Okula Kaç Yaşında Başlanmalı, Okul Olgunluğu Hakkında

okul olgunluğu

Çocuğunuz okula kaç yaşında başlamalı? Okul olgunluğu ve okul olgunluğu testi ile okula başlama yaşını tespit edin. Okula hazırlık ve okul öncesi dönemi hakkında kritik bilgiler edinin.

İlköğretime başlamak için gerekli bedensel, devimsel, zihinsel, dilsel, toplumsal ve duygusal gelişim düzeyine okul olgunluğu denir. Okul olgunluğu yaşı, birçok ülkede 6 yaş sonu olarak belirlenmişse de araştırmalar, ilköğretime başlayanların yaklaşık dörtte birinin, okul çalışmaları için yeterli olgunluğa ulaşmadıklarını gösteriyor. Bu nedenle çocukların okul olgunluğuna ulaşıp ulaşmadıklarını belirlemek amacıyla okul olgunluğu testi geliştirilmiştir. Kalıtımsal etkenler ve yaş etkeni dışında toplumsal-ekonomik ve kültürel açıdan elverişli durumda olanlarla onların karşıtı olan ailelerin çocuklarında farklılıklar saptanmıştır. Bu farklılık, çocuklarda sayı olgunluğu, okuma olgunluğu, genel olgunluk gibi konular üzerinde durularak belirleniyor.

Zeka üzerinde toplumsal-kültürel etkenin belirleyici bir rolü olduğu konusunda pek çok görüş ve araştırma bulunuyor. Bu nedenle zekayı ölçmede daha çok “Adam çiz”, şekil testleri gibi kültürel koşullardan arınmış testler kullanılıyor. Olgunluk düzeyini belirlemede çocukların zekaya dayalı eylemlerinin bir başka yönü olan koşullara uyabilme, çevre ile ilişkilerdeki ve dili kullanmadaki başarı da ölçülmeye çalışılıyor. Örneğin, çocuğun çevredeki yeni nesnelere ilgi duyma ve yeni karşılaştığı sözcüklerin anlamını sorma konusundaki durumu belirleniyor. Öğrenme ilgisi (güdülenme), özellikle okuma öğreniminde pek çok araştırmacının üzerinde durduğu bir konudur. Çocuğun bütün bir gün içinde bulunduğu anın yerini günlük olaylarla ilgili olarak belirleyebilen çocuk, okula başladığında, gün boyunca türlü etkinliklerin art arda gelmesini kolayca kavrayabiliyor.

Zihinsel gelişimi gösteren bir başka konu, eşyaları kullanılışlarına göre kavramaktır. Konu dışına çıkmadan olayları anlatabilme, öykülere ilişkin kestirimde bulunma ve bunları anlatabilme de dikkat, belleme gücü ve dili kullanma yeteneğinin gelişmişliğini gösteriyor. Sonuç olarak araştırmalar, zekanın değişik yönlerinin gelişimi ile içinde yaşanılan ekonomik ve toplumsal-kültürel çevre arasında anlamlı bir ilişki bulunduğunu ortaya koyuyor. Çevre uyaranları yetersiz olan çocuklar, bu uyaranların fazlasıyla yer aldığı ortamlarda yaşayan çocuklara erişmede oldukça zorlanıyorlar. İşittikleri sesleri zaman içinde doğru olarak yerleştiremeyen çocukların okuma zorlukları ile karşılaştıkları saptanmıştır.

Kendi bedeninin sağını, solunu doğru adlandırma, 5. yaşta başarılıyor. Buna göre çocuklar okula başladıklarında, kendi bedenleri konusunda belirli bir fikre sahip olmaları bekleniyor. Araştırmalar, okuma bozukluğu olan çocukların sağ-sol ayrımı konusunda güçlük çektiklerini belirlemiştir. Sağ ya da sol elin kullanımı, beyin yarımkürelerinden birinin egemen olmasıyla ilgili olduğu kadar da toplumsal çevre ile değiştiğine ilişkin kanıtlar bulunuyor. Anne baba ve öğretmenlerin gösterdiği hoşgörü de solaklığın artmasında etken oluyor.

Okula hazırlıklı olmayı kısaca çocuğun okul gereksinimlerini en iyi biçimde karşılayabilmesi olarak tanımladığımızda, toplumsal-ekonomik durumun hem gerekli malzemeleri almayı sağlayacak parasal olanaklar hem de çocuğun içinde yaşadığı maddesel çevre koşulları açısından rolünün büyük olduğu görülüyor. Okul öncesi dönemde çocuğa yeterli besinin, ayrı bir odanın, oyuncağın, birtakım etkinliklere alışmasına yardımcı olan araçların sağlanması, öncelikle maddesel olanak gerektiriyor. Çocuğun kendisine örnek olarak seçeceği anne babanın evde ilgilenmekten hoşlandıkları uğraşların türü, toplumsal-kültürel çevrelere göre farklılık gösteriyor. Anne babasının sıklıkla bir şeyler okuduğunu gören çocuk, onları taklit etme yoluna gidiyor. Başlangıçta çocuk, bir kitabı, bir dergiyi okuyormuş gibi yapıyor; daha sonra sıklıkla yinelenen basılı şekilleri öbürlerinden ayırmayı; giderek okumayı bile öğrenebiliyor.

