Özdeşim Nedir? Özdeşim Çeşitleri Nelerdir?

özdeşim

Özdeşimin tanımı ve özdeşim çeşitleri: Birincil özdeşim, ikincil özdeşim, yansıtmalı özdeşim, cinsel özdeşim. Her anne-babanın okuması gereken özdeşimsel gelişim aşamaları.

Özdeşim, psikanalize göre, dıştaki bir kişinin, bir nesnenin özelliklerini benimsemek; onun gibi duymak, düşünmek, davranmak ve onun gibi olmak isteği ile gerçekleştirilen savunma mekanizması; idantifikasyon; özdeşim kurma, özdeşleşmedir. “Üzüm üzüme baka baka kararır.”, “Körle yatan şaşı kalkar.”, “Kıratın yanında duran ya huyundan ya suyundan.” atasözleri, bu mekanizmaya örnek oluşturuyor.

Benliğin gelişiminde önemli etkenlerden biri olan özdeşim, bilinçdışında gerçekleşen bir savunma ve olgunlaşma mekanizmasıdır. Bebek, ilk ilişkilerini, içgüdülerini doyuran nesnelerle kuruyor. Bir nesnenin, duyulan gerginliği gidermesi, o nesnenin istenmesine ve ilerde sevilmesine yol açıyor. Gerginliği gideren nesnenin bulunmaması durumunda bebek, çoğu kez o nesne ya da nesnelerden vazgeçmek, beklemek zorunda kalıyor. Beklemek, bebekte acı uyandırdığından, onun gelişmemiş ruhsal yapısı, gücünü duygulanım dışında tek çare olarak, istenen nesnenin düşsel görüntüsüne (anı izlerine) yönelterek gerginliğini giderme yolunu seçiyor. Bu sürece içe aktarım deniyor. Öyleyse içe aktarımın ve daha sonra oluşacak özdeşleşmelerin ilk koşulu, nesnenin olmaması ve doyumun gecikmesidir. Eşdeyişle büyümek, gelişmek, olgunlaşmak; istenen şeylerden vazgeçebilmek; yani, onlardan yoksun kalmaya katlanmaktır. İçe aktarılan nesneler, ruhsal yapıda yerleşip birbirleriyle birleşmeye başlıyor ve benliğin parçaları oluyor. İçe aktarılıp zaman içinde aralarında birleşerek bir bütünlük kazanan nesneler, bağımsızlıklarını yitiriyor ve benlikle bağdaşıp onun hamurunu oluşturuyorlar. Örneğin, kız çocukları, anneleri gibi; erkek çocukları da babaları gibi yürümeye özeniyorlar. Anne babaları kitap okuyorsa, çocuk da eline bir kitap alıp, onlar gibi bacak bacak üstüne atarak kitabın sayfalarını çevirmeye başlıyor. Her çocuk, önce anne babasının işini seçeceğini söylüyor. Kaportacının oğlu, büyüyünce kaportacı olmayı düşlüyor. Ancak, bu aşamada bunda etken olan, kaportacılık mesleğinden çok, çocuğun gereksinimlerini gideren o güçlü baba örneğidir (baba modelidir). İçinde bulunduğu ortamlar, ona yeni nesneleri, yeni iş ve meslekleri tanıma olanağı sağladıkça, çocuğun girmeyi düşlediği iş ve meslekler de değişiyor. Çocuk bu kez, kimi çöpçü, sürücü, itfaiyeci; kimi de polis, bakkal olmak istiyor. Çünkü bu iş ve mesleklerin her biri onu, belli bir özelliği ile etkilemiştir. Örneğin, itfaiyecinin kırmızı merdivenini, bakkalın da şekerini sevmiştir. Çocuk, bu iş ve mesleklerin her birinin sevdiği parçasını içine aktarıyor. Onların görüntüsüyle avunuyor. Ne ki bütün bunları içeren tek bir nesne yoktur. Okula başladıktan sonra, eğer öğretmenini sevdiyse, öğretmen olmayı istiyor. Anne babasından alıp içselleştirdiği parçaları, öğretmeninden aldıklarıyla birleştiriyor. Çocuğun hayranlık duyduğu kişiler ve onlardan kendi içine aktardığı parçalar çoğaldıkça bunlar, aralarında bağdaşmaya ve bütünleşmeye başlıyor. Örneğin, çocuğun gülüşü annesine, inatlaşması ağabeyine, akıllılığı babasına benzetiliyor.

Çocuk, delikanlı olduğunda herkes gibi; aynı zamanda herkesten ayrı, kendine özgü bir kişi durumuna geliyor. O, yakın arkadaşlar edinmiştir. Bir süre, müzik tutkunu olmuştur. Sonra, düşünürlere hayranlık duymaya başlamıştır. Edebiyat öğretmeninin etkisiyle şiir yazma hevesine kapılmıştır. Nerdeyse, yirmi dört saatini şiir doldurmuştur. Bu durumda anne babayı ise, “Çocuğumuz, işe yaramaz şeylerle uğraşıyor!” diye bir kaygı almıştır. Genç, sonra üniversiteye giriyor. İlk yıl, belki bölümüne, çevresine yabancılık çekiyor. İkinci yıldan başlayarak, bölümünü daha çok sevmeye, öğretmenlerine daha çok ısınmaya, onlardan etkilenmeye başlıyor. Birçok bilim, sanat, kültür etkinliğine katılıyor. Politikayla, ülkesinin ve dünyanın sorunlarıyla yakından ilgileniyor, onlara çözüm bulmak uğruna, kimi zaman dozu kaçan eylemlere katılıyor. Değişik alanlarda adını duyurmuş ülkesel ve evrensel önderleri yakından tanıyor; içinde yer aldığı grupla bağdaşmak için belli modaları, bilinçdışı mekanizmalar kullanarak, kişiliğinin öteki yönleriyle özdeşleştirmeye uğraşıyor.

Çocuklukta kurulmaya başlayan özdeşleşmeleri benlik, ancak gençlik çağında birbiriyle yoğurarak, onlara bir tutarlılık ve bütünlük kazandırıyor. Benlik, çocukluktan bu yana parça parça gerçekleştirilen özdeşleşmeleri, kişinin yaşının gereklerine, kendisinin beklentilerine ve kendisinden gelecekte beklenenlere göre yoğurup biçimlendirdiğinde, görevini yerine getirmiş ve gücünü kanıtlamış oluyor. Genç, böyle güçlü bir benlik geliştirdiğinde, çevresindekilerle anlaşabilen bir kimlik kazanıyor. İçinde bulunduğu yaşın ruhsal görevlerini yerine getiremeyen benlik ise, yıkılmaya yöneliyor; üretken olmadan önceki çağların çürük, parça buçuk, eksik özdeşim ve saplantılarının etkisiyle bunalıma giriyor.

Özdeşleşmelerin başlamasında ve kişiliğe yerleşmesinde çocuğun içinde bulunduğu ortam, en önemli etken oluyor. Çocuk, ancak gereksinimlerini giderecek nesnelerle kişileri, onların parçalarını içine aktarıyor ve onlarla özdeşleşebiliyor. Örneğin, çocuğun çevresinde onu etkileyenler, sağlıklı görünen sağlıksız kişilerse, onun benliği, sağlıksız parçaları da içine aktarıyor.

İnsanın özdeşim, yeni tutum ve davranışlar edinme süreci, elbette bu denli basit değildir. Çocuk, hangi nesnenin hangi parçasını içine aktaracaktır? Bu parçaya karşı nasıl bir savunma oluşturacaktır? Aktardığı o parçayı, aktarmış olduğu öteki parçalarla nasıl bağdaştıracaktır? Kimi çocuk, babasının yumuşaklığını tepki ile karşılarken kimisi , o yumuşaklığı benimseyip sanata yöneliyor. Biri, kendisinde kaygı yaratan saldırganla özdeşleşip, ondan daha saldırgan olabiliyor; bir başkası ise, aynı saldırganlığı yok bilip, kendinde ve çevresinde yıkıcılık yokmuş gibi bir tutumu benimsiyor. Genelde herkes, kendi kişilik özelliklerine uygun tutumları içselleştiriyor. Anne baba, çocuğun benliğinin temellerini atan ilk eğitimciler olmakla birlikte, onlar da daha büyük bir ortamın etkisinde bulunuyor. Çocuk, aileden yararlanmak zorunluluğunu duyuyor; aile de içinde yaşadığı ortamdan yararlanıyor. Örneğin, kimi aileler, olanakları kıt ya da karmaşık bir ortamda yaşama savaşımı veriyorlar. Çocuklarını güvenle yollayabilecekleri bir oyun yerinden; çocuklarına gerekli nesneleri sunabilecek parasal güçten yoksun bulunuyorlar. Okulda öğretmenin yaptıklarını evde yıkıyorlar. Kimi zaman da evde yapılanları okul yıkıyor. Kimi de evde, okulda çocuğa sunulan değerler, filmlerle ve başka yollarla yok ediliyor. Dürüstlük, bir türlü yaygın değer olamıyor. Hırsızlığın ilgi, saygı gördüğü ve gelir getirdiği görülüyor. Bu durumda gencin edindiği olumsuz kişilik özellikleri nedeniyle anne babayı hangi hakla suçlayacağız? Bunca tutarsız ve çelişkili ortamda yaşayan çocuk ve genç, ne istenen ölçüde sağlıklı özdeşimler yapabilme ne de sağlam bir kimlik ve kişilik geliştirebilme olanağı bulabilecektir. Öyleyse çocuklarımızın sağlıklı özdeşimler yapmasını, güçlü birer kişilik geliştirmesini istiyorsak, evde, okulda ve toplumun öbür kesimlerinde onlara, uygun ortamlar hazırlamak zorundayız.

Özdeşim Çeşitleri

Birincil Özdeşim

Çocuğun annesinin sütüyle beslendiği ve anne memesini kendisinden bir parça gibi gördüğü; başkalarının kendisinden ayrı bütünler olduğunu henüz ayrımsayamadığı ağızcıl dönemde annesiyle gerçekleştirdiği özdeşim. Bu özdeşim, çocuğun dış gerçekliği ayırt etmeye zorlandığı memeden kesme süreciyle ortadan kalkmaya başlıyor.

İkincil Özdeşim

1. Kişinin anne babası dışında hayranlık duyduğu kimselerle özdeşleşmesi. 2. Psikanalize göre, birincil özdeşim evresinden sonra gerçekleşen; örneğin, ölmüş olan ve sevilen bir kişinin özelliklerini benimseyerek onu yaşatma isteği gibi savunma amaçlı bilinçsiz çabalarla başka birinin özelliklerini kendi benliğine katma biçimindeki hastalıklı bir özdeşim.

Yansıtmalı Özdeşim

Melanie Klein’in belirlediği ve aile dinamiği incelemeleri sonucunda varlığını ortaya koyduğu bir savunma mekanizması. Kimi çocuklar, kendi zihinlerinde geliştirdikleri anne baba özelliklerini kendi anne babalarına yansıtıyor, bu özellikleri onlarda varsayıp anne babalarıyla buna göre özdeşleşiyorlar. Örneğin, kendi annesinin, olduğundan daha güçlü olmasını isteyen çocuk, o özellikleri annesine yansıtarak, annesini öyle algılıyor ve onun bu yansıttığı özellikleriyle özdeşleşiyor. Aynı yansıtmalı özdeşim, babayla da gerçekleştirilebiliyor. Yansıtılan şey, benliğin ya da nesnenin kabul edilemez, acı verici, tehlikeli bir bölümü olabileceği gibi, değer verilen bir özelliği de olabiliyor. Ancak, basit yanstmadan farklı olarak burada kişi, yansıtılan şeyi tümüyle yadsımıyor. Kişi, kendi duygu ve dürtülerini fark ediyor; ancak bunları başkalarına yönelik akla, mantığa uygun tepkilere bağlıyor. Başlangıçta başkalarında olduğuna inandığı duyguları sıklıkla kamçılıyor; bu da ilk tepkinin kimden geldiğini netleştirmeyi zorlaştırıyor.

Cinsel Özdeşim

Kişinin belli bir cinselliğin tutum ve davranışlarını benimseme süreci. Birey, yaşamının ilk 3-4 yılında, bedensel cinsellik farklarını algılıyor; daha sonra da toplumsal çevre ve ailece belirlenen ruhsal farkları ayrımsayarak belirgin bir cinsel kimlik oluşturuyor.

Yazar: admin

Beybut.com yöneticisi ve yazarı. 17 Ocak 1980'de doğdu. Uluslar arası ilişkiler ve siyaset bilimi, Türkçe öğretmenliği eğitim aldı. 1995 yılından beri, özellikle yazılım konusunda profesyonel çalışmalarda bulundu. Pascal, Delphi, Php, sunucu güvenliği ve optimizasyonu, Seo alanlarında çalışmalar yürüttü. Yerel gazetelerde köşe yazarlığı yaptı. Yazın yaşamına dair yarışmalarda birçok ödül kazandı. Şiir, tarih, psikoloji, felsefe ve siyaset bilimi özel ilgi alanları.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir