Oksijen tedavisi ve Kanser

Oksijen tedavisi ve Kanser hakkında. Bitkisel tedavi ve şifalı bitkiler. Oksijen tedavisi

Hastaların en azından kanser tedavisi altındayken oksijen tedavisi almamaları gereklidir.

Oksijen tedavisinin en sık yapılan çeşitleri ozon tedavisi ve hidrojen peroksit tedavisidir.

Ozon tedavisi; kanser, astım, amfizem, AIDS, artrit, kalp-damar hastalığı ve Alzheimer hastalığı gibi birçok hastalığın tedavisinde etkili olduğu ileri sürülen bir alternatif tedavi yöntemidir. Bu görüşü savunanlara göre kansere neden olan mikroorganizmalar ve kanser hücreleri düşük oksijenli ortamları sevmekte; vücuda oksijen eklendiğinde kanser hücreleri yaşamını sürdürememektedir. Oksijen veya ozon tedavisinin vücudun hücrelerinin etkinliğini artırdığı ve kanser hücrelerini öldürdüğü, enerji üretimini artırdığı, bağışıklık sistemini uyardığı ve antioksidan üretimini artırdığı ileri sürülmüştür. Bu bulgulardan bazıları doğru, bazıları yanlıştır.

Ozon gazı deri yüzeyine, kas içine, makata veya hastadan alınan kanın işlem sonrası hastaya geri verilmesi ile uygulanmaktadır. Oksijen tedavisinin bir diğer yöntemi de hidrojen peroksitin ağızdan, makattan, kas içine veya damar içine uygulanması ile yapılmaktadır.

Kanserin birçok nedeni olduğu, tek bir faktöre bağlı olmadığı günümüzde iyi bilinmektedir. Oksijen oranı düşük çevrede kanserin daha iyi geliştiği gibi bir görüş doğruyu yansıtmamaktadır. Günümüzde kanserin en çok görüldüğü organ akciğerdir ki; akciğerler vücudun oksijenden en zengin organıdır. Kıkırdak ise damardan ve dolayısı ile oksijenden en fakir dokulardan birisidir; böyle olmasına rağmen kanserin en nadir olduğu bölgeler arasında gelmektedir. Demek ki kanserin gelişiminde farklı mekanizmalar rol oynamaktadır.

Dominik Cumhuriyeti”nden bir araştırmacı ozon tedavisi ile 13 kanserli hastayı başarılı bir şekilde tedavi ettiğini ileri sürmesi nedeni ile konu araştırılmıştır. Araştırmada 2 hastanın kanser nedeni ile öldüğü, üç hastanın bulunamadığı, iki hastanın araştırmacı tarafından geri çekildiği, üç hastanın sağ olmasına rağmen kanserlerinin devam ettiği, üç hastada ise kanser tanısının kesin olmadığı saptanmıştır. Bu tablo sadece alternatif tedavi yöntemi uygulayarak kesin başarı elde ettiğini söyleyenler araştırıldığında ortaya çıkan fiyaskoyu özetlemektedir. Ozon tedavisinin gerçek anlamda yararlı olabileceği sahalar bulunmaktadır. Yapılan bilimsel çalışmalar ozon tedavisinin cilt hastalıkları (yaşlanma), yara iyileşmesi, yaşa bağlı maküler hasarlanma, otoimmun hastalıklar (lupus, romatoid artrit), süreğen mikrobik hastalıklar, kanser tedavisi bittikten sonra yorgunluk yakınmasının azaltılmasında, çevresel arter tıkanıklığı hastalığı, kalp damarı tıkanıklığı, organ iskemisi ve kolesterol embolisinde yararlı olabileceğini düşündürmektedir.

Ozon tedavisi, bizim “invaziv” olarak isimlendirdiğimiz girişimsel tedavi yöntemlerinden biri olup ölümlere neden olabilmektedir. Fakat günümüzde Ozon tedavisinde yeni kullanıma giren cihazların ozon gazı düzeylerini doğru ayarlamaları, uygun sterilizasyon şartlarını sağlamaları ve teknik üstünlükleri bu tür yan etkilerin görülme riskini neredeyse sıfıra indirmiştir.

Sonuç olarak ozon tedavisi bazı sağlık sorunlarında yararlı olabilmekte ve Avrupa ile ABD”de sağlık kliniklerinin çoğunda yasal olarak uygulanabilmektedir.

Dikkat edilmesi gerekenler:

  • Ozon veya oksijen tedavisi yapılacak olan kanser hastalarının, daha önceden bleomisin gibi akciğer fibrozisi yapıcı etkisi olan ilaçları almamış olmalarına dikkat edilmelidir. Çünkü bleomisin alan hastalarda yıllar sonra bile ozon veya oksijen tedavisi uygulanırsa ölümcül olabilecek akciğer fibrozisi geliştiği bildirilmiştir.
  • Hidrojen peroksit tedavisi toplardamar içi uygulama, kalınbağırsaklara uygulama, ağız yolu ile alma ve bölgesel uygulama şeklinde yapılmaktadır. Ağız yolu ile hidrojen peroksit alınması ile veya lavman yapılması ile öldürücü gaz embolileri, bağırsak iltihabına bağlı şiddetli enfeksiyon ve kangren gelişimine neden olabilirken, hidrojen peroksit”in damar içi uygulamasına bağlı akut hemolitik kriz olarak isimlendirilen alyuvarların yıkımına ve ölüme neden olabildiği bildirilmiştir.
  • Ayrıca ozon tedavisi esnasında hepatit C ve AIDS gibi kan ürünleri ile geçen viral hastalıkların bulaşma riskinin olduğu unutulmamalıdır.
  • Günümüzde Amerikan Kanser Cemiyeti kanser hastalarına oksijen tedavisi almamaları konusunda tavsiyede bulunmaktadır. Ülkemizde de giderek sayıları artan şekilde ozon tedavi kliniklerinin kurulması ve bu kliniklerin özellikle kanser hastalarını hedef kitlelerden birisi olarak belirlemesi nedeni ile hastaların en azından kanser tedavisi altındayken oksijen tedavisi almamaları gereklidir.

Miracle mineral supplement ve Kanser

Miracle mineral supplement ve Kanser hakkında. Bitkisel tedavi ve şifalı bitkiler. Miracle mineral supplement (MMS)

Hayvan veya insan çalışması olmadığı için hastalarımızın bu ürünü kullanmamalarını öneririm.

Miracle mineral supplement isimli ürünün içinde kimyasal madde olarak “chlorine dioxide” bulunmaktadır. İnternet ortamında sıtma, kanser ve AIDS tedavisinde etkili olduğu ileri sürülerek satışı yapılmaktadır. Chlorine dioxide içeren gargaraların özellikle sabah ağız kokusunun engellenmesinde yararlı olduğu klinik çalışmalarda gösterilmiştir.

Dikkat edilmesi gerekenler:

  • Miracle mineral supplement”in kanser tedavisinde etkinliğini gösteren hiçbir laboratuvar, hayvan veya insan çalışması olmadığı için hastalarımızın bu ürünü kullanmamalarını öneririm.

Metabolik tedavi ve Kanser

Metabolik tedavi ve Kanser hakkında. Bitkisel tedavi ve şifalı bitkiler. Metabolik tedavi

Günümüzde metabolik tedavide kullanılan ajanların etkinliklerinin fazla olmadığı ve kanser tedavi edici olmadığı gösterilmiştir.

Gerson rejimi, Kelley tedavisi, Gonzalez rejimi veya besinsel tedaviler olarak da isimlendirilmektedir. Bu tedavide hastalıkların vücutta zehirli maddelerin birikmesine bağlı oluştuğuna inanıldığı için çeşitli yöntemlerle zehirsizleştirme yapılmaktadır.

Sağlıklı diyet, zehirsizleştirme işlemleri (kahve lavmanları, bitkisel dışkı yumuşatıcıları) ve bağışıklık sistemini uyarıcı destekleyici ürünler kullanılmaktadır. Diyet içinde tam besinler, taze meyve ve sebzeler, salgı bezi ekstraktları, yüksek dozda vitaminler, sindirim enzimleri, mineraller ve bitkisel ürünler kullanılmaktadır. Ayrıca laetrile, DMSO, A vitamini, BCG, gama globulin, interlökin, hidrojen peroksit, hidrazin sülfat ve enzim preparatlarının enjeksiyonu da yapılmaktadır. Bir alt tipi Gonzalez tedavisinde pankreas kanserli hastalarda yüksek dozlarda pankreas enzimleri kullanılmakta ve NCI (Amerikan Kanser Enstitüsü) tarafından etkinliği araştırılmaktadır.

