Aruba Vps Hizmeti 1 Euro

Aruba’nın 1 Euro’lık Vps hizmeti hakkında ayrıntılı değerlendirme. Servis kalitesi, teknik veriler, Digitalocean, Linode ve Aruba karşılaştırması hakkında bir yazı yazmaya karar verdim. Çünkü 1 €/ay,  vps için oldukça düşük bir fiyatlandırma.

Aruba Nerede?

Aruba, İtalya merkezli bir servis sağlayıcı. Datacenterları ise Avrupa’nın çeşitli yerlerine dağılmış vaziyette. Bunlar; İtalya, Çek Cumhuriyeti, İngiltere, Almanya, Fransa merkezli. Avrupa’nın beş ülkesinde (2017) 6 datacenterları var. 10.000 m2 DC alanı, 140 GB üzerinde bağlantı hızıyla Avrupa’nın büyük sağlayıcılarından biri.

1 Euro’luk VPS Hizmeti

Test için aldığım Vps İtalya merkezliydi. Tüm kayıt ve hizmetin açılışı 5-10 dakika sürdü. Panelleri birbirinden farklı. Sunucu yönetimlerinin yapıldığı panelle kişisel panelinize farklı adreslerden, farklı şifre ve kullanıcı adıyla login oluyorsunuz. Siparişten sonra 6 lokasyon emrinize amade.

Aruba

Sanallaştırmayı VMWare ile yapıyorlar. Windows ve birçok Linux sürümünü seçip sunucunuzu kurabiliyorsunuz. Eğer Windows seçerseniz 6.50 €’luk hizmeti almanız gerekiyor. Windows Vps/Vds seçeneğinin olması Digitalocaen, Linode gibi servislerin boşluğunu doldurmuş.

Aruba VPS Testim

1 Cpu, 1 GB ram, 20 GB SSD alan ile gelen 1 Euroluk sunucuya test amaçlı gerçek bir deneyimleme verisi yükleyerek, kurulumları yaptım. Centos 6.7 Final sürümü, Mysql, Php, Apache, Nginx, Centos Web Panel… Bunun yanında 55.000 kayıtlı bir Mysql verisi ekleyerek site oluşturdum.

İşlemci Intel Xeon E5 2650 L v.4 olarak tanımlanmış. 1700 Mhz. Bu Digitalocean ve Linode’den düşük. DO ve Linode’de 2500 Mhz’ye yakın işlemci size ayrılabiliyor. Ancak elbette 4’te bir fiyata göre gayet makul bir işlemci.

Sistemin Mysql ile arası pek yok. Bunun temel nedeni işlemcinin performansı olabilir. Php ile Mysql’e yaptığım 3 bağlantı ve sorgulama, tatmin edici performansı vermedi. İlgili sayfa ortalama 10 saniyede açılabildi. Google Pagespeed ile sorguladığımda da uyarılarda sunucu yanıt süresini azaltmam gerektiğine dair (10 sn.) bir belirteç vardı. 10 saniye bir sunucunun yanıt vermesi için çok uzun bir süre. Bu anlamda eğer statik dosyalarla çalışmayacaksanız bir üst paket daha uygun olabilir. WordPress konusunda da vasat bir performansı olacağını düşünüyorum.

Sunucunun ping süresi 72 ms.’ydi. İtalya lokasyonu seçtiğim için böyle olması normal. Fransa seçmiş olsaydım ortalama 50 ms.’yi görebilirdim.

Paranız azsa ve statik (html vb.) dosyalarla oluşturduğunuz bir siteniz varsa 1 Euroluk Aruba Vps’si işinizi görecektir. Ancak WordPress, Joomla gibi yoğun Mysql kullanan sistemler için bu Vps yetersiz kalır.

Aruba’nın VPS paketlerini inceleyebilirsiniz: https://www.arubacloud.com/vps/virtual-private-server-range.aspx

 

Dinsel Terapiler, Transandantal Meditasyon, Hare Krişna Hareketi

Dinsel terapiler, transandantal meditasyon, Hare Krişna hareketi, hare krishna nedir nasıl yapılır?

Kimi terapilerde dinsel ve mistik öğelerin çok belirgin olduğu görülmektedir. Aslında Katolik Kilisesi gibi bazı dinsel örgütler ruhsal bozukluklara yardım için örgütlenmişlerdir. Katolik Kilisesi’nin ruhsal bakım gibi bir anlam taşıyan apayrı bir örgütü vardır. Önceki papalardan biri dinsel kariyerini bu bakım örgütünde yapmış olan birisiydi. Bu örgütler bir çeşit psikoterapiyi başarıyla uygulamaktadır. Ancak bizim dinsel esinimli derken kastımız bunlar değildir. Burada dinsel derken, belirli bir dinin öğretilerinden hareket eden yaklaşımları değil, dinsel edimlere egemen olan ruhani, mistik ruh hallerini kastediyoruz. Bunlar temelde duygulanım denetimine dayalı terapiler olarak kabul edilmelidir. Kendini gerçekleştirme kavramına dayalıdır. Terapistin mistik ve karizmatik özellikleri vardır ve telkin yetisi çok yüksektir. Kullanılan teknikler temel olarak meditasyon için kullanılan tekniklere çok benzer, hatta aynıdır. Dünya görüşleri oryantalist tiptedir. Bununla genel olarak Batılı insanların ve özellikle de Batı tipindeki aydınların Doğu kültürü ve antik kültür karşısındaki tutumlarına egemen olan ve gittikçe de daha egemen hale gelen duygusal anlayışı anlatmaya çalışıyoruz. Bu bağlamda düşüncelerimizi de belirtmek isteriz.

meditasyon

19. ve 20. yüzyılın teknolojik atılımları sırasında, bu atılımları izleyecek, kavrayacak, kullanacak ve bunlardan etkilenecek olanların insan varlıkları olduğu hep unutulmuş, gözden kaçırılmış ya da özellikle önem verilmemiş bir noktadır. Oysa bu sırada insan çevresine gittikçe yabancı hale gelmekte, olayları ve sonuçlarını kavrayabilmesi gittikçe zorlaşmakta ve sonuçta kendini tam anlayamadığı ve kavrayamadığı bir dolu olaylar ve çoğu zaman insanın biyolojik varlığı için tehlikeli olabilecek süreçler karşısında bulmaktadır. Bu durumda insanın kendini yeniden bir “cangıl” içindeymiş gibi bulduğu bir gerçektir ve nasıl bir cangıl içinde birey her yerden fırlayabilecek tehlikeler karşısında sürekli tetikte olmak zorundaysa, şimdi de aynı durumdadır. Bu yüzden de sürekli bir gerginlik ve huzursuzluk içindedir. Bundan onu kurtarıp, rahatlamasını sağlayacak olan inançlar da çok maddeci hale gelmiş dünyamızda son derecede zayıflamıştır. Bu gerilim ve inanç eksikliğine ek olarak, Batı, Doğu üstündeki üstünlük ve egemenliğini gittikçe terk etmekte, zaman zaman Doğu’nun gücü karşısında çaresiz kalmakta ve yenilgiyi yaşamaktadır. Bu yenilgisinin nedeninin Doğu’nun esrarına nüfuz edemediği gizemli uygarlığının sonucuna bağlı olduğu kanısı, yine 19. yüzyıl sonlarından başlayarak güç kazanmıştır. İşte bu noktada Batı sömürgeciliği, Doğu’nun o zamana kadar sömürerek semirdiği doğal kaynakları ve servetinden başka, bu vehmedilen insansal güç kaynaklarını da alıp güçlenmek tutkusuna düşmüştür. Bunun sonucu olarak bir oryantalizm (şarkiyatçılık) doğmuştur. Buda, Konfüçyüs, Tao, Brahma, Zen ve aynı zamanda Sufilik, Mevlana, Dürzilik, öte yandan Eski Mezopotamya ve Mısır inançlarında, Batı’nın ele geçirmek istediği gizemli bir güç bulunduğu sanısı gittikçe güçlenmektedir. Özellikle bu akımları, karşısında hayranlık duyacak kadar tanıyan, ama aslını kavrayamayacak kadar bilgisiz olan kesimler, yarı aydın ve az aydın olanlar bu sanının en güçlü olduğu katmanlardır. Bu akımlar önce Hıristiyan inancının kovduğu pagan kültürünün de bu tür manevi bir güç olduğu inancına sarılmış, eski Germen ve Kelt tanrılarına, onların inanç ve kültürlerine yönelmiş, alşemi, tarot gibi fallar kadar büyücülük ve cadılık da itibar kazanmış, daha sonra judo, tekvando, kungfu gibi Uzakdoğu dövüş sanatlarından medet umulmuş, bir yandan da bugünkü satanizmin temelleri atılmış, en sonunda da gerçek Doğu kültürü ürünü inanç sistemlerine gelinmiştir. Çin’in yükselen yıldızından sonra ABD’nin Vietnam yenilgisi ve şimdi de Afganistan batağındaki çaresizliği de hepsine tuz biber ekerek bu eğilimleri güçlendirmiştir. İşte böylece birçok Doğu meditasyon sistemi de psikoterapileri derinden etkilemektedir. Bunların birkaç örneğini de burada kısaca verelim.

Transandantal Meditasyon

Transandantal meditasyon ya da kısaltılmış adıyla TM, Batılı kişilerin kullanımı için oluşturulmuş standardize bir Doğu meditasyon tipidir. Transandantal sözü Türkçemizde “aşkın” olarak ifade edilebilecek bir kavramdır ve insanın kendisini, kendi varoluşunu aşması, daha ileri ve yüce duygu ve düşüncelere, daha yüksek düzeyde bir varoluşa ulaşması anlamına gelmektedir. Bu sistem Maharişi Maheş Yogi tarafından 50’li yılların sonlarına doğru geliştirilmiştir. Kendisi Hindistan’da Allahabat Üniversitesi’nde fizik eğitimi görüp akademik dereceler de aldıktan sonra, ileri bir Hint swamisi (bilge önder) ile uzun yıllar yoga çalışmış ve 1955 yılında basitleştirilmiş yoga ilke ve yöntemlerinden ibaret olan öğretisini yaymaya başlamıştır. Çok da başarılı bir örgütçü de olan Maharişi ilk yetiştirdiği öğrencileriyle hemen International Meditation Society (IMS) adını verdiği bir örgüt kurmuş ve 1958’de bunu uluslararası bir harekete dönüştürmüştür. Tekniğin öğrenimi oldukça kolaydır. Dört günde toplam dört dersle kolayca edinilir. Buna ek olarak öğrencilere Hindu metafizik öğretisinin prana (evrensel enerji) ve brahma (bütün yaradılışın indirgenemeyen esası) kavramlarının öğretildiği dersler vardır. İlk dört dersten sonra öğrenci bol meyveler, çiçekler ve şarkılarla tekris edilir ve sessiz meditasyon için bir mantra içine girer. Mantra tutulacak olan özel yoldur ve her öğrenci için özel seçilir. Genellikle 16 mantra kullanılır. Bu öğrencinin her gün iki kez 20’şer dakika, gözleri kapalı olarak sakin bir şekilde oturup söyleyeceği sakinleştirici birtakım söz dizeleridir. Bu mantraların her birinin ayrı özellikleri olduğu, kaygıyı azaltan, tansiyonu indiren, oksijen alımını azaltan, metabolizmayı düşüren ayrı ayrı mantralar olduğu söylenmektedir. Bu sırada tam aşkın yaşantılar, örneğin yerden yükselme duygusu, uçma duygusu, bilinmeyen kimi ülkelere geziler gibi yaşantılar olabilir. Bugün Batı dünyasının dört bir yerinde, bu arada yurdumuzda da IMS şubeleri açılmıştır. Artık özgün bir markadır. Hareket Batı’nın doğası ve tarihi gereği hiç kavrayamadığı Doğu bilgeliğinin ticari meta haline gelmiş şeklidir.