Evde çocuğun zihinsel ve kültürel gelişimini hızlandıracak koşulların, ailenin yapısının da çocuğun gelişiminde önemli rolü bulunuyor. Anne babanın birlikte karar verdikleri ve kendisiyle ilgili kararlarda düşüncesi sorulan çocuklar, hem dil gelişiminde hem de düşünsel ve kültürel gelişimde daha kolay başarı sağlıyorlar. Babanın tek söz sahibi olduğu; annenin bile düşüncesinin sorulmadığı bir aile ortamında ise çocuklar bir konu üzerinde düşünüp görüşünü söylemeyi değil; boyun eğmeyi öğreniyorlar. Bu tür aile ortamında çocuk ancak boyun eğerek kendini güvencede duyumsayabiliyor.

Çocuğun duygusal gelişimini etkileyen etkenlerden birini de anne babanın anlaşması oluşturuyor. Anne babanın birbirine sevgi ve saygıyla davrandığı; kendisine ilişkin kararlarda ortaklaşa ve kararlılıkla davranılan bir evdeki çocuğun yetişme koşulları ile sürekli tartışmaların yer aldığı, birinin verdiği karara öbürünün karşı çıktığı bir evde çocuğun sağlıklı gelişim olanakları, birbirinden farklı oluyor. Duygusal dengesizlik, çocuğun sağlıklı ilişkiler kurmasını, öğrenme isteğini; dolayısıyla okul hazırlığını da olumsuz etkiliyor. Anlaşan ailelerin çocukları, dış çevreye daha çok ilgi duyuyor; başkalarıyla daha iyi ilişki kuruyor; yeni şeyler öğrenmek için daha çok güdüleniyor. Çocuğun anne baba ile oyun oynama olanakları da okul öncesi dönemdeki duygusal ve zihinsel gelişimini etkiliyor. Oyunlarda iç dünyasını yansıtma olanağı bulan çocuk, kimi anneyi kendi konumu ile oyuna sokuyor; kimi de babayı evin küçük çocuğu yaparak onların kendisini olumlu ya da olumsuz biçimde etkileyen davranışlarını anlamalarına yardımcı oluyor; bu davranışların kendisi üzerindeki olumsuz etkilerini de oyun biçiminde anlatarak rahatlıyor. Ayrıca, oyun kurallarına uymakta güçlük çeken çocuk, kimi oyunları anne babasıyla oynayarak öğrenince onları başka çocuklarla oynarken oyun kurallarına yeterince uymamasından kaynaklanan çatışmalarını da çözmüş oluyor.

Başta anne olmak üzere, öbür aile bireylerinin konuşmaları, okudukları öykü ve masallar, anlattıkları öyküler, okul öncesinde çocuğun dile ilişkin yaşantılarının en önemli bölümünü oluşturuyor. Çocuk, ilköğretime başladığında, aile çevresinde edindiği bu dil yardımı ile arkadaşları, öğretmeni ve öbür yetişkinlerle başarılı bir iletişim kuruyor. Bu konudaki araştırma sonuçları, çocuğun ileride okumadaki başarısının evde yaşadığı dil ve konuşma olanakları ile yakından ilgili olduğunu gösteriyor. Çocuğun okula başlamadan önce okumaya karşı duyduğu ilgi de onun öğrenmesini kolaylaştırıyor. Bütün bu sayılanların yanı sıra çocuğun öbür insanlarla ilişkileri de onun okul başarısını önemli ölçüde etkileyen etkenler arasında yer alıyor. Çocuklarla rahatlıkla oynayabilen, onlara kendi düşüncelerini aktarıp kabul ettirebilen, ilk karşılaştığı kimselere kolaylıkla uyum gösteren çocukların okul başarısı, bunları başaramayanlardan daha iyi oluyor. Okul yaşına gelen her çocuğun okula gitmesi ile sorun çözülmüş olmuyor. Eğer okul, çocuğun gelişimini sağlayacak olanaklara sahip değilse evden avantajsız gelen çocuklar, okulda bir engelle daha karşılaşmış oluyorlar. Okulda bu avantajsız çocukların eksik devimsel, algısal, dil ve düşünce gelişimlerini sağlamak için uygulanan hazırlık programı, oldukça yararlı sonuçlar veriyor. Çünkü bu alanlar ve bunlar arasındaki ilişkiler, her öğrenme düzeyinde önem taşıyor. Dengeli ve iyi bir duygusal uyarılmanın gerçekleştirildiği bir ortamda bu özellikler, düzenli ve çabuk gelişiyor. Ancak, hazırlık programının, oyunun yerini asla almaması; tersine ona yardımcı olması, yön vermesi gerekiyor. Oyunun, özellikle okul öncesinde çocuğun dış dünyayı tanımak için kullandığı çok etkili bir araç olması nedeniyle hazırlık programı uygulanan bir okulda da çok önemli bir yere sahip bulunuyor. Bu durumda yapılacak en iyi uygulama, serbest oyunun yanı sıra, özellikle okumaya hazırlık çalışmalarına yardımcı olabilecek “resme bakarak anlatma”, “eşleri ve karşıtları bulma”, “boz-yap”, “saklı olanı bul”, “en kısa yolu bul” (Labirent), değişik dokunma duyusu veren nesnelerden yararlanarak “sayıları, renkleri, geometrik şekilleri tanıtma” türünden oyunlar ve kitaplara bakma, şekilleri boyama gibi uğraşlara da programda yer verilmesidir. Eğitimde fırsat eşitliği koşulunun gereği olarak gruplar arası fark, bu yolla en aza indirilmelidir.

Devletin, Ailelerin Alacağı Önlemler ile Okul ve Ailelerin İşbirliği Yaparak Almaları Gereken Önlemler:

Devletin ve Ailelerin Alması Gereken Önlemler:

1) Devletin ve Kurumların Alacağı Önlemler: İlk önlem, okulöncesi eğitimi yaygınlaştırmak olmalıdır. Ancak, bu eğitimi, yeterli ve yetkili öğretmenler vermelidir. Eğitim ortamı, çocukların her türlü gereksinimlerini karşılayacak biçimde düzenlenmelidir. Okulöncesi eğitim programları, ülkenin en geri bölgelerinden başlanarak uygulamaya konmalıdır. Bu gerçekleştirilene dek ilköğretimde hazırlık sınıfları açılmalı; çocuk kütüphanelerinde okulöncesi çocuklar için özel bölümler oluşturulmalıdır.

2) Ailelerin Yapması Gerekenler: Aileler, öncelikle çocuklarının gelişim özelliklerini yansız bir biçimde değerlendirmeli ve o doğrultuda çocuklarının gelişimine yardımcı olmalıdırlar. Yanlış değerlendirme, çocuğu okula erken göndermekle sonuçlanmamalıdır. Aileyi, çocuğun yalnızca zeka gelişimi yanıltmamalıdır. Anne baba, kimi zaman da çocuğun okumaya karşı gösterdiği aşırı ilgi karşısında ne yapacağını bilemiyor. Anne baba, çocuğun sözcüklerle, yazılarla ilgisine yanıt vermelidir. Çocuğun deneyimini zenginleştirmek anlamlı bir iştir. Çocuğa fazla yüklenerek ilgisini öldürmek yanlış olmakla birlikte, kimi özel durumlarda çocukların kendi kendilerine okuma yazmayı öğrendikleri görülüyor. Ancak, çocukların yalnızca harfleri tanımasına, sözcükleri okumasına okuma denemez. Okuma, bir okuma parçasından ileti çıkartılan, birbirini izleyen bir etkinliktir. Anne babalar, özellikle dış çevre uyaranlarının etkisiyle okula gitmekte güçlü bir istek ortaya koyan, okumaya ilgi duyan; dahası kimi basılı parçaları okuyan çocukları okula göndermede dikkatli olmalıdırlar. Çünkü okula başlama olgunluğu, bunlar dışında çocukta belli bir süre oturabilmek ve dikkatini toplayabilmek, arkadaşları ve öğretmeniyle iyi ilişkiler kurabilmek, verilen ödevi sonuna dek yapabilmek, el-göz eşgüdümü, görme ve işitmede farklılaştırma gibi çok yönlü özelliklerin varlığını gerektiriyor. Bunlardan birinin ya da birkaçının yetersizliği, çocuğun bu yeni ortama uyumunu güçleştirmekle kalmıyor; bu yeni kurumda kendisinden beklenen görevlerde başarısız duruma düşmesine yol açabiliyor. Böylece daha ilköğretimin başlangıcında düş kırıklığına, okumaya karşı olumsuz tutum oluşturmaya kapı açılmış oluyor.

3) Okulla Ailenin İşbirliğine Dayanan Önlemler: Hazırlık programlarının başarılı biçimde uygulanmasında temel işlevi, iyi yetiştirilmiş öğretmen ve uzmanlar yerine getiriyorlar. Okulöncesi kurumların verdiğini çocukların evde pekiştirebilmesi için anne babaların okulun etkinliklerine katılabilmelerini sağlamak üzere, çocuk eğitimine koşut olarak yetişkinlerin eğitimine de yer vermek söz konusudur. Bu amaçla düzenlenen kurslar, konferanslar; hazırlanan kitap ve kitapçıklar önemli yararlar sağlıyor.

Yazar: admin

Beybut.com yöneticisi ve yazarı. 17 Ocak 1980'de doğdu. Uluslar arası ilişkiler ve siyaset bilimi, Türkçe öğretmenliği eğitim aldı. 1995 yılından beri, özellikle yazılım konusunda profesyonel çalışmalarda bulundu. Pascal, Delphi, Php, sunucu güvenliği ve optimizasyonu, Seo alanlarında çalışmalar yürüttü. Yerel gazetelerde köşe yazarlığı yaptı. Yazın yaşamına dair yarışmalarda birçok ödül kazandı. Şiir, tarih, psikoloji, felsefe ve siyaset bilimi özel ilgi alanları.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir