

Başka bir araştırmaya göre menopoz sonrasında D vitamini ve kalsiyum alan kadınlarda kanser riskinin azaldığı gösterilmiştir.

kalsiyum

Uyarılar:

Tiroit bezi az çalışanlar, kalsiyum düzeyi yüksek olanlar veya fosfor düzeyi düşük olanlar kalsiyum desteği almadan önce hekimleri ile görüşmelidirler.
Kabızlık, gaz, ağız kuruluğu ve bulantıya neden olabilmektedir.
Hayvansal bir ürün olduğu ve kalsiyum dışında (hormonlar, yağlar vb) farklı maddeleri de içerdiği için, yüksek miktarda süt tüketen erkeklerde prostat kanseri riskinin arttığı gösterilmiştir.

Kalsiyum Glukarat ve Kanser

Kalınbağırsak, meme ve prostat kanserlerine karşı koruyucu.

D glukarik asidin kalsiyum tuzu olup, insanlarda az miktarda bulunur. Patates, brokoli, turpgiller, elma ve portakal gibi besinlerde bol bulunmaktadır.

Zehirli maddelerin etkisizleştirilmesi, kanser tedavisi ve kanserden korunma için kullanılmaktadır.

Karaciğerde beta glukuronidaz isimli enzimin etkisini engellemektedir. Beta glukuronidaz enzimi, dişilik hormonu olan östrojen hormonu ile kanser gelişimine neden olan karsinojen denen kimyasal maddelerin vücuttan atılmasını azaltır. Beta glukuronidaz enziminin etkinliğinin yüksek olması; hormon bağımlı kanserler olan meme, prostat ve kalınbağırsak kanseri gibi kanserlerin görülme riskini artırmaktadır.

Kalsiyum glukarat, beta glukuronidaz enzimini engelleyerek karsinojenlerin ve östrojenin atılımını artırarak yararlı olmaktadır. Kanser hastalarında kullanılması ile ilişkili çalışma bulunmamaktadır. Akciğer kanseri riskini azaltmak için yapılan pilot çalışmada 1,5-9 gram/gün dozlarının iyi tolere edildiği gösterilmiştir. Sigara içenlerde D-glukarat düzeyinin düşük olması nedeni ile kalsiyum glukarat’ın akciğer kanseri riskini azaltmada yararlı olabileceği düşünülmekte ve araştırılmaktadır.

Özellikle meme, prostat ve kalınbağırsak kanserinden korunmada yararlı olacağına inanılmaktadır. Meme kanseri olan bazı hastalar kendi kendilerine cerrahiyi takiben veya tıbbi tedaviye ek olarak kullanmaktadır. Kan lipid düzeyini de azaltmaktadır.

Yan etkisi azdır.

Koenzim Q10 Kansere Karşı ve Diğer Faydaları

Koenzim Q10 (KoQ10), aerobik metabolizmaya sahip insan ve diğer canlılarda bulunan, hücresel solunumda elektron taşınmasında görevli bir moleküldür. Hücrenin enerjisi için gerekli ATP üretiminde rol oynar. Ayrıca E vitamininin etkisini de uzatmaktadır. Kalp hastalığına bağlı göğüs ağrısı, tansiyon yüksekliği, kalp yetmezliği, kemoterapiye bağlı yan etkilerin azaltılması, kanserden korunma, AIDS, migrenin önlenmesi, Parkinson hastalığı ve vücudun zindeliği için yaygın olarak kullanılmaktadır.

koenzim q10

Vücutta enerjinin kaynağı olan ATP’nin üretiminde temel rol oynar. Antioksidan özelliktedir. Başlıca kırmızı et ve kümes hayvanlarının etlerinde bulunmaktadır. Ticari olarak preparatları üretilmiş olup Japonya başta olmak üzere birçok ülkede kullanılmaktadır. Yaşlanma, kanser, kolesterol düşürücü ilaçlardan olan statin grubu kullanımı ve başka hastalıklarda serum düzeyleri düşmektedir. Bu nedenle dışarıdan alınmasının yararlı olacağı ileri sürülmektedir.

Yapılan küçük çalışmalarda KoQ10 desteğinin bağışıklık sistemi üzerine yararlı etkileri olduğu ve tümör büyümesini durduğu saptanmıştır. İleri evre meme kanserinde yapılan bir çalışmada 360 mg/gün dozlarının daha etkili olduğu gösterilmiştir. Fakat maliyetin yüksek olması nedeni ile pratikte uygulanması zordur. Bununla birlikte çalışmaların bilimsel değeri sınırlı ve tartışmalıdır. Büyük çalışmaların olmaması nedeni ile bu konuda yorum yapılamamaktadır. Özellikle antrasiklin isimli ilaçlara bağlı kalbin zarar görme riskinin azaltılmasında yararlı olduğuna dair veriler bulunmaktadır. Fakat çalışmaların kaliteleri düşük olup, bu tür destek kullanılmasının antrasiklin tedavisinin etkinliğini düşürüp düşürmeyeceği bilinmemektedir.