Hare Krişna Hareketi (Hare Krishna)

hare krishna 2 hare krishna

Bu yöntemin öğreti ve denetimi amacıyla kurulmuş, Krişna öğretisiyle çalışıp bunu yaymaya çalışan ISKOON (The International Society for Krishna Conciousness) adlı dernek ya da şirket bir merkezler zinciridir. Aşram adı verilen bu merkezlerde, Hinduların kutsal yazıları olan Vedalar okunur ve incelenir. Bu hareket içindeki yaşam biçimi kurucusu sayılan Bhaktivedanta Bhappupadha’nın düşüncelerine dayanmaktadır. Yaydığı ilkeler mutlak perhizkâr bir yaşam biçimidir. Başta kimi Veda inançlarının kabulü gerekir. Bu inançlar herkesin kendi dışında bir ruhu olduğu düşüncesi, ölümsüz olan bir üstün kişiliğin, yani Krişna’nın varlığına ve her insanın ona hizmet etmek zorunda olduğuna ve bu hizmetle mutlu olacağına inanç gibi inançlardır. Evlilik dışında her türlü cinsel etkinlik yasaktır. Krişna’ya sunulmadan hiçbir şey yenmez. Krişna’nın adının her gün en az 27000 kez zikredilmesi gerekmektedir. Böylece sürekli bir vecd haline girilir. Bu akım hakkında pek çok polis ve adliye kovuşturması açılmıştır. Bu akım mensuplarında dışarıdan görünüşü ürkütücü olan bir dinginlik vardır. Kişiliği yok edici bir akım olduğu ileri sürülmektedir. Yöneticilerine muazzam servetler sağlamıştır. Bu yüzden kendisine benzeyen daha birçok akımın türemesini sağlamıştır. Avrupa’nın her yerinde sokaklarda görülürler. Krişna adını zikrederek dilenmektedirler.

Kore kökenli Moon, Arica ve Reiki gibi tarikatlar da türemiştir. Kendileri hiçbir zaman psikoterapi adını kullanmasa da, bu akımlar psikoterapi biçimleri içinde sayılmaktadır. Bu yüzden kimi terapi gruplarını da etkilemektedir. Bu akımlar toplumlarda psikoterapi ile rekabet etmektedir ve zaman içinde ibre de bu akımlardan yana kaymaktadır. Tarihsel-sosyal evrimde, ileride ters bir noktaya düşmemek için, bütün grup terapilerinin terapi bazından uzaklaşmamaları şarttır.

Psikodrama Eğitimi ve Tarihçesi

Psikodrama eğitimi nedir? Psikodramanın tarihçesi, sosyometriden farkları, Türkiye’de psikodrama ve psikodrama örnekleri hakkında.

Yurdumuzda uluslararası sahneye çıkabilecek ölçüde sistemik bir eğitim süreci sağlayan, ayrıca örgütlenmiş ve kurumlaşmış da olan ilk psikoterapi sistemi olduğu ve “grup terapisi” deyimini de ilk kullanan psikoterapi okulu olduğu için ayrı bir önem verilmesi gereken bu akımın kurucu ve sistemleştiricisi Jacob Levi Moreno’dur. İspanya’dan Osmanlı Devleti’ne getirilmiş Yahudiler olan Sefarad’lardan bir ailenin oğlu olan Moreno, rivayete göre ailesi Romanya’ya göç ederken gemide doğmuş, ailenin Romanya’dan Avusturya’ya geçmesi nedeniyle Viyana’da büyümüş ve 1917’de Viyana Tıp Fakültesi’ni bitirmiştir. Tiyatroyla da yakından ilgilenmiş olan Moreno, psikiyatri dalında uzman olmuş, kişinin yaşamda üstlenmiş olduğu rollerin kendi kişiliğinin ve semptomlarının oluşmasında ne denli etkili olduğunu da gözlemleriyle saptayarak, bunu bir terapi biçimi olarak şekillendirmiştir. Kendi anlatımına göre, ilk psikodrama seansı 1 Nisan 1921’de Viyana’da olmuştur. Oluşturduğu yönteme tam olarak “psikodrama, sosyometri ve grup terapisi yöntemi” adı verilir. 1925 yılında ABD’ye göç eden Moreno orada bu yöntemi geliştirmiştir.

psikodrama eğitimi

Sosyometri, grupların ve içlerindeki etkileşimin görülmesi, ölçülmesi ve gösterilebilmesi amacı taşıyan bir yöntemdir. Bu yöntem psikodramadan daha eskidir ve Moreno’nun 1. Büyük Savaş sırasında olan gözlemlerine bağlıdır. Moreno savaş sırasında Viyana yakınında Mittendorf’ta bulunan mülteci kampının yöneticisi olarak görevliydi. Kampta bağcılıkla uğraşan İtalyan asıllılar bulunuyordu ve kampın daha işlevli olarak yeniden düzenlenmesi söz konusuydu. Bunu sadece vereceği emirlerle değil de, mültecilerin istek ve işlevine uygun bir şekilde örgütlemek isteyince, onların iş ve birlikte yaşam için kendi gruplarını oluşturmalarını benimsemişti. Böylece sosyometrinin ilkeleri ortaya çıkmaya başladı. Yöntem, özetle, insanların üzerlerine alacakları roller için amaçlarına uygun farklı gruplar oluşturdukları kuralına dayanır. Grubun alacağı biçim şekillenebilirse, bu seçimler gerçeğe uygun hale gelir.

Bu deneyimin ardından Moreno 1922-1925 yılları arasında Viyana’da Maiseder Sokağı’nda bir doğaçlama tiyatroda rol kuramını geliştirdi. İlk grup terapisi hastaları yakındaki genelevde çalışan kadınlardı. Bunda grubun her üyesinin diğer üyeler için bir terapötik ajan olarak etkin olduğu görüldü. Grubun terapötik niteliği de grup liderinden değil, grup bireylerinin karşılıklı etkileşiminden kaynaklanıyordu. Moreno Viyana’dan Amerika’ya göç edince orada çok daha geniş olanaklar buldu, birçok psikanalistle yakın ilişkiler kurdu ve saygınlık kazandı. Orada yayımlanan ilk kitabı Who Shall Survive’ın (Kim Yaşamda Kalacak) önsözünü Amerika’nın ünlü psikanalistlerinden William Alanson White yazmıştır. Gene onun yardımıyla Beacon’da bir psikodrama merkezi ve tiyatrosu da kurulmuştur.

Kurama göre insan kozmik, sosyal ve tekil bir kişidir. Bu üçlem psikodramadaki üç felsefi temele de götürür. Bunlar da yaratış, sosyometri ve psikodramadır. Bunlardan ilki anlaşılması en zor olandır. Buna göre kişinin içinde bulunan Tanrı en yüce yaratıcıdır. Kişi ve toplum üzerindeki araştırmalarında Moreno kendiliğinden yaratan bir Tanrı, insanın içindeki Tanrı düşüncesini geliştirmiştir. Bu düşünce, bir Yahudi teologu olan Martin Buber ile ortaktır. Buber’in düşüncesi “evrensel ilişki”nin kaynağı olarak Tanrı kavramını görür. Moreno da buna “Tanrının duygusal yayılımı” kavramını ekler. Her ikisi de bizlerin yaratıcılığı Tanrı ile paylaştığımızı ileri sürer. “Tanrının insanı kendi suretinde yarattığını” düşünen insan için evrenin merkezi kendisidir. Birlikte yaşadığımız, sevdiğimiz ya da öfke duyduğumuz, düşman ya da dost olduğumuz, hiç dikkate almadığımız ya da kendimize önder ve model olarak aldığımız kimseler, komşularımız ve iş arkadaşlarımız hep bizim tarafımızdan seçilirler. Biz hep birlikte “ortak yaratıcılar” dünyasında yaşamaktayız. Her birimiz öbürlerini etkilemekte ve öbürlerinden etkilenmektedir. İnançlarımız tümüyle özgürdür, yaratma gücümüz vardır ve bizler sınırsızız. Ama bu bizim diğerlerini hesaba katmadan, öbür kimselerin istençlerini saymaksızın yaratabileceğimiz anlamına gelmez. Yaratıcılığımızı diğer insanların yaratıcılıkları sınırlar. Bu sınırlarımızı ve yaratıcılığımızın boyutlarını, yarattığımızda hemen görebiliriz. Bu da bizi bilerek ve sonuçlarını görerek yaratmaya götürür.

Yaratma sonucu yüklenilen sorumluluk birçokları için çok ürkütücüdür. Bu yüzden de edilgin ve kabul edici rollere çekilerek, buyurucu ve yönetici figürlerin gücüne sığınmayı yeğlerler. Özgürlükten kaçışı Fromm da psikanalizle göstermiştir. Moreno’ya göre kendiliğindenlik (spontanlık) ve yaratıcılık psikolojinin en önemli sorunudur. Yaşam serüveni içinde başarılı olmak, spontan olmamıza sıkıca bağlıdır. Bu ve yaratıcılık, bizim yaşama ve yaşam koşullarına en uygun yol ve davranışları seçebilmemizi sağlar. Uygunluk, belirli durum ve koşullarda etkileşim için yeterlik ve ustalıkta tutulan ölçüdür. Spontanlık bir harekete, girişime hazır olmayı, yaratıcılık da tepki vermeyi anlatır. Bu ikisinin birlikte kullanımı bizim kendi kültürel hamurumuzu ortaya çıkarır. Kültürel hamur toplumun bize sağladığı ilişkiler ve yollardır. Bunlar kültürümüzün normlarını ve yürüdüğü yolları oluşturur ve bu biçimlendirici tarzlar, gelecek kuşaklara iletebilmeyi sağlar.

Sosyometri, psikodrama tedavisinin ikinci felsefi temelidir. Bu, sözcük olarak toplum içindeki grup oluşumunun ölçülmesi sistemi demektir. İnsan sosyal bir varlık olarak görülür. Bu varlık kendi kimliğini çevresindeki bireylerle etkileşerek geliştirir. Geniş toplumun bütünü bireyler ve onların kendi yaşamlarındaki gerçek kişilerden oluşan birimlerden meydana gelmiştir. Bu küçük birime bir “sosyal atom” adı verilir. Bu sosyal atom, kişinin psikolojik yaşantısı ile bağlantılı olan geçmiş ve gelecekteki gerçek ya da düş ürünü bütün belirgin figürlerin bir kompleksidir. Doğumundan itibaren her bireyin çevresinde bir dizi ilişki, baba, anne, erkek ve kız kardeşler, sevilenler ve karşıtlar, öğrenenler, öğretenler bulunur. Bir çocuk ailesinden topluma doğru geçtikçe, bu sosyal atomun hacmi genişler ve yaşlanmaya başlayıp ölüme doğru ilerledikçe de daralır. Bu bakımdan sosyal atom, dinamik bir yapıya sahiptir. Hepimizin kendi sosyal atomumuzda bulunan diğer kişi ve figürlere karşı belli duygularımız vardır. Kimi kişiler bizi çeker, kimi karşı çıkar ve bizi engeller, kimilerine karşıysa duygularımız yansız sayılabilir. Kişiler arasındaki duyguların yoğunluk ve uzunluğuna tele adı verilir. Bu Grekçede “uzaktan” demektir. Böylece her sosyal atom yalnızca bireylerden değil, bireyler arasındaki sonsuz sayıda tele ilişki demetlerinden de oluşmaktadır. Bu teleler çevremizle bizim aramızdaki sosyal duygu bağlarının en küçük birimi olur. Gerçekte kişiler arasındaki görünmeyen bu iletişim, daha geniş sosyal grupların oluşumunda esas olandır. Sosyometride kişiler arasındaki sosyal atomları oluşturmak üzere olan seçim yolları görünür ve hatta ölçülür hale getirilir. Bunda hiçbir ahlak ön yargısına yer verilmez ve yorum yapılmaz. Ancak bunlar yorumda kullanılır. Terapi grubunda da bu etkileşimler bilinir hale gelince, psikodrama yoluyla bunların yaşama etkileri incelenir, aktarım ve karşı aktarım modelleri ortaya çıkarılır, etkileri düzeltilmeye ya da değiştirilmeye çalışılır. Böylece her grup üyesi kendi spontanlığına ve yaratıcılığına odaklanabilir.

Psikodrama ise yönteme adını veren ve asıl ilgi uyandıran, terapi olarak da en fazla işe yarayan araçtır. Moreno buna “gerçeğin psikodramatik yöntemlerle keşfi” demiştir. Bunun ortaya atılışının temelinde rol kuramı yatar. Büyük tiyatro yazarlarının da belirttiği gibi, yaşam gerçekte büyük bir sahnedir ve her birey kendi rolünü oynamaktadır. Bu rollerin seçimi ve oynamamız sırasında hiç özgür olmayabiliriz ve çoğu zaman spontan ve yaratıcı da değilizdir. Birçok rol kişiye kendi istenç ve seçimi olmadan verilir. Kişi bu rolü oynamayı öğrenir, başkaları onu o rolle kabul ederler ve o oynamaya zorlanır. Örneğin anne-babanın çocuğu, dede ve ninenin torunu, okulun öğrencisi, arkadaşların arkadaşı olmak rolleri kendi istencimiz olmadan verilmiş olan rollerdir. Biz bu rolleri bir evlat gibi, bir torun gibi, bir öğrenci gibi, bir arkadaş gibi oynamaya mecburuzdur. Toplumumuz bizi o rolü oynayışımıza göre değerlendirir. Biz kendimiz de kendimize karşı aynı değerlendirme ölçütlerini kullanır, kendimize eleştirel gözle bakarız. Dahası kendi düşünce ve düşlerimizi, kendi iç dünyamızı da rol gibi ele aldığımız sık olur. Kendi düş ya da düşüncemizi saçma bulabilir, iç dünyamızdaki rüzgâr ya da fırtınalardan yakınabiliriz. Oysa bunların hepsi kendi bütünlüğümüzün, kendi varlığımızın yapıtaşları ve ürünleridir. Psikodrama sahnesinde kişinin kendi yaşam sahnelerini yeniden oluşturması istenir. Kendi sorunu ve koşullarını kurgulamakta olan grup üyesi ya da hastaya “protagonist” denir. Bu sözcük “için ve lehine işlev gören” gibi bir anlam taşır. Oyunda o kişi için önem taşıyan kişilerin rollerini oynayacak grup üyeleri ise “yardımcı ben” olurlar. Seansta terapist yönetici, yani rejisör ve yapımcıdır. Psikodrama bir grup terapisi yöntemidir. Psikodrama grubunda üyeler, kendilerine protagonist tarafından verilecek rolleri nazlanmadan kabul etmek için taahhütte bulunmuşlardır. Roller o üyeye protagonist tarafından verilir. Rol için görevlendirdiği üyeye protagonist, ellerini onun omuzlarına ya da sırtına dayayarak o rolü geçirir, yani bir yandan o yabancı kişiyi hissetmeye çalışırken kendisini de o üyenin hissetmesi için çalışır. Bir kimse örneğin, yıllar önce ölmüş olan babaannesinin kendi sosyal atomunda oynadığı rolün canlandırılmasını isterse, bu söz konusu babaanne gerçek babaanne değil onun o protagonistin belleğinde, içinde kalan imajı, projeksiyonudur. Dolayısıyla dokunmakla o projeksiyonun kendisinde meydana getirdiği gerilimi, sıcaklığı ya da soğukluğu hissettirir ve aynı zamanda o rolü oynayacak kişiyi de şimdiki haliyle hisseder. Hisseder ki, o rol aslında kendi içindedir ve o oyuncu da bir robot ya da eşya değil, canlı ve hisseden biridir. Ve bu rol tanıtımı sırasında “ben” diye konuşulur. “Ben protagonistin ölmüş olan babaannesiyim” denir. Rolü üstlenen üye de “ben” diye konuşacaktır. Sonra da eğer protagonist yardımcı benin, yani grup arkadaşının o rolü yeterince duyarak oynamadığını düşünürse, o üyeyi yana çekip kendisi o rolü oynaması gerektiği gibi oynayarak gösterir. Bu sırada kendisi de o role girmiş ve o kişiyi hissetmiş olur. Sonra gene çekilerek rolü arkadaşına bırakır. Bu yer değiştirmeler, protagonist rolden tatmin oluncaya kadar devam eder. Böylece oyun oynandıktan sonra, protagonist o role tekrar girecek ve o kayıp kişiyi yeniden yaşayacaktır. O anda olay ve durumu hissetmenin pozisyonundan bir kez daha yaşayıp kendi duygu ve tepkilerini inceler. Oyun kurgulanışında yalnızca kişiler değil, somut nesneler, mekân ve yerler, diğer canlılar, ya da iş, meslek, sınav, şu ya da bu bilim dalı, çeşitli görevler, vatan, toplum, görev, namus, yaşam, ölüm gibi soyut kavramlar da ele alınıp canlandırılır. Bunlar da kişilerce canlandırılıp somut olarak kişileşir.

Olgunun sahnelenmesi bittikten sonra, rol almış olan kimseler teker teker rollerindeyken neler yaşamış olduklarını bildirir. Buna “rol geri bildirimi” denir. Bunda en küçük bir bilgiççe yorum yapılmaz. Söz konusu olan sadece yaşantının bildirilmesidir. Daha sonra grup üyeleri kendi yaşamlarında benzeri olay ve durumlar ya da oyun ve rollerden birinin kendilerine çağrıştırdıklarından söz edeceklerdir. Buna da “paylaşım” denir. Bu son anda, grup artık yöntemin özelliklerinden çıkmış, normal bir terapötik grup gibi çalışmaktadır. Paylaşımla grup üyeleri kendi terapi sorumluluklarını da yerine getirmiş olur.

Psikodramada sağaltımı sağlayan, yani terapötik olarak etkin olan faktörler arasında önemli bir kavram da “katarsis” dediğimiz olgudur. Helence boşalım ya da akıntı gibi bir anlam taşıyan “kathar” sözünden türetilmiş olan bu sözcük, bütün psikoterapi türleri için söz konusu olan ve kişinin içindekileri boşaltması suretiyle iyileşme sağlayan faktördür. Psikodramada katarsis üç türlü olmaktadır. Bunlardan biri estetik katarsistir. Kendi içinde harmonik bir bütünlüğe ulaşmayı ifade eder. İkincisi aktörsel katarsistir. Bu da eyleme koyarak boşalmayı anlatmaktadır. Üçüncü katarsis yolu ise, seyirle katarsis adını alır. Bu da bütün gösteri sanatlarında olan şeydir.

Psikodramanın bütününde söz konusu olan ilke “şimdi ve burada” ilkesidir. Bu ilke protagonistin şu anda çözmeye çalıştığı düğümlenmenin geçmiş zamanda, çok eski günlerde ya da gelecek zamanda olmasının, gerçek bir olgu mu yoksa bir fantezi mi olduğunun önem taşımadığı, şu anda içinde bulunduğu, kaygılandığı ya da yakındığı şey olduğu ve bu grubun içindeki çeşitli esinlenmeler ve etkilenmelerden ötürü daha özgün bir anlam ve içerik kazandığı ilkesidir. Bu sayede grup terapötik, sağaltıcı bir güç kazanmaktadır. Psikodrama için kullanılan özgün deyimlerin en önemlilerinden biri de abartılmış gerçeklik (surplus reality) kavramıdır. Psikodrama, gerçeği olduğu gibi yansıtmaz, onu bir merceğin altında gibi ele alır. Dolayısıyla gerçek, tıpkı bir mercekle, bir büyüteçle bakılır gibi büyütülmüş, abartılmış olarak ortaya çıkacaktır. Bu abartma sayesinde, günlük yaşamda gözden kaçan, dikkati çekmeyen, ama o durumun oluşmasında etkin olmuş birçok küçük ayrıntı görülebilir hale gelir. Bir kavram da “eşleme” kavramıdır. Bu, grup üyelerinden birinin protagonistin arkasına geçerek ve ona eliyle dokunarak onun bir eşi, ikiziymiş gibi davranması ve gene “ben” diye konuşarak bir şey söylemesi, protagonist adına bir düşünceyi ya da bir sözü dışarı vurmasıdır. Bununla protagonistin hissetmekle birlikte, düşünmediği ya da cesaret edemediği bir duruma dikkatini yoğunlaştırmak sağlanır. Protagonist bu söyleneni kabul ya da reddedebilir. Bir başka ve etkili teknik de, bir olgunun temsili sırasında protagonistin başını yana çevirerek o anda içinden geçenleri söylemesi, iç konuşma yapmasıdır. Bu serbest çağrışım gibidir. Ancak burada çağrışım olay yeniden kurgulanırken olmaktadır. Psikodrama protagonistin yaşam olgularını gözden geçirip yeniden yapılandırmasına olanak sağlamakta, bütün grup üyelerinde de paylaşımı mümkün hale getirmektedir.

Php Sql Injection Engelleme Kesin Çözüm

Php Sql injection engelleme için kesin bir çözüm var. htmlspecialchars, stripslashes, mysql_escape_string, strip_tags sizi her zaman doğru biçimde korumaz. Yaratıcı injection girişimlerine karşı özelleştirilebilir ve aynı zamanda genel-geçer bir güvenlik kalkanı oluşturmalıyız.

Mysql injection ile uğraşmış herkes, bu işlemin temelde get veya post yöntemiyle yapıldığını bilir. Site üzerinde gerçekleştirilecek bu veri giriş çıkışı, adres satırı işlemleriyle tablo yapısı hakkında bilgiye ulaşıldıktan sonra, tabloya ilgili SQL komutları gönderilir. Bunu engellemenin, sitenizi hackerlardan uzak tutmanın (site bazında) tarafımca denenmiş ve başarılı bir yöntemi var. Bu çözümü WordPress dahil tüm Php tabanlı yazılımlarınızda kullanmanızı tavsiye ederim. Böylece Sql saldırılarından kurtulabileceksiniz.

Atmamız gereken ilk adım “guvenlik.php” adlı bir Php dosyası oluşturarak bu dosyayı tüm PHP dosyalarınızın en üst kısmına include etmek.

<?php include('guvenlik.php'); ?>

Bu include içeren kod satırının Php dosyalarınızın en üstünde olması elzemdir. Eğer bu satırdan önce  Mysql bağlantısı gibi bir kod satırı kullanmışsanız güvenlik kodlamamızın yararsız olabileceğini unutmayın. Ayrıca Mysql içeren (bağlantı/sorgu vb.) her Php dosyası için bu satırın en tepede olması gerekiyor. Şimdi guvenlik.php dosyanızı açıp aşağıdaki adımlara geçebilirsiniz.

GET SQL Injection Saldırıları İçin Güvenlik Sağlayalım

Adres satırından yapılan saldırılar en bilindik ve yaygın olanları. Adres satırından hiçbir veri okutmuyorum diye avunmanız doğru değil. Ortalama bir hacker Mysql işlemlerini adres satırından kolayca yapabilir. Üstelik ?id=12, ?ara=beybut şeklinde okutmalar kullanıyorsanız kesinlikle risk altındasınız. Bu hacking girişimlerini engellemek için Get yöntemine özel bir çözüm üretelim.

$parametreler = strtolower($_SERVER['QUERY_STRING']); //Adres satırından gelen tüm sorguları aldık.
$yasaklar="%¿¿'¿¿`¿¿insert¿¿concat¿¿delete¿¿join¿¿update¿¿select¿¿\"¿¿\¿¿<¿¿>¿¿tablo_adim¿¿kolon_adim"; //Buraya tablo adlarınızı da ekleyiniz. Her ekleme sonrasını ¿¿ ile ayırmalısınız.
$yasakla=explode('¿¿',$yasaklar);
$sayiver=substr_count($yasaklar,'¿¿');
$i=0;
while ($i<=$sayiver) {
if (strstr($parametreler,$yasakla[$i])) {
header("location:http://www.beybut.com/hackerbey.jpg"); //Sql injection girişimi yakalandığında yönlendiriyoruz.
exit;
}

$i++;	
}

if (strlen($parametreler)>=90) {
header("location:http://www.beybut.com/hackerbey.jpg");
exit;	
}

Burada $yasaklar karşısında, ¿¿ ile ayırarak belirttiğimiz girdilerden biri adres satırında mevcutsa kişiyi bir resme yönlendirdik. $yasaklar bölümünü tablo, kolon adlarınızı da yazarak güçlendirebilirsiniz. Bu yöntemle ?ref türü, adres satırıyla ilişkili tüm saldırılardan kurtulabilirsiniz. Eğer ayracı (¿¿) beğenmediyseniz bunu değiştirmeniz mümkün.

Hacker, sql injection denediğinde karşısına aşağıdaki resim gelecek.

Hacker Bey
Hacker Bey

Aynı yöntemi POST için de uygulayalım.

POST ile SQL Injection Saldırıları İçin Güvenlik Sağlayalım

Post güvenliği için en elzem konu bütün tablolarınızı aşağıdaki biçimde belirtmenizdir. Çünkü post verilerinde <, >, ‘ gibi karakterler sıkça kullanılır. Bunları engellemek doğru bir yöntem değildir. Bunun yerine hackerın ihtiyacı olan veya tahmin edeceği tüm tablo adlarımızı kontrole ekleyeceğiz. Tablo adı girilmemiş bir SQL sorgusunun çalışmayacağını söylemeliyim. Aşağıdaki örnekteki tablo adlarını Mysql yapınıza göre değiştirmelisiniz.

$gelenpostlar='';
foreach ($_POST as $key => $value) {
$gelenpostlar=$gelenpostlar.' '.strtolower(htmlspecialchars($key)).' '.strtolower(htmlspecialchars($value));	
}
if (strstr($gelenpostlar,'union select')) {
header("location:http://www.beybut.com/hackerbey.jpg");
exit;
}

if (strstr($gelenpostlar,'_schema')) {
header("location:http://www.beybut.com/hackerbey.jpg");
exit;
}

if (strstr($gelenpostlar,'tablo_1')) {
header("location:http://www.beybut.com/hackerbey.jpg");
exit;
}
if (strstr($gelenpostlar,'tablo_2')) {
header("location:http://www.beybut.com/hackerbey.jpg");
exit;
}
if (strstr($gelenpostlar,'tablo_3')) {
header("location:http://www.beybut.com/hackerbey.jpg");
exit;
}

Her şey tamamsa artık GET veya POST Sql injection yöntemiyle hacklenemeyecek, verilerinizin değiştirilemeyeceği, silinemeyeceği bir web sitesine sahip oldunuz demektir.

Önemli noktalar:

  1. guvenlik.php her PHP dosyanızda (Sql içeren), en tepede include edilmeli.
  2. Tablo adlarınız mutlaka ilgili satırlarda bulunmalı.

 

Takım Elbise Kombinleri

Binlerce renk, desen, stil ve kalite arasından doğru takım elbise kombini yapmak zordur. Bu geniş seçim yelpazesinde takım elbisenizi ne için giyeceğiniz çıkış noktanız olmalıdır. Bir düğün, balo, nişan, toplantı, iş görüşmesi… Yazı bittiğinde bir takım elbiseyi ne tür bir gömlek, kravat ve ayakkabıyla kombin edeceğinizi kolayca belirleyeceksiniz. Farklı kombinler içeren görseller kararınızı vermenize yardımcı olacak.

Takım Elbise Seçimi

Bir iş görüşmesine pembe ceket ve gri pantolon kombiniyle gitmek sizi sempatik gösterecek olsa da bu sempatikliğin amacınıza hizmet etmeyeceğine emin olabilirsiniz. Sizin iş görüşmesinde önceliğiniz dikkate alınmak, asil ve iş bilir görünmek. Bunun yolu ise, uçuk ve çok açık renkler yerine daha soğuk renkleri, örneğin lacivert, siyah veya griyi tercih etmektir. Ancak bir yaz partisine veya kokteyle katılacaksanız daha sıcak renkleri seçebilirsiniz. Böylece partinin gözdesi olabilirsiniz.

Damatlık – Nişanlık Takım Elbise Seçimi

Düğün, nişan gibi aktivitelerde damatlık, nişanlık takım elbise seçerken partnerinizle uyumlu olmaya özen göstermelisiniz. Elbette kırmızı nişanlık giyen nişanlınızın yanında kıpkırmızı bir takımla olmak biraz garip kaçabilir. İkinizin aynı renk giymesi boğucu bir renk skalasını beraberinde getirir (beyaz hariç). Bu sebeple karşıt renkler veya tatlı geçişli pasteller imdadınıza yetişecektir. Aynı biçimde bir anlam ifade eden renkleri (sarı-kırmızı, kırmızı-beyaz vb.) seçmek de bir çözüm.

Partnerinizle katılacağınız davetlerde, partnerinizin elbise rengiyle aynı renkte bir kravat veya mendil sihirli bir ipucu olsun. Bu noktada uygun veya aynı renkli ayakkabılar güzel bir görüntü sağlayabilir.

İş Yemeği ve Toplantılar İçin Takım Elbise

Ciddi bir iş yemeğine takım elbise mi gerekti? Bu noktada düşünmeniz gereken birkaç etmen var. Yemekte üst’ünüz olacaksa onun ne giyeceğini bilmelisiniz. Amirinizin, patronunuzun önüne geçmeyecek; onunla uyumlu (mümkünse aynı renk kravat veya üstünüzün takım elbise rengini vurgulayan bir aksesuar) seçim yapmanız gerekir. Eğer aynı renk takım elbise giyecekseniz bırakın yöneticiniz altın rengi kravat iğnesiyle veya bir mendille bir adım öne geçsin. Hatta bunu siz teklif ederek onun gözüne girebilirsiniz.

Takım Elbiseler ve Renkler

Kesin olan bir şey varsa o da kravatınızın gömleğinizden daha koyu bir renkte olması gerektiğidir. Benzer renge sahip olunsa bile kravatın en az bir ton daha koyu renkte olması, sizi vurgulayacak bir seçim olur.

Örnek ceket, gömlek ve kravat kombinleri:

ceket gömlek kravat kombinleri

Yakın renklerin tonaj farklılığıyla oluşturulduğu kombinler bir uyuma sahiptir. Bununla birlikte yakın olmayan renkler de sert bir güzellik ortaya çıkarabilir. Mavi ve kırmızının doğru kombinasyonu şıklığı ve çekiciliği işaret eder.

Bej, beyaz, soluk pembe, açık mavi gömlekler koyu takımlar için harikadır. Bunlar üzerine düz yerine örme veya dokulu, kalın şeritli kravatlar size kurumsal bir hava katacaktır.

Aşağıda iyi kombin edilmiş takım elbiseler, gömlekler, kravatlar, ayakkabılar derledim. Bu tercihlerin çoğu gerçekten iyi.

İddialı takım elbise kombinleri

takım elbise kombinleri 2017

Ünlülerin Takım Elbiseleri Elbette Şık

ünlülerin takım elbiseleri

Her ne kadar klasik de olsa siyah ve beyazın uyumu iş yapar!

beyaz gomlek siyah takim elbise

Gri takım ile kombinlenen beyaz gömlek ve kravatlar

beyaz gomlek gri takım elbise

Lacileri çekip şık olmayan bir erkek gösteremezsiniz. Lacivert takım elbise kombinleri.

Lacivert Takım Elbiseyle Uyumlu Gömlek ve Kravatlar

Bej ve krem rengi takım elbiselerle uyumlu gömlek ve kravatlar

bej krem takım elbiseler

Mavi gömlekle kombinlenmiş gri takım elbiseler

Mavi Gömlek Gri Takım Elbise Kombini

Lacivert takım elbiseyle birlikte hoş bir geçiş sağlanan mavi gömlek kompozisyonları

Mavi Gömlek ve Lacivert Takım Elbise Kombini

Pembe gömlek kombinleri

Pembe Gömlek ve Takım Elbise Kombini

Çizgili gömlekler ile takım elbise seçimi

Çizgili Gömlekle Takım Elbiseler

İtalyan tarzı bir takım elbise

İtalyan Tarzı Takım Elbise

Klasik ve şık bir damatlık

damatlık takım elbise

Sarı kravatla kombinlenmiş takım elbise

sarı kravat kombini

Pembe ceket ve gri pantolon takım

pembe ceket kombini

yazlık takım elbise

takım elbise modeli

gri takım elbise kırmızı kravat

Açık mavi takım elbise kombinleri

açık mavi takım elbise

Papyonlar

papyon ve ceket kombinleri

Beyaz takım elbise ile kombinler

beyaz takım elbiseler

Lacivertin şıklığı

lacivert takım elbise

gri ceket, lacivert yelek, beyaz gömlek

Takım Elbise ve Ayakkabı Kombini

Takım elbiseyle uyumlu ayakkabı seçmenin ne denli zor olduğunu biliyorum. Bu nedenle görsel rehber işinizi oldukça kolaylaştıracak.

takım elbise ve ayakkabı seçimi

Ücretsiz VPS Sunucu ve WordPress Kurulumu 2017

Ücretsiz VPS sunucu ile kolayca bedava Windows, Linux server oluşturup WordPress blog veya bir site açın. Amazon Aws Ec2 ile 1 yıl boyunca ücretsiz server oluşturma ve Apache, PHP, Mysql, WordPress kurulum rehberi.

Amazon’un Cloud programı dahilinde web işleri için ideal ve ücretsiz bir sunucu oluşturacak; bu sunucuya WordPress için gerekli yazılımları yükleyerek son adıma değin ilerleyeceğim. 1 GB Ram, 3.3 CPU, 8 GB alanlı bedava sunucumuz için harekete geçelim.

https://aws.amazon.com/free/ adresinde “Create Free Account” ile başlangıcı yapalım.

Kredi kartı veya banka kartı bilgilerinizi girdikten sonra telefon doğrulaması gerekiyor. +18772510696 gibi bir Amerika numarasından aranıp 4 haneli doğrulama kodunu tuşlamanız isteniyor. Doğrulama sağlandığında veya sorun oluştuğunda ilgili web sayfasında bununla ilgili bir mesaj göreceksiniz. Bu işlem sırasında sorun olursa telefon doğrulamasını tekrar ettirebilirsiniz. Doğrulamayı geçtikten sonra support paketini seçip (örn. Basic) Launch ile konsol/kontrol panelinize ulaşabilirsiniz.
Aws paneliniz aşağıdaki gibi görünüyor. (2017)
Amazon AWS 2017

Kredi kartınızın durumunu, ödemelerinizi ve tüm mali işleri https://console.aws.amazon.com/billing/home#/ adresinden (Billing bölümü) takip edebiliyorsunuz. Payment Methods bölümünde ödeme yöntemi olarak seçtiğiniz kredi kartlarının listesi bulunuyor. Burada ödeme için belirlediğiniz varsayılan kredi kartınızı silemediğinizi hatırlatmakta fayda var.

Amazon Aws Kredi Kartı

Build a solution” bölümü altında veya “All services” ile oluşturulacak servislere erişebilirsiniz.

Bu öğreticide, sanal bir sunucu (VPS) oluşturup, bu sunucuya işletim sistemi ve temel bileşenleri kurduktan sonra WordPress kurulumunu yapacağız. Temel işlemleri yaptıktan sonra dilerseniz bir forum veya static bir web sitesi de yayınlayabilirsiniz. Tüm bu işlemleri ücretsiz sınırlar dahilinde yapacağız.

Ücretsiz VPS’nin Oluşturulması

Launch a virtual machine” bağlantısına tıklayarak aşağıdaki ekrana ulaşın. Burada EU (Frankfurt) seçimini göreceksiniz. Dilerseniz menüden lokasyonu değiştirebilirsiniz. Türkiye’ye yakınlığı nedeniyle Frankfurt’un iyi bir seçim olacağını söylemeliyim.

Name your EC2 instance” bölümüne kolayca hatırlayabileceğiniz bir isim yazmanız isteniyor. Buraya Türkçe ve özel karakterleri kullanmadan bitişik biçimde bir ad verebilirsiniz. Örn: BenimBedavaSunucum

Amazon Aws Ücretsiz Server Ec2 Instance

Use this name” butonuna tıkladıktan sonra aşağıdaki gibi bir işletim sistemi seçim ekranıyla karşılaşacaksınız. Burada; Amazon Linux AMI, Red Hat Linux, SUSE Linux, Ubuntu, Windows gibi seçimler bulunuyor. Eğer gerçekten ücretsiz bir sunucu kullanacaksanız limitleriniz olduğunu unutmamalısınız. 1 GB ram limitiyle masaüstü bir sunucuyu yönetmek yavaşlık sorunlarına neden olabilir. Desktop’ların bellek yetersizliğine neden olabileceğini ve performanstan ödün vereceğinizi unutmayın. Bu nedenle Windows yerine en temel bileşenlere sahip bir Linux sürümünü seçmek akıllıca olabilir.

Amazon Linux AMI’sini seçerseniz; seçiminize Docker, PHP, MySQL, PostgreSQL bileşenleri dahil olacak. Bu seçimi yaparak Next’liyoruz. Karşımıza sahip olacağımız bedava sunucu özelliklerini gösteren bir ekran geliyor. Bu sunucu, 1 Core vCPU (up to 3.3 GHz), 1 GiB Memory RAM, 8 GB Storage. 1 GB ram, 3.3 CPU, 8 GB alana sahip ücretsiz sunucumuz için tekrar Next diyoruz.

Bedava Ücretsiz Linux Windows Sunucu

Eğer farklı ihtiyaçlarınız varsa ilgili adımda bulunan “advanced EC2 Launch Instance wizard.” bölümünden devam edebilirsiniz.

Create a key pair” anahtarını bilgisayarınızda güvenli bir yere indirin. Bu PEM anahtar dosyasını başkasıyla paylaşmamalı ve kaybetmemelisiniz.

Tüm işlemler tamamlandığına göre “Create…” butonuna tıklayarak birkaç saniye bekleyip ücretsiz sunucunuza sahip olabilirsiniz.

Bedava Server 2017

Proceed to EC2 console butonu konsolunuza ulaşımı sağlayacak.

Örnek ekranda Instances altında sunucunuzun adı, ip adresi, dns adresi gibi birçok bilgiye ulaşabilir; sunucu adınızın bulunduğu listeye veya Actions‘a (sol-sağ) tıklayarak ilgili sanal makineyle (silme, değiştirme, reboot etme vb.) ilgili işlevlere erişebilirsiniz.

Amazon AWS

Bedava Sunucu İçin Temel Ayarlar

HTTP ve HTTPS portlarını açmak için panelinizden “Security Groups“, listeden sunucuyu seçip Inbound tabına geliniz. Ardınan “Edit” butonuyla “Edit inbound rules” bölümüne ulaşıp “Add Rule” ile HTTP, HTTPS seçimleriyle server portlarını açınız. Source bölümünde “Anywhere” seçiniz.
HTTP protokolü yanında UDP, ICMP, DNS protokollerini de erişilebilir kılmak tam teşekküllü bir sunucu oluşturabilmek için önemlidir. Aynı bölümden tüm bu işlemleri yapabilirsiniz.

Amazon AWS Security Groups Güvenlik Ayarları Port Açma

Örneğin ICMP protokolünü açtıktan sonra artık sunucumuz ping alabiliyor. 51 ping ortalamasa DigitalOcean veya Linode’nin Frankfurt lokasyonlu VPS’lerinin pingiyle aynı.

Ücretsiz Server Ping

Elastic IPs bölümüne gelerek “Allocate new address” e tıklayın. Allocate dediktan sonra listede gördüğünüz IP adresinin üstüne sağ tıklayarak “Associate address” deyip sunucunuzla ip adresini ilişkilendirebilirsiniz.  Instances bölümünden ilişkilendirdiğiniz ip adresini ve bedava sunucunuzu görebilirsiniz.

Bedava Sunucu IP, A Class SEO Backlink

IPv4 Public IP” yazan bölümden ip adresinizi kopyalayarak Putty için gerekli adımları takip ediniz.
Bundan sonraki işlemlerimiz için Putty’e gereksinim duyacağız. Putty’i https://www.chiark.greenend.org.uk/~sgtatham/putty/latest.html adresinden indirebilirsiniz.

Putty’i kurduktan sonra öncelikle Putty Gen‘i (Başlat > Programlar > Putty içinde) çalıştırın. Conversions menüsünden Import Key ile BenimBedavaSunucum.pem dosyanızı içeri aktarın, import edin. “Save private key” ile PPK dosyanızı güvenli bir yere kaydedin. Putty Gen penceresini kapatarak Putty’i açın.

IP adresinizi Putty’e girin.  Sol ağaçtan SSH > Auth bölümünü seçin ve kaydettiğiniz PPK dosyasını seçerek Open deyin. Putty’e her girişinizde şifre yerine bu dosyaya ihtiyacınız olacak. Gelen SSL güvenlik uyarısına Evet cevabı vererek “login as:” ekranına ulaşın. Harika! Hoş geldiniz. ec2-user yazarak enter tuşuna basınız. Artık içeridesiniz. Her Putty girişinde bu işlemleri tekrarlamalısınız.

Ücretsiz Sunucu İçin Kurulumlar: Apache, PHP, Mysql, WordPress

Sunucuyu güncelleyelim. Bunun için Putty ekranında sudo yum update komutunu yazarak enter tuşuna basınız. Güncelleme onayı için “y” enter tuşları ile onay verdikten sonra güncellemenin bitmesini bekleyiniz.

Apache Kurulumu

HTTP sunucusunu kuralım. “sudo su” ile kullanıcı yetkisini aldıktan sonra  “yum install httpd” yazıp (tırnaklar hariç) enterlayınız. “y” ile onay verdikten sonra birkaç saniye içinde httpd sunucunuz kurulmuş olacak. Kurulum bittikten sonra “service httpd start” ile HTTP’yi başlatınız. Yeşil bir [  OK  ] göreceksiniz. Mükemmel!

Artık ip adresinizi tarayıcınıza yazdığınızda karşınıza aşağıdaki gibi bir sayfa gelecek.

Amazon Linux AMI Apache
Apache hazır olduğuna göre artık PHP ve MYSQL’u kurabiliriz. WordPress için bedava bir sunucu oluşturduğumuzu söylemiştik. PHP ve MYSQL bu nedenle gerekli olacak.

PHP Kurulumu

yum install php php-mysql” ile PHP kurulumunu gerçekleştirin. Complete!’yi görür görmez MYSQL kurulumu için “yum install mysql-server” komutunu verin. Mysql sunucusunu başlatmak için “service mysqld start” diyelim. Yeşik [ OK ]’ler doğru yolda olduğumuzu gösteriyor.

MYSQL Kurulumu ve Ayarlar

Sırada bir veritabanı ve kullanıcı oluşturmak var. Bunun için “mysqladmin -uroot create blogum” komut satırını kullanın. Şimdi bunun için bir şifre belirlemeliyiz. Komutumuz: “mysql_secure_installation” olacak. İlk kez şifre belirleyecekseniz önce ENTER’a basarak bir (Y ile) şifre belirleyin. İki kez aynı şifreyi girdiktan sonra “Remove anonymous users?” sorusuna Y ile cevap verin. Diğer tüm soruları Y ile yanıtlayabilirsiniz. Sonunda “All done!  If you’ve completed all of the above steps, your MySQL installation should now be secure. Thanks for using MySQL!” mesajıyla karşılaşacaksınız. Mysql kurulumunu tamamladık.

Çoğu gitti azı kaldı. Biraz daha gayret.

Bedava Sunucuya WordPress Kurulumu

cd /var/www/html” komutuyla dosyalarımızın bulunduğu dizine geçelim. Türkçe dilinde WordPress kurulumu yapacağız. Dizine geçtikten sonra WordPress dosyalarını wget ile indirelim. Bunun için https://tr.wordpress.org/ adresinde tar.gz dosyasına sağ tıklayarak bağlantı konumunu kopyalayınız. Putty’de “wget ” yazdıktan sonra ekrana sağ tıklayarak bu adresi yapıştırabilirsiniz.

wget https://tr.wordpress.org/wordpress-4.7.5-tr_TR.tar.gz” komutuyla WP dosyalarını indiriyoruz. Ardından indirdiğimiz sıkıştırılmış dosyayı açmak için; “tar -xzvf wordpress-4.7.5-tr_TR.tar.gz” komutunu kullanın. Tabi siz hangi sürümü indirdiyseniz bu komutu ona göre düzenlemelisiniz. Dosya listesini “dir” yazıp enterlayarak görebilirsiniz.

WordPress dosyalarımız artık ip adresimizde “wordpress” dizini altında. Dilersek bu dizini “mv wordpress blog” komutuyla blog olarak değiştirebiliriz. http://ipadresi/blog adresine girerek WordPress’e erişim sağlayabilirsiniz.

mv wp-config-sample.php wp-config.php” ile WordPress config dosyasının adını değiştirelim. Ardından “vi wp-config.php” ile dosyayı açarak veritabanı bilgilerini girelim. Ok tuşlarıyla Vi editörde hareket edebilirsiniz. Mysql kurulumu bölümünde veritabanı ismini blogum olarak belirlemiştik. Kullanıcı adınız ise “root“. İlgili bilgileri wp-config.php içinde değiştiriniz.

Eğer Vi yerine Pico editör kullanmak isterseniz ki bu daha kolaydır; “yum install nano” “cd /usr/bin/” “ln -s nano pico” “export EDITOR=”pico”” komutlarını kullanabilirsiniz. Pico’da ctrl+x ve Y Enter ile değişiklikleri kaydedebilirsiniz.

Şimdi HTTPD sunucusunu “service httpd restart” ile yeniden başlatalım.

Mutlu son! Tebrikler! Artık ücretsiz bir VPS sunucuda, tam teşekküllü, özel ip adresli, 1 yıl bedava kullanabileceğimiz bir hostumuz, WordPress blogumuz oldu.

Ücretsiz WordPress Hosting Server

Hız ve tekrarlı spam testlerinde sunucu performansı yeterli görünüyor. Dilerseniz sunucuya ücretsiz centos web panel de kurabilirsiniz. Komut satırıyla uğraşmak istemiyorsanız sunucunun temel işlemlerini (HTTP kurulumundan önceki) bitirdikten sonra ücretsiz bir sunucu paneliyle işlerinizi kolaylaştırabilirsiniz.

Bu rehberdeki tüm adımlar uygulanarak denendi.

Hatırlatma: Bu servisin ücretsiz aylık kullanım kısıtlaması 750 saattir.

PHP ile Neler Yapılabilir? Nasıl Para Kazanılır?

Php ile neler yapılabilir? PHP ile nasıl para kazanılır? Yirmi yıllık programcının gerçek deneyimlerini okuyun.

PHP Nedir? Nasıl Çalışır?

PHP (Hypertext Preprocessor) sunucu tarafından işletilen ve çıktısı kullanıcıya gösterilen bir betik programlama dilidir.

PHP’nin çalışması, kodlarınızın işletilerek ziyaretçilere bu sonucun çıktılarını gösterebilmek için öncelikle bir sunucuya ihtiyaç duyarız. Fiziksel bir makine (VPS/VDS veya dedicated) üzerinde bir işletim sistemi (Centos, Ubuntu, Windows vb.) bu işletim sisteminde Http isteklerini alıp işleyecek bir web sunucusu (Apache, Nginx, Litespeed vb.) ve bu web sunucusuyla ilişkili bir PHP sürümü bulunur. Eğer tüm bu gereklilikleri sağladıysanız PHP ile kodlamaya ve bu kodları dünyaya açmaya hazırsınız demektir.

Henüz acemiyseniz, bilgisayarınızda PHP kodlarını çalıştırmak için birkaç yazılım kullanabilir; daha sonra bir sunucu üzerinde çalışmaya başlayabilirsiniz. Wamp, Xampp gibi paket programlar, Apache, PHP ve Mysql sunucunuzu hızlıca hazır hale getirir. Kodlarınızı ise Dreamweaver, not defteri, Notepad++ gibi editörlerde yazabilirsiniz.

PHP <?php ile başlar ?> ile biter. Bu belirteçler arasına Php kodları yazılır. Örneğin <?php echo ‘Merhaba’; ?> sayfaya “Merhaba” yazdırır.

PHP ile Neler Yapılabilir?

Sunucu tarafından işlenip istemciye (ziyaretçinin tarayıcısına) kodların işletilmesi sonucu oluşan çıktıyı gönderen PHP ile yapabileceklerinize örnek verelim.

  • Ziyaretçi defteri
  • Forum veya blog yazılımı
  • Tam bir web sitesi
  • Çeşitli robotlar (botlar)
  • Test, soru-cevap uygulamaları

PHP ile oyun yazmak, interaktif uygulamar geliştirmek mümkün olsa da PHP’nin bu işler için doğru araç olmadığını söylemeliyim. Bir chat uygulaması için Ajax, bir oyun için Node.js, Javascript, Java, Html5 gibi dilleri ve eklentileri de işe dahil etmelisiniz. Yine de belirtmek gerekir ki, dünyanın en çok kullanılan programlama dillerinden biri olan Php ile harika ve güçlü web siteleri, botlar yazabilirsiniz.

PHP ile Nasıl Para Kazanılır?

Yazının bu kısmını, PHP’yi öğrendiğinizi, uygulamalar geliştirebildiğinizi varsayarak yazıyorum.

Site Yaparak Reklam Gelirleriyle

Kendi kodladığınız PHP site, eğer iç SEO uygulamalarına da dikkat ettiyseniz altın değerindedir. Doğru içerikler girerek Adsense, Yandex gibi reklam ağlarından büyük paralar kazanabilirsiniz. Özgün kodladığınız ve dilediğiniz gibi özelleştirebildiğiniz PHP siteniz sizi bir adım öne taşıyacaktır. Dilerseniz bu siteleri reklam gelirlerine göre fiyat biçerek, özel yazılımıyla satışa da çıkarabilirsiniz.

PHP Yazılımlarınızı Satarak

Eğer iyi bir programcıysanız, yeni ve insanların işine yarayacak yazılımlar yapabiliyorsanız; bu yazılımları Codecanyon gibi marketlerde pazarlayabilirsiniz. Hem satış hem destek aşamasında İngilizce bilmeniz gerektiğini hatırlatalım. Eğer Türk müşterilere satış yapmak istiyorsanız; Türkçe webmaster forumlarında konu açabilir; PHP yazılımınıza müşteri arayabilirsiniz.

Bu konuda başka bir fikir ise WordPress gibi popüler PHP yazılımlarına eklentiler yazmak olabilir. Kısıtlı sürüm eklentileriniz için “Pro” sürüm satışı yapabilirsiniz.

Freelance Çalışarak

Internet’te binlerce kişi web yazılımları için programcı arıyor. Bu konuda PHP iyi talep alıyor. R10 gibi kalabalık webmaster forumlarında firmalara veya kişilere ücret karşılığında hizmet edebilirsiniz. Türkiye’de yüzlerce Php programcısı bu şekilde çalışıyor.

Bir Firmada Yazılımcı Olarak

Yalnızca PHP bu konuda yeterli olmayabilir. Ama PHP’nin -özellikle web işiyle uğraşan firmalarda- olmazsa olmazlardan biri olduğunu söylemekte fayda var. PHP, Java, .NET, C++ gibi diller bilişim sektörünün başatları. PHP’nin yanına Mysql ve Java da ekleyerek gözde bir çalışan haline gelebilirsiniz.

Sonuç

PHP önemli ve başat bir programlama dili olsa da günümüzde birden çok dili bilip kullanmak, birden fazla alana hakim olmak gerekebiliyor. Örneğin PHP ile Mysql, site ve grafik tasarımı, JS, Html… heybenizde bulunması gerekenler. Yine de webin vazgeçilmezleri arasında, en azından önümüzdeki 10 yıl, PHP daima yerini koruyacak.

Php Yüzde Hesaplama

Php ile yüzde hesaplama oldukça kolay bir işlem. % almak için ilgili sayıyı yüzdesi alınacak sayıyla çarpıp 100’e bölmek yeterli. Çıkan küsüratlı sonucu da ceil, floor veya round ile yuvarlayabiliriz.

<?php
$sayimiz=28; // 28'in %8'ini alalım.
$sonuc= (28*8)/100; // 8'le çarpıp 100'e böldük.
echo $sonuc; //2.24 sonucuna ulaştık. Yani 28'in %8'i 2.24'müş.
?>

2.24’ün küsüratını yuvarlamak içinse aşağıdaki fonksiyonları kullanabilirsiniz.

<?php
$sayimiz=28; // 28'in %8'ini alalım.
$sonuc= (28*8)/100; // 8'le çarpıp 100'e böldük.
echo $sonuc.'<br>'; //2.24 sonucuna ulaştık. Yani 28'in %8'i 2.24'müş.
$yukariyuvarla=ceil($sonuc).'<br>'; // Yukarı yuvarladık. 3
$asagiyuvarla=floor($sonuc).'<br>'; // Aşağı yuvarladık. 2
$yakinyuvarla=round($sonuc); // 2.24 2.5'tan küçük olduğu için round fonksiyonu bu sayıyı 2 olarak yuvarlar.
echo $yukariyuvarla.$asagiyuvarla.$yakinyuvarla;
?>

Yuvarlama işlemi için ceil (yukarı), floor (aşağı), round (x.5’e göre yukarı veya aşağı) kullandık.

PHP ile binde alma işlemini de benzer biçimde yapabilirsiniz. Bunun için sayıyı “%0.8” örnek ifadesindeki 8’le çarpıp 1000’e bölmelisiniz. 28 örneği için şu şekilde:

<?php
$sayimiz=28; // 28'in %08'ini alalım.
$sonuc= (28*8)/1000; // 8'le çarpıp 1000'e böldük.
echo $sonuc.'<br>'; //0,224 sonucuna ulaştık. Yani 28'in %08'i 0,224'müş.
?>

 

El Sıkışma Adabı, Tokalaşma Şekilleri ve Anlamları

El sıkışma adabı, tokalaşma şekilleri ve anlamları, tokalaşmak ve networking üzerine. El sıkışmanın öneminden bahseden birçok makale, hatta kitap okumuş olabilirsiniz. Genellikle nasıl el sıkışmanız gerektiği söylenir. Ben nasıl el sıkışmamanız gerektiğini paylaşarak bilgi vereceğim. Çünkü bu üç olumsuz el sıkışma şekliyle çok sık karşılaşıyorum.

BALIK EL

Sektörel bir fuara katıldığınızı varsayalım. Güzel bir kalabalık var. Mekana girer girmez gözleriniz tanıdıkları arıyor. Derken biriyle göz göze geliyorsunuz. Tebessümle karşılıklı başlarınızı kısa öne eğme hareketiyle selamlaşıyorsunuz. Karşınızdakinin giyimi temiz, şık bir takım elbise, dik duruş, güvenilir bir yüz ifadesi… İlk izlenim için her şey tamam. Derken size yöneliyor ve kendini tanıtarak elini uzatıyor. Siz de uzatıyorsunuz. Ama o da ne! Sanki elini değil çiğ bir balık tutuyorsunuz. Adeta eli avucunuzun içinde öldü ve öylece kaldı.

O hayal kırıklığını eminim yaşamışsınızdır. Size parmak uçlarını uzatan neresinden tutacağınızı bilmediğiniz kemiksiz, yumuşak bir el size uzanır. İlk izlenim ne kadar olumlu olsa da karşınızdaki kişiyle ilk ve tek temasınızın olumsuz olması kalıcı bir hayal kırıklığı yaratabilir.

“Balık El” olarak adlandırılan bu el sıkışma gizli mesajlar içerir:

Burada olmaktan ve sizinle tanışmaktan korkuyorum.

İlgisizim. Siz de buna dahilsiniz.

Güvensizim. Kendime ve çevremdekilere güvenemiyorum.

Siz siz olun Balık El’inizi uzatmayın.

KEMİK KIRAN TOKALAŞMA

El sıkıştığınızda kemiklerinizin neredeyse kıtırdatıldığını hissettiğiniz oldu mu? İçten el sıkışmak daha ilk saniyelerde karşınızdakine pozitif enerji transfer etmenizi sağlar. Ancak eli fazla sıkmak bırakın güveni, bilinçaltında tehlike ve kızgınlık hissine dahi sebep olabilir. Can acıtmamaya özen gösterin. Elinizde bir limon olduğunu düşünün. Çok sıkarsanız ezilir, hiç tutmazsanız düşer.

POLİTİKACI TOKALAŞMASI

Sağ elinizle karşınızdakinin sağ elini sıkarken diğer elinizle onun dirseğinden tutmanıza veya iki elinizle birlikte onun uzattığı eli kapatmanıza “Politikacı Eli” diyorum. Çünkü bu aynı birbirini tanıyan 40 yıllık politikacıların sık sık yaptığı bir tokalaşma şekline benziyor. Ancak ilk tanışma için genellikle samimiyetsiz ve oyuncu algısı yaratabilir.

Bu üç el sıkışma yanlışına düşmeyin. Sizin elinizi bu şekilde tutanlara da önyargılı yaklaşmayın. Belki sadece yanlış öğrendiler ve yapmaya devam ediyorlar.

Networking seminerlerimin birinde “kaç saniye el sıkışmak gerekir” diye bir soru almıştım. O an şaşırmıştım ama aslında çok mantıklı bir soruydu. Networking ve Networking’i oluşturan el sıkışma gibi teknikler maalesef hâlâ okullarda öğretilmeyen önemli bir yaşam bilgisi. Business Networking Akademi çalışmalarıyla Networking teknikleri üniversitelerin müfredatına daha yeni yeni girmeye başlıyor.

El sıkışma sırasında elinizi erken çekmek ya da koyun pazarlığı gibi uzun tutmak da riskli hareketlerdir. El sıkışması genellikle üç ya da dört kez hızlı hızlı aşağı yukarı sallanarak yapılır.

Trump tokalaşma, el sıkışma

DOĞRU EL SIKIŞMA / TOKALAŞMA

Özetle etkili bir el sıkışma için gerekenler şunlardır:

  • Avuç içlerinin birbirine temas ettiği eli kavrayan samimi bir tutuş,
  • En fazla üç ya da dört kez hızlı yukarı aşağı hamle,
  • Bu iki üç saniyelik süreçte göz teması ve tabii ki enerji dolu bir tebessüm gerekir.
  • Tebessüm, özgüven ve mutluluğunuzun karşınızdakine yansımasıdır. Eğer kendinizden emin değilseniz, ne kadar denerseniz deneyin, karşınızdaki hissedecektir. O yüzden doğal olun, yeni biriyle tanışmaktan keyif alın ve bunu yansıtın.

Unutmayın, el sıkışmak duruş ve vücut dilinizin kartvizitidir.

 

Ek Gıdalara Başlangıç ve Mamalar

Ek gıdalar, blenderla mama yapmak, ek gıdalara tuz koyulmalı mı?, meyve püresi ve meyve suyu, yoğurt tercihi, ek gıda ve mama hazırlama ve yedirme yöntemlerini deneyimlerimle sizin için yazdım.

Buraya kadar iyiydi tabi, dayadın çocuğun ağzına acıkınca memeni ya da biberonu, o da lıkır lıkır içti, az zamanda çabucak doydunuz kalktınız. Sonra bir gün doktoru, artık ek gıdaya geçebilirsin, dedi. Heyecanlı bir süreç, hemen mama sandalyesi almaya gittiniz, bir tane de önlük, bebek kaşıkları, layla layla laylaaa… Bir kabağı, bir havucu, bir patatesi haşlayıp püre yaptın. Doktorun dediği gibi, ilk bir yıl tuz yok, yağ yok. Ohhh mis gibi püre oldu. Aaaa noldu, yemiyor mu? Yemez tabi. Bi kaşık at bakalım kendi ağzına sen yiyecek misin? İğrenç.

Ek gıdaya başlamak hakikaten bir macera. Hangi ayda ne verileceğini doktorlar söylüyor zaten. Bazı doktorlar 4. ayda başlatırken bazıları 6. ayda başlatıyor. Artık hangisine denk gelirsen onu dinlersin.

bebe mama

Yemekleri Blender’dan Geçirerek Vermeli Mi?

Diyorlar ki, altı aylık bir bebek ağzının içinde ezilmiş yemeği gezdirebilir. Bizimkiler gezdiremediler. Öğürdüler. Yediklerini de çıkarttılar. Zaten zor olan yemek yedirme işi bir de kusmuk temizleyerek daha da zor hale geldi. Blender’dan geçirince gayet güzel yediler. Bir süre sonra, hakikaten ağzında yemek döndürebilir hale gelince ezerek vermeye başladım. Bence önce bir ezerek vermeyi dene, baktın olmuyor çek blender’dan gitsin. Bir sürü derdin var zaten, bir de onu mu düşüneceksin?

İlk Bir Yıl Ek Gıdalara Tuz Koyulmalı Mı?

Yemin ederim ilk zamanlar tuzsuz vermeyi denedim, ciddi söylüyorum, gerçekten denedim, hemen pes etmedim. Yemediler arkadaşım, yememeyi bırak suratıma tükürdüler. Sonra bir tutam tuz, azıcık ama, tam da tencerenin üzerinden geçerken elimden düştü, kazara oldu, ama artık düşmüş de bulundu… Bir gün öyle vereyim ne olacak dedim. Yediler. Mucize gibiydi. Sanki tuz değil de sihir tozuymuş mübarek. Sonra hep öyle işte kazara azıcık düşürdüm. Tuz yemeyeceğiz diye çocuk kabaktan, patatesten, etten, tavuktan da mı mahrum kalsın yani? Sen de işte önce tuzsuz denersin, yerse ne ala, yemezse elinden kayıversin birazcık tuz.

Bebek Ek Gıdayı Sevmezse

Hah, işte burada bak kendi hakkımı yemem. Sevdirene kadar uğraştım. On beş gün süre ile farklı farklı çorbalar yaptım. Beğenilerine göre çorbalara not verdim. Tavuk suyuna şehriye 5, domates çorbası 3 vs. Sonra buna göre menüler oluşturdum. Sekiz dokuz tane çok sevdikleri çorba oldu ve dönüşümlü olarak yediler.

Meyve Püresi Mi Meyve Suyu Mu?

Onu da denedim. İkizler onu da yemedi. Suyunu sıktım, içtikleri şey cennetten gelmiş kutsal bir içecekmiş gibi huşu içerisinde içtiler. E şimdi çocuk sevdi, vermeyecek miyiz? Name püreyi daha çok sevdi, ona püre verdim. Doktorla inatlaşmıyoruz herhalde, çocuk yiyorsa öyle veriyoruz, yemiyorsa kendi bildiğimizi yapıyoruz.

Hazır Mamalar vs. Ev Yapımı Mamalar

Çocuklar evdeyken elbette kendim yaptım. Ama dışarı çıkmışsak, bir kavanoz mamanın ne zararı dokunur ki? Doktora sordum: Ne zararı dokunur ki? Şöyle dedi: Sonuçta kendi yaptığın yemeklerin içine koyduğun sebzeyi marketten alıyorsun, nereden geldiği belli değil. O mamaların içindeki sebzeler en azından organik! Hahahaha istediğim cevap. Sonuç olarak yemeği kendim yaptım, arada sırada kavanoz mama verdim. İnan bana kavanoz mama, çantanın içine dökülmüş sebze çorbasından daha pratik.

Bebeğe Hangi Yoğurt?

Bunu da yaptım. Hem de hatasız. Tam puan alabileceğim belki de tek konu. Küçük cam saklama kapları aldım. Her sabah kalkar kalmaz onların içine mayaladım. Hatta ilk bir yıl devam sütü ile mayaladım, sonra normal inek sütü ile yaptım. Hâlâ her gün taze yoğurt yapıyor ve yediriyoruz. Yoğurt önemli, onu atlamayın. Çünkü en kolay bunu yiyorlar. (Yalan söyledim, tam puan alamam. Bazen Tuna yemiyor, içine azıcık toz şeker koyuyorum. Azıcık ama, bir çay kaşığı. (Yalan, tatlı kaşığı, ama küçük tatlı kaşığı).

Yoğurt yapma makinesi aldım. Dünyanın en gereksiz icadı listesine tepeden düşermiş. Geri verdim.

Ek Gıda Bebebk Mama

Yemeyen çocuğa zorla yemek yedirme önerileri:

Yemek güzel, blender’dan geçirdin, tuzunu kattın, karnı da aç ama yemiyor. Yemez. Bir sebebi yok. Çocuk çünkü. Bu dünyaya senin istediklerini yapmayıp seni delirtmek için gönderilmiş. Misyonu bu. İşte o zaman ne yapacaksın?

  • Mama sandalyesi oyuncakları var. Silikonlu, mama sandalyesine yapışıyor ve çocuk onunla oynarken yediriyorsun. Ama en fazla üç öğünü kurtarıyor. Ertesi gün yüzüne bile bakmıyor.
  • İlginç objeler kutusu hazırla. Mama sandalyesinin yanında hazır bulunsun. Sıkıldıkça değiştir ve yemek bitene kadar devam et.
  • Ona çorbanın içine ekmek doğramayı öğret. O küçücük parmakları ile o ekmekleri kopartana kadar sen yemeğini yedir.
  • Saklama kabının içine bir miktar su koy ve onunla oynasın. Arabasını yıkayabilir, içine çörek otu atıp yüzdürebilir, bebeğini yıkayabilir, artık canı ne istiyorsa onu yapsın. Suyla oynamak çocukların hoşuna gidiyor. Üstü ıslanıyor ama karnı doyuyor.
  • Havalar güzelse parkta yedir. Bakınırken neler olup bittiğini anlamıyorlar.
  • Babasına söyle karşısına geçip agucuk, bugucuk, dürürürürü gibi sesler çıkartsın, çocuk onu izlesin. Sen bakma ama. Soğursun kocandan. Tanrım bu o mu? dersin.
  • Eline bir tablet bilgisayar ver, o transa geçmişken sok kaşığı ağzına ve hızlı ol, transtan çıkmadan bitir.
  • Tüm bunlara rağmen yemiyor mu? Bırak. Ne hali varsa görsün. Acıkınca gelir.

Mama yedirmek

Ek Gıdalar, Mamalar İçin Püf Noktalar

Yaz sebzelerinden dondurucuya hazırlayıp koyabilirsin. Buzdolabı poşetlerinin içine hazırlanmış bir pişirimlik domatesler, bezelyeler, taze fasulyeler kışın da iş görüyor.

Tavuk suyu ve et suyu her çorbaya lezzet katıyor. Ben organik tavuk alıp kaynatıyorum. Sonra pet bardakların içine bir kepçe tavuk suyu ve birkaç parça tavuk eti koyuyorum. Ağzını streç film ile kapatıyorum ve buzdolabında donduruyorum. Bir çeşit tavuk bulyon. Pet bardaklar içindeki su donduğunda kolaylıkla kırılıp yırtılıyor. Çocuk için yaptığın yemeğin içine bir tane salıyorsun, güzel oluyor.

Tarhana bizim için hayat kurtaran bir çorba oldu. Bir kere çok besleyici. Ve çocuklar çok sevdiler. O yüzden versiyonlarını türettik. Kıymalı tarhana, sütlü tarhana, brokolili kıymalı tarhana. Onları tarhanayı sevdiklerine pişman edecek kadar çok alternatif ürettim. (Hatta saçmalayıp içine bir tane de yumurta kırıyorum bazen.)

Tavukları ve etleri birer köfte büyüklüğünde kesip streç film ile sararak derin dondurucuya koyabilirsin.
Haftalık bir beslenme planı yapabilirsin. Böylece bir haftalık menüde, et, balık, tavuk, sebze, tahıl hepsinden olur. Örneğin, yoğurt çorbası olduğu gün ayrıca yoğurt koymazsın, onun yerine meyve suyu ya da püresi eklersin menüye. Her gün bir de çocuğa ne pişireceğim derdi olmaz. Ben aylık menüler hazırlıyorum. Kreşe başladıkları andan itibaren kreşin menüsünü de dikkate alarak oluşturmaya başladım ki, aynı gün iki kez aynı yemeği yemesinler. Yazık.

Bak şimdi çok hassas bir noktaya değineceğim. Çalışıyorum ve çocuklarla az vakit geçiriyorum, ilgilenemiyorum diye vicdan yapıyorum ya, bir ara psikopata bağladım iyice. Sabah erkenden kalkıyor, herkes uyurken mutfağa giriyordum. Kahvaltılarını, sütlü tarhanalarını, öğlen çorbalarını, ikindi tatlılarını hazırlıyordum ve güne öyle başlıyordum. Anne olarak görevimi yapmış olmanın inanılmaz huzuru… Sonra bir gün sabahın 6’sında uykulu gözlerle çorba karıştırırken içimden bir ses şöyle dedi: “Psikopat mısın kızım sen? Yatıp uyusana.

Çocuk yediği yemeği kimin yaptığını bilmiyor ki! O ne yediğine bakar, kimin yaptığı kimin umurunda.” Gayet mantıklı geldi. Ocağı kapattım, gittim yattım. O tarihten itibaren çorbalarını annem ya da bakıcıları, artık evde kim varsa o yaptı. Dur bakayım bu konuda başka neleri konuşabiliriz. Heh, kaşık… Plastik kaşıklar var, metal kaşıklar var, bir de silikon kaşıklar var. Biz silikon kaşık kullandık, bebeğin ağzını da acıtmıyor. Ne alaka, niye acıtsın ki? diyebilirsin, deme, o kaşığı ağza sokmak çok kolay olmuyor. Metal kaşığı tercih etmedim.

Doktor meyveleri rendelerken cam ya da porselen rende kullanın, metalle meyve temas etmesin demişti. Metalle oradan bir husumetim var. Meyve sularını önce öyle porselen rendelerle yaptım. Az içiyorlardı. Küçük biberonla veriyordum. Sonra lıkır lıkır içmeye, ıhh ıhhh demeye başladılar ki bu onların dilinde “bidaha” demek oluyor, benim porselen rende iş görmez oldu. Kolum kopuyordu iki yudum meyve suyu hazırlayacağım diye. Meyve suyu sıkacağı denen o müthiş aleti keşfettim.

Meyve suyundan önce su var tabii. Bebek anne sütüyle besleniyorsa zaten ekstra su vermiyorsun. Ama eğer mamayla besleniyorsa su içiyor. Ek gıdaya başlayınca daha çok su veriyorsun. Yok, içi yandığından değil, yemekten sonra ağzını temizlemek için. Bir de bitki çayları var. Toz halinde bitki çaylarını görürsün markette. Onlar bir alternatif tabii. Ben ıhlamur kaynatmayı tercih ettim. İçine de bir kaşık pekmez koyuyordum. Özellikle kış aylarında her gün içirdim.

Sonra öbür ek gıdalar var. Hani şu çok tatlı olanlar. Renkli ambalajlarda satıyorlar hani markette, adına çikolata, çubuk kraker, balık kraker falan diyorlar. Bir kere tanışınca aşık oluyorlar ve asla unutmuyorlar. Ne kadar geç tanışırlarsa o kadar iyi. Sonuçta tatlı bir şeyler yemek onun da hakkı. Sütlaç, muhallebi, portakallı pelte vs. yapıp yedirirsin. En büyük sıkıntı, birlikte dışarıya çıktığınızda yaşanıyor. Mecbur eline oyalanacak bir şeyler veriyorsun.

Ben ilk başlarda evde kurabiye yapıp, arabaya da koyuyordum, ya da yanımda götürüyordum. Sonra yemek yeme işini ilerlettiklerinde ceviz, kuru üzüm, dut kurusu vs. almaya başladım yanıma. Bazen çok ideal anne oluyorum. Çocuklarıma kurabiyeler yapıp yanımda götürüyorum, cevizler, kuru yemişler, ohhh mis gibi.. Bazen de amaaan diyorum, çikolata da yemeyecekse ne anladım ben bu çocukluktan. Açıyoruz bir paket çikolatayı, gömülüyoruz hep birlikte.

Ve nihayet üç yaşı gördük. Hayat her anlamda değişti. Yemek işi de düzene girdi. Yemek masasındaki sandalyelere rahat oturabilecekleri ve kemerli yükselticiler aldık. Güzel servis altlıkları, renkli tabaklar, bardaklar, çatallarla masayı gayet cazip hale getirdik. Tabii ki yemek masasının altındaki halıyı kaldırdık. Eğer köpeğimiz Cingıl bizimle yaşıyor olsaydı, eminim hayatının en mutlu günlerini geçiriyor olurdu. Akşam yemeklerini ve kahvaltıları birlikte, sohbet ederek geçirmeye gayret gösterdik. Küçücük elleriyle döke saça kendileri yediler. Yemek istemezlerse yemediler, ama masadan kalkmama kuralıyla. Zaten kalkamazlar, kemerle bağlılar hahaha.