Yapılan klinik çalışmalarda pankreas enzimlerinin bazı kanserlerde tedavi sonuçlarını iyileştirdiği saptanmıştır. Bunun da, ileri evre kanserli hastalarda sindirim enzimleri kullanıldığında besin maddelerinin daha etkili alınmasına ve mide-bağırsak yakınmalarının azaltılmasına bağlı kilo kaybının azaltılmasıyla ilişkili olabileceği ileri sürülmektedir. Bazılarına göre de bu tür enzimler kanser hücrelerinin bağışıklık sisteminden kaçmasını engellemektedir.

Metabolik tedavilerde en önemli sorun kullanılan preparatların enjeksiyonu esnasında ölümcül olabilecek enfeksiyonların bulaşmasıdır. Ayrıca önemli besin maddelerinin eksikliğine neden olabilmekte, aşırı kahve lavmanı kullanılmasına bağlı şiddetli enfeksiyon, vücutta su-elektrolit dengesizliği ve ölüm görülebilmektedir.

Günümüzde metabolik tedavide kullanılan ajanların etkinliklerinin fazla olmadığı ve kanser tedavi edici olmadığı gösterilmiştir.

Leatrile ve Kanser

Leatrile ve Kanser hakkında. Bitkisel tedavi ve şifalı bitkiler. Leatrile (B17 vitamini)

Kansere karşı etkisi bulunmadığı gibi insan sağlığına zarar verebildiği saptanmıştır.

Çok sayıda ismi mevcut olup bunlar şöyle sıralanabilir: Amigdalin, vitamin B17, bitter almond, apricot kernel, Xing Ren, amygdaloside, nitriloside, Prunus amygdalus, Tao ren, Semen persica veya prunasin. Günümüzde ülkemizde giderek popüler olmaya başlayan kanserin alternatif tedavi yaklaşımları ile tedavisinin bir örneği de leatrile”dir. Leatrile eksikliğinin kansere neden olduğu, normal hücrelerden daha çok kanser hücrelerini hedef aldığı, kanserin bir metabolik hastalık olduğuna dair bir söylemle satışı yapılmaktadır. Fakat bu görüşleri destekleyecek hiçbir bilimsel veri bulunmamakta olup bunun yanlış olduğu da gösterilmiştir.

Leatrile, şeftali, kayısı, acı badem ve birçok meyvenin çekirdeğinde bol olarak bulunan siyanojenetik glikozit bileşiğidir. Yukarıda bahsedilen eşdeğer anlamda kullanılan ürünlerde farklı firmalar, molekülde bazı değişiklikler yapmıştır. Amerika patentli ürünlerle, Meksika menşeli ürünler arasında bazı kimyasal farklılıklar bulunmaktadır. Yapılan çalışmalarda bazı leatrile ürünlerinde, normalde bulunmaması gereken kimyasallar olduğu ve bunun sağlığa zararlı olabileceği saptanmıştır. 1980″li yıllarda yapılan bilimsel çalışmalarda leatrile”in kanser tedavisinde etkili olmadığı saptanarak ABD ve Avrupa”nın birçok ülkesinde kullanılması yasaklanmıştır.

İngiltere”de insan üzerine zehirleyici etkileri bulunması nedeni ile (kan zehirlenmesine neden olabiliyor) sadece doktor gözetiminde kullanılmasına izin verilmiştir. Leatrile tedavisi bilimsel tedavilerle birlikte veya metabolik tedavi, idrar tedavisi, diyet tedavisi, meyve çekirdeği ile beslenme (şeftali, acı badem, kayısı) ve destek ürünleri ile beraber kullanılmıştır. Leatrile”in laboratuvar çalışmalarında kanser hücrelerini öldürmesi nedeni ile insanlarda da etkili olduğuna inanılmaktadır. Bunu destekleyen insan çalışması ise bulunmamaktadır.

2006 yılı ortalarında Milazzo ve arkadaşlarının yaptığı bir çalışmada geçmişten günümüze kadar leatrile”in kanser hastalarında ve kanserli hayvanlarda kullanıldığı çalışmaların değerlendirilmesinde, leatrile”in kanser tedavisinde etkili olmadığı görülmüştür.

Leatrile”in kansere karşı etkisi bulunmadığı gibi insan sağlığına zarar verebildiği saptanmıştır.

Dikkat edilmesi gerekenler:

  • Özellikle leatrile tedavisi ile birlikte meyve çekirdeği (şeftali, acı badem, kayısı) veya yüksek doz C vitamini alan hastalarda veya adı geçen kimyasalı zehirsizleştirme işlemi bozuk olanlarda siyanid zehirlenmesi gibi hasta ölümüne ve sakatlıklara yol açan ciddi yan etkilerin görüldüğü bilinmektedir.
  • Ayrıca ürünlerin hazırlandığı koşulların ve içeriğinin tam bilinmemesi nedeni ile de çeşitli mikropların bulaşma ihtimalini ve zararlı yan etkilerin ortaya çıkma ihtimalini artırmaktadır.
  • Yan etki olarak siyanid zehirlenmesine bağlı bulantı, kusma, baş ağrısı, güçsüzlük, dikkat dağınıklığı, morarma, tansiyon düşüklüğü, göz kapağı düşüklüğü, uyuşma, koma ve ölüm görülebilmektedir.
  • Özellikle ağız yoluyla 3 gr leatrile ile birlikte yüksek dozda C vitamini kullanan hastalarda şiddetli siyanid zehirlenmesi görülmektedir.
  • Badem, kereviz, şeftali ve havuç gibi besinler yüksek oranda beta glukozidaz içermekte olup leatrile”den zehirlenme riskini artırmaktadır.
  • Hastalarda ateş yüksekliği ve kanda oksijen düşüklüğüne neden olabilmektedir.

Köpekbalığı kıkırdağı ve Kanser

Köpekbalığı kıkırdağı ve Kanser hakkında. Bitkisel tedavi ve şifalı bitkiler. Köpekbalığı kıkırdağı

Hastalarımıza kullanmamalarını tavsiye ediyoruz.

Köpekbalığı kıkırdağı (shark cartilage) en sık kullanılan alternatif tedavi ürünlerinden birisidir. Köpekbalıklarının hiç kanser olmadığı ve bunun sırrının köpekbalığı kıkırdağı olduğuna dair yanlış ve yaygın bir inanış bulunmakta ve bu periyodik olarak gündeme gelmektedir. Hastalarımız da doğal olarak bu ürünü kullanmak istemekte ve bize danışmaktadırlar. Köpekbalıklarının hiç kanser olmadığı hikâyesi I. William Lane tarafından 1992 yılında ortaya atılmış, oldukça ilgi çekmesi nedeni ile yazılı ve görsel basında yoğun olarak tekrar tekrar gündeme getirilmiştir. Popülerlik kazanan bu olay neticesinde son 5-10 yılda köpekbalığı popülâsyonunda belirgin bir azalma meydana gelirken köpekbalığı kıkırdağı satan firmaların sayısı artmıştır.

Yapılan araştırmalarda köpekbalıklarının kanser oldukları, görülen kanser çeşitlerinin ise cilt, karaciğer, yumuşak doku, lenfoma, safra yolu, bağırsak ve tiroit kanseri olduğu saptanmıştır. Köpekbalıklarının daha çok derin sularda ve okyanusta yaşamaları, herhangi bir nedenle ölen köpekbalıklarının diğer yırtıcı balıklar tarafından parçalanması ölüm nedenlerinin tam bilinmemesine neden olmaktadır. Ayrıca okyanuslarda, kansere neden olan karsinojen isimli zehirli maddelerin düzeyinin daha düşük olması bu bölgede yaşayan balıklarda daha az kanser görülmesinin temel nedenidir. Köpekbalıklarının vücut ısılarının ve hücrelerinin bölünme hızlarının daha düşük olmasının da kanserin az görülmesine neden olabileceği düşünülmektedir.

Kıkırdak yapısı, normalde damardan fakirdir ve kanserin nadir görüldüğü bölgelerden birisidir. Kıkırdakta damarlanmayı ve kanserin yayılımını engelleyen kimyasal maddeler salınmaktadır. Fakat protein yapıda olması nedeni ile kıkırdak preparatlarının ağız yolu ile alınmasının yararı olmamaktadır. Çünkü mide asiditesi, alınan kıkırdak preparatındaki maddeleri sindirmekte ve etkisizleştirmektedir. Sonuç olarak alınan köpekbalığı kıkırdağı bir işe yaramamaktadır. Meme ve kalınbağırsak kanserli hastalarda yapılan bir çalışmada da köpekbalığı kıkırdağı kullanılmasının hiçbir yararının olmadığı, aksine yan etkilerinin çok olduğu gösterilmiştir. Günümüzde daha ileri tekniklerle köpekbalığı karaciğeri veya kıkırdak yapısındaki damarlanmayı engelleyen aktif kimyasallar elde edilmekte, bunlarla ilgili çalışmalar sürdürülmektedir. Ayrıca damarlanmayı engelleyen ve kemoterapinin etkisini artıran bevacuzimab gibi ileri teknoloji ürünü ilaçlar bazı kanserlerin tedavisinde ruhsatlı olarak kullanılmaktadır. Sonuç olarak hastalarımıza köpekbalığı kıkırdağı kullanmamalarını tavsiye ediyoruz.

Dikkat edilmesi gerekenler:

  • Yan etkileri arasında tat alma bozukluğu başta olmak üzere, bulantı, kusma, mide şikâyetleri, kabızlık, ishal, iştahsızlık, şeker hastalarında şeker düşüklüğü, karaciğer testlerinde bozukluk olması sayılabilir.
  • Köpekbalığı kıkırdağı kullanan hastaların karaciğer testlerinin takibi gereklidir.
  • Köpekbalığı kıkırdağını kanser tedavisinde önermiyoruz.

Karakafes otu ve Kanser

Karakafes otu ve Kanser hakkında. Bitkisel tedavi ve şifalı bitkiler. Karakafes otu (Symphytum officinale L.)

Hiçbir hastalığın tedavisinde ağız yoluyla kullanılmamalıdır.

Comfrey olarak isimlendirilen bitkinin kök, yaprak ve dalları kullanılmaktadır. Halk arasında bronşit, ülser, kanser tedavisi, ülser ve yara yeri iyileşmesi için kullanılmaktadır. Fakat çalışmalarda ciddi karaciğer hasarı yapması, hayvanlarda karaciğerde tümör gelişimine neden olması nedeni ile FDA gıdalarda karakafes otunun bulunmasını yasaklamıştır. Ülkemizde daha çok eklem yakınmalarının giderilmesi ve yaraların tedavisi için dışarıdan uygulama şeklinde kullanılmaktadır. Kesinlikle ağız yolu ile kullanılmamalıdır.

Dikkat edilmesi gerekenler:

  • Bazı internet sitelerinde mucizevî bitki olarak bahsedilip ağız yolu ile kullanılması hakkında öneri bulunmaktadır; dikkat edilmelidir.
  • Bu bitkisel ürünü kullanan hastalarda, nedeni açıklanamayan karaciğer yetmezlikleri veya karaciğer testlerindeki bozukluklardan sorumlu olabilir.
  • Kanser hastalarına fabrikasyon usulü toptan satılan bitkisel ürün karışımı içinde bulunduğunda ciddi zararlara ve ilaçların yan etkisinin artmasına neden olabilir.
  • Hiçbir hastalığın tedavisinde ağız yoluyla kullanılmamalıdır.

Kahve lavmanı ve Kanser

Kahve lavmanı ve Kanser hakkında. Bitkisel tedavi ve şifalı bitkiler. Kahve lavmanı

Bilimsel olarak fazla bir etkinliğe sahip olmadığı düşünülmektedir.

Kahve lavmanı, alternatif tedavi uygulayanlar tarafından vücuttan ve bağırsaklardan toksik maddelerin atılması için yararlı olduğu gerekçesi ile sık olarak yapılmaktadır. Bilimsel olarak fazla bir etkinliğe sahip olmadığı düşünülmektedir. Organik kahve öğütüldükten sonra ¼ fincan kahve, kaynatılmış (filtre edilmiş veya maden suyu da olabilir) 8 fincan suda 30 dakika kadar haşlanır. Filtre edildikten sonra sıcaklığının azalarak ılıklaşması beklenir. Sonra lavman olarak 10-20 dakika içeride kalacak şekilde uygulanır.

Dikkat edilmesi gerekenler:

  • Eğitimli olmayan kişiler tarafından uygulanması bağırsak yırtılması, kanama ve bağırsak düğümlenmesi gibi önemli yan etkilere neden olabilir.
  • Sık yapıldığında sıvı ve elektrolit kaybına bağlı bozukluklar gelişebilir.

Indian herb ve Kanser

Indian herb ve Kanser hakkında. Bitkisel tedavi ve şifalı bitkiler. Indian herb

Fitoterapi kaynaklarında kanser ile ilişkili etkisi olduğuna dair veri yoktur.

İnternet ortamında kanser tedavisinde etkili olduğu ileri sürülen ürünlerden birisidir. İlk olarak 1890 yılında boynunda tümör oluşan bir kişi tarafından çeşitli bitkisel karışımlardan hazırlandığı ve bu karışım sayesinde kitlenin kaybolduğu söylenmektedir. Bu söylentiye istinaden de bu karışım uzun süredir özellikle vücut içindeki veya dışındaki anormal kitlelerin ve kanserin tedavisinde kullanılmaya başlanmıştır. Üretici firma tarafından içinde vücuda tehlikeli yan etkileri olmadığı söylenen çeşitli vitamin ve minerallerin olduğu ileri sürülmektedir. Metabolizmayı dengelediği ve kan hastalıklarını düzelttiği söylenmektedir. Yarı sıvı macunumsu bir ürün olup özel kullanım talimatı bulunmaktadır. Kullanımı ile anormal dokulara geçtiği, burada yaptığı reaksiyon ile ağrı, şişlik ve ateş gibi yakınmalara neden olabildiği bildirilmiştir. Ağız yolu ile kullanım için bezelye tanesi kadar olacak şekilde az miktarda Indian herb alınması ve dozun tercihen yumuşak kapsüller içine konarak alınması önerilmektedir. Haricen kullanım için anormal kitlenin üzerine gaz yağı ile 3-4 gram Indian herb”in karıştırılarak jel halinde sürülmesi önerilmektedir.

Üretici firma kemoterapi ile birlikte alınmamasını, kemoterapi tamamlandıktan 2 hafta sonra başlanmasını önermektedir. Bilimsel literatürde etkinliği ile ilişkili hiçbir çalışma bulunmamaktadır. Ayrıca ciddi fitoterapi kaynaklarında kanser ile ilişkili etkisi olduğuna dair veri yoktur.

Dikkat edilmesi gerekenler:

  • Morfin ve kodein gibi ilaçları alanların Indian herb almamaları, aldıkları taktirde akciğerde ciddi olabilecek su toplanmasına neden olabileceği söylenmektedir.
  • Indian herb alınırken kesinlikle alkol alınmaması önerilmektedir.
  • Aç karnına alındığında şiddetli mide yakınmaları ve bulantı yapması nedeni ile gıdalarla birlikte alınması önerilmektedir.

Kamboçya çayı ve Kanser

Kamboçya çayı ve Kanser hakkında. Bitkisel tedavi ve şifalı bitkiler. Kamboçya çayı

Yüksek derecede asidik olup bol miktarda içilmesi önerilmemektedir.

Alternatif tedavi uygulayıcıları tarafından antioksidan içermesi nedeni ile kanserden korunmada ve bağışıklık sisteminin kuvvetlendirilmesinde yararı olduğuna inanılmaktadır.

Fakat yüksek derecede asidik olup bol miktarda içilmesi önerilmemektedir. Çünkü laktik asidoz ve ölüme neden olabilmektedir.

Dikkat edilmesi gerekenler:

  • Çayın asidik olması nedeni ile seramik veya boyalı bardaklardaki toksinleri çözebileceğinden bu malzemelerden yapılmış kaplardan içilmemelidir.
  • Hamile ve emzirenler kullanmamalıdır.
  • İçerdiği asidik maddeler laktik asidoz ve ölüme neden olabilmektedir.

Hoxsey bitkisel tedavisi ve Kanser

Hoxsey bitkisel tedavisi ve Kanser hakkında. Bitkisel tedavi ve şifalı bitkiler. Hoxsey bitkisel tedavisi

Kesinlikle kullanılmamalıdır.

1901-1974 yılları arasında ABD”de yaşayan Harry Hoxsey tarafından geliştirilen bu yöntemde çeşitli bitkisel ve kimyasal ürünlerin karışımı kullanılmaktadır. Bu gizli karışımın formülünün aileden geldiğini söylemektedir. Hikâyesi de 1840″larda ailesinin atının bacağında gelişen kanserin çevrede yetişen bitki ve çalıları otlarken iyileşmesine dayanmaktadır. Ailesi bu bitkileri araştırmış ve formül hazırlamıştır. Babası da kanser hastalarında kullanmak üzere bu karışımı satmaya başlamıştır. Babası öldükten sonra formül Hoxsey”e miras bırakılmıştır.

Hoxsey bitkisel karışımının içinde her 5 cc”de; 150 miligram potasyum iyodid, 20″şer mg meyankökü, mor üçgül yaprağı, akdiken kabuğu, 10″ar miligram dulavratotu kökü, stillingia kökü, amberparis kökü, 5″er miligram Amerikan barut ağacı kabuğu, dikenli dişbudak kabuğu bulunmaktadır. Ayrıca arsenik, kan otu, trikloro asetik asit gibi ciltte hasar ve yara yeri iyileşmesini hızlandırıcı maddeler de kullanılmaktadır. Bu maddeler ışın tedavisinin (radyoterapi) kanserlerde kullanılmasından önce vücudun dış yüzeyindeki kanserlerin tedavisinde geleneksel olarak kullanılmıştır.

Hoxsey tarafından popüler hale getirilen ve kanseri iyileştirdiği söylenen bu tedavi yaklaşımı medyanın da yardımıyla iyice yaygınlaşmış ve kazanılan maddi güçle birlikte yasal sağlık kuruluşlarının denetlemesine karşı baskı yapılmıştır. Bilimsel olarak hiçbir verinin olmaması ve olayın sahtekârlığa varacak boyutları olması nedeni ile sonunda sağlık otoriteleri açılan davalar neticesinde 1960″ta ABD”de Hoxsey tedavisinin yapılmasını yasaklamıştır.

1967″de Hoxsey prostat kanserine yakalanmış; kullandığı Hoxsey formülünün işe yaramaması nedeni ile ameliyat olmuş ve 7 yıl sonra hayatını kaybetmiştir. Daha sonra başhemşiresi Nelson tarafından Hoxsey tedavisinin uygulamasına Meksika”nın Tijuana şehrinde bazı ürünler eklenerek devam edilmiştir.

Hoxsey tedavisinin etkinliğini gösteren hiçbir bilimsel çalışma bulunmamaktadır. Hoxsey tedavisi alan hastaların yüzde 90″a varan büyük çoğunluğu aynı zamanda gerekli bilimsel tedaviyi de almışlardır. Bu nedenle elde edilen sonuçların Hoxsey tedavisine bağlanması akılcı gözükmemektedir. Ayrıca kanser tedavisi başarılı olduğu söylenen onlarca vaka incelendiğinde bir kısmının kanser olmadığı, bir kısmının aynı zamanda bilimsel tedavi aldığı, bir kısmının da kanser nedeni ile hayatlarını kaybettiği ortaya çıkmıştır.

Dikkat edilmesi gerekenler:

  • Hayvan çalışmalarında da Hoxsey tedavisinin hiçbir etkisi olmadığı, içindeki potasyumun kanser büyümesini artırdığı gösterilmiştir.
  • Hoxsey tedavisinin ağız yolu ile alınması ile ilişkili ciddi sakıncalar bulunmaktadır. İçinde çok yüksek oranda bulunan potasyum iyodid kansere karşı etkisiz olup ciddi zehirlenmelere neden olmaktadır. Bu nedenle kullanımı tehlikelidir.
  • Sonuçta Hoxsey tedavisinin ağız yoluyla veya vücudun dışına sürülerek kullanılmasının ek bir yararı olmadığı gibi ciddi yan etkilere neden olmaktadır.
  • Kesinlikle kullanılmamalıdır.