Sigmund Freud