Journal of the American Academy of Dermatology dergisinde şubat 2006 tarihinde yayınlanan bir çalışmada malign melanom tanısı konan hastalarda kanda KoQ10 düzeylerinin belirgin şekilde düşük olduğu saptanmıştır. Ayrıca kan KoQ10 düzeyleri düşük olan hastaların, normal olanlara göre başka organa sıçrama olasılığının yaklaşık 8 kat daha fazla olduğu gösterilmiştir. Küçük bir çalışmada evre 1 ve 2 malign melanom tanısıyla ameliyat olmuş hastalara düşük doz interferon yanında 400 mg/gün KoQ10 3 yıl devamlı kullanılmış ve sonuçta hastalık tekrarlama riskinin ve interferonun yan etkilerinin azaltıldığı gösterilmiştir. Bu hastalarda KoQ10 kullanılmasının yararı araştırılmaktadır.

Bütün kanserlerde KoQ10 düzeyleri azalmamaktadır. Örneğin akut lenfositer lösemili çocuklarda yapılan bir çalışmada tanı anında KoQ10 düzeylerinin normal olduğu ve kemoterapi esnasında da arttığı gösterilmiştir. Bir laboratuvar çalışmasında da kemoterapinin kanser hücrelerinde KoQ10 düzeylerini artırdığı saptanmış, bunun da hücrelerin bir savunma mekanizması olabileceği ileri sürülmüştür. Çalışmalarda orta-yüksek düzeyde dozlarda KoQ10 desteği ile ileri evre meme kanserli hastalarda yanıtlar alındığı bildirilmiştir. Fakat meme kanserinin tıbbi tedavisinin etkinliği bu tür yaklaşımların tek başına kullanılmalarına göre çok daha fazla yanıt sağlamaktadır. Bu nedenle günümüzde bu tür ürünlerin tek başına değil de tıbbi tedavinin yanında eğer uygun ise kullanılması gündemdedir. Yeni yapılan bir klinik çalışmada tamoksifen ile tedavi edilen meme kanserli hastalara koenzim Q10’a ek olarak riboflavin ve niacin vitaminlerinin verilmesinin yanıtları olumlu etkilediği gösterilmiştir ve çalışmalar devam etmektedir.

Uyarılar:

Hormonal tedavi almayan prostat kanserli hastalarda koenzim Q10, E vitamini, C vitamini ve selenyum kullanılmasının ek yararı olmadığı gösterilmiştir.
Yan etkileri bulantı, ishal ve iştah azalmasıdır.
K vitaminine benzemesi nedeni ile pıhtılaşmayı azaltan warfarin isimli ilacın etkisini azaltır.
Antioksidan olması nedeni ile radyoterapi ve bazı kemoterapi ilaçlarının etkisini azaltabilir.

Melatonin ve Kanser

Vücutta triptofan isimli amino asitten sentezlenen bir üründür. Beyinde pineal bezden salınmaktadır. Salınımı ritmik olup uyumayı kolaylaştırmaktadır. Tıbbi olarak kabul gören kullanım sahası jet lag olarak isimlendirilen uzun mesafe uçuşlarından sonra ortaya çıkan uyku bozukluğunun tedavisidir. Yaşlanmayı geciktirme, depresyon, AIDS, uykusuzluk, migren atağının engellenmesi, kanser tedavisi, kemoterapinin yan etkilerinin azaltılması ve Alzheimer hastalığının tedavisinde kullanılmaktadır. Melatonin hormonunun vücuttaki salınımı ritmik olup gece karanlığında artış göstermektedir. Özellikle gece vardiyasında çalışanlarda yapımı azalmaktadır (hemşireler, uzun uçuşlarda görevli uçak personelleri). Ayrıca gece uyuma esnasında elektromanyetik dalga yayımına neden olan cihazlardan da etkilenmektedir. Bu nedenle özellikle uyku esnasında cihazların kapatılması önerilmektedir. Yüksek dozlarda dışarıdan takviye edildiği çalışmalarda ciddi bir yan etki gözlenmemiştir. Melatoninin bağışıklık sistemini uyardığı, normal hücrelere zarar veren serbest radikalleri engelleyerek antioksidan etki gösterdiği, uykuya dalmayı kolaylaştırdığı, sakinleştirdiği, zararlı olan ultraviyole ışınlara ve iyonize edici radyasyona karşı hücreleri koruduğu, çeşitli kanser hücrelerinin (meme, prostat) ölmesini sağladığı gösterilmiştir. Fakat özellikle malign melanom ve bazı lösemi tiplerinde kanser hücrelerinin çoğalmasını sağladığı ile ilişkili tam ters çalışmalar da bulunmaktadır. Bu nedenle gelişigüzel kullanılmamalıdır.

Yeni yapılan bir çalışmada gece 20 mg melatonin verilen kanserli hastalarda şiddetli kilo kaybı, yorgunluk, trombosit ve lökosit düşüklüğünün daha az görüldüğü saptanmıştır. Ayrıca kemoterapi ile verildiğinde 1 yıllık sonuçların ve kemoterapi yan etkilerinin daha iyi olduğu gösterilmiştir. Bu nedenle günümüzde en popüler tamamlayıcı tedavi yaklaşımlarından birisi haline gelmiştir.

Kullanım şekli: Ağız yolu ile gece yatmadan birkaç saat önce 0,3-5 miligram dozlarında melatonin alınmasının uyumayı kolaylaştırdığı ve uyku kalitesini artırdığı klinik çalışmalarda gösterilmiştir. Kanser tedavisinde genellikle gece yatmadan önce 20 mg dozda alınarak kullanılmaktadır.

Uyarılar:

Melatonin uyanıklığı azalttığı için, melatonin alanlar yan etkilere alışana kadar özellikle makine ve araç kullanmamalıdır.
Melatonin kullananlarda çarpıntı, kızarma, kaşıntı, baş ağrısı, vücut ısısında azalma, karın ağrısı, uyku hali, zihinsel durumda değişiklikler, uyuma biçiminde değişiklikler gibi yan etkiler görülmektedir.
Hekim kontrolü olmadan sakinleştirici ilaçlarla birlikte kullanılmamalıdır.

Omega-3 ve Kanser

Faydalı olduğu kanserler: Akciğer, kalınbağırsak, meme, pankreas ve prostat. Ayrıca kalınbağırsak, meme, pankreas, prostat kanserlerine karşı koruyucu.

omega3Bu grupta yer alan yağ asitleri ALA, EPA ve DHA’dır. Genel olarak balık yağında ve keten tohumu yağında bulunmaktadır. Kalp hastalığı, artrit ve böbrek yetmezliği üzerine koruyucu etkisi vardır. Eksikliğinde depresyon gelişme riski artmaktadır. Meme, kalınbağırsak, pankreas ve prostat kanserinin gelişme riskini azalttığı, kanser hücrelerini öldürdüğü birçok çalışmada saptanmıştır. Ayrıca kanser hastalarında en önemli sorun olan aşırı kilo kaybı ve kas kitlesinin yıkımı ile seyreden kaşeksiyi azalttığı gösterilmiştir. Kalınbağırsak kanserinin nüks riskini azalttığı, zayıf hastaların sağkalımını uzattığı yönünde ciddi çalışmalar bulunmaktadır. Omega-3, akciğer kanseri, prostat kanseri, meme kanseri ve pankreas kanseri tedavisinde kullanılan ilaçların etkisini artırmaktadır. Klinik çalışmalarda omega-3 içeren bir diyetin kemoterapiye bağlı bağırsak yan etkilerini ve özefagus kanseri nedeni ile radyoterapi alan hastalarda yan etkileri azalttığı gösterilmiştir. Balık tüketiminin fazla olduğu toplumlarda meme kanserinin ve kalp hastalığının görülme riskinin düşük olduğu saptanmıştır.

Sardalya, somon, uskumru, kalkan, ringa ve tuna gibi balıklarda bol miktarda bulunur. Keten tohumu yağı da en iyi bitkisel omega-3 kaynağıdır. Ayrıca baklagillerde de bulunmaktadır. Bazıları omega-3’ten zengin diyet veya günde 1-2 çay kaşığı keten tohumu yağı veya günde 1-2 gram omega-3 içeren preparat kullanılmasını tavsiye etmektedir. FDA, kanama riskinin artmaması için günde 3 gram veya daha az omega-3 alınmasını önermektedir.

Uyarılar:

Omega-3 total LDL kolesterolü artırabilir, pıhtılaşmayı önleyebilir.
Kan sulandırıcı veya aspirin tedavisi alanların omega-3 desteği kullanmamaları önerilmektedir. Çünkü kanama riski artar.
Ayrıca omega-3’ü bol miktarda içeren balıklarda cıva birikimi olması nedeni ile bu tür balıkların bol tüketilmemesi önerilmektedir.
Destek ürünlerinin kullanılması nefes kokusu ve bulantıya neden olabilir.

Selenyum ve Kanser

Kansere karşı koruyucu.

Vücut için gerekli temel elementlerden birisidir. Fındık, ceviz, deniz ürünleri, et ürünleri ile tahıl ürünlerinde bol olarak bulunmaktadır. Bağışıklık sisteminin uyarılması, romatoid artrit, kalp-damar hastalığı, kanserden korunma ve kanser tedavisi için kullanılmaktadır.

Selenyum, antioksidan savunma sisteminin en önemli bir parçası olup, bağışıklık sisteminin uyarılması ve anormal hücre çoğalmasının baskılanması aracılığı ile kanser gelişme riskini azaltmaktadır. Selenyum alımı yetersiz olan insanlarda kanser gelişme riskinin yüksek olduğu gösterilmiştir.

Baş-boyun kanserli hastalar başta olmak üzere, birçok kanserli hastada selenyum düzeyleri çoğunlukla düşük bulunmaktadır. Selenyum ile ilgili yapılan çalışmalarda selenyumun, ilaç direnci ile ilişkili faktörleri baskılayarak çeşitli kanser ilaçlarının etkisini artırdığı gözlenmiştir. Günümüzde kemoterapiden önce yüksek dozlarda selenyum verilmesinin etkinliği ile ilgili olarak kanserli hastalarda klinik çalışmalara başlanmıştır. Ayrıca selenyumun, bağışıklık sistemi hücrelerinin sayısını ve fonksiyonunu artırdığı gösterilmiştir.

Selenyum, E vitaminin antioksidan etkisini artırmaktadır. E vitamini özellikle hücre zarı ve hücre içindeki zar yapıların oksidasyonunu engellemektedir. E, C ve A vitamini ile birlikte selenyum bağışıklık sisteminin sağlıklı işlemesini, normal çoğalmayı ve hücre zarının hasarına karşı korunmayı sağlar ve idame ettirir. Vitaminlerin düzeylerinin azalması, selenyum düzeylerinde de azalmaya neden olmaktadır.

selenyum

Yeni yapılan bir metaanalizde de selenyum dâhil çeşitli antioksidanların radyoterapi ve kemoterapi ile birlikte kullanıldığı çalışmalarda, antioksidanların tedavinin etkisini azaltmadığı, tam aksine yan etki ve sonuçları iyileştirdiği ileri sürülmüştür. Günümüzde radyoterapi ile çeşitli kanser ilaçlarının serbest oksijen radikalleri oluşumuna yol açarak etkilerinin bir bölümünü bu yoldan gösterdikleri bilinmektedir. Antioksidanların bu tedavilerin etkilerini azaltacağı yönünde endişe bulunmaktadır. Fakat mesna, amifostin gibi ilaçlar antioksidan özellikte olup bazı kanser ilaçlarının yan etkilerinin engellenmesinde, ilacın etkinliğini bozmadan başarılı bir şekilde kullanılmaktadır. Bir çalışmada E vitamini desteğinin, doksorubisin metabolizmasını değiştirdiği gösterilmiştir. Bu nedenle antioksidanlar gelişigüzel kullanılmamalıdır! Kemoterapi alan hastalarda antioksidan düzeylerinin düştüğü gözlenmiştir.

Bu veriler, kemoterapi veya radyoterapi alan hastalarda antioksidan kullanımının gerekli ve güvenli olduğunu düşündürecek kadar yeterli değildir. Bununla birlikte çalışmalarda antioksidan kullanılmasının tedavi etkinliğinde bozulmaya neden olmadığı gözlenmektedir. Bu durumda hastanın durumuna ve kullanılan kanser tedavisine göre karar verilmesi gereklidir.

Selenyum için genellikle günlük kullanım dozu 100-400 mikrogram arasında değişmektedir. Daha yüksek dozların kontrolsüz ve uzun süreli kullanılması önerilmemektedir.

Uyarılar:

1000 mikrogram/gün dozlarından yüksek ve uzun süreli selenyum alınması ile cilt ve tırnak değişiklikleri, vücutta sarımsak benzeri koku değişikliği, sinirlilik, sinir hasarı, büyüme geriliği ve ciddi karaciğer hasarı gelişebilmektedir.
Yüksek dozlarda selenyum alınması, bağırsaklardan C vitamininin emilimini azaltabilir.
Çok yüksek dozlarda ölüm bildirilmiştir.

Yazar: admin

Beybut.com yöneticisi ve yazarı. 17 Ocak 1980'de doğdu. Uluslar arası ilişkiler ve siyaset bilimi, Türkçe öğretmenliği eğitim aldı. 1995 yılından beri, özellikle yazılım konusunda profesyonel çalışmalarda bulundu. Pascal, Delphi, Php, sunucu güvenliği ve optimizasyonu, Seo alanlarında çalışmalar yürüttü. Yerel gazetelerde köşe yazarlığı yaptı. Yazın yaşamına dair yarışmalarda birçok ödül kazandı. Şiir, tarih, psikoloji, felsefe ve siyaset bilimi özel ilgi alanları.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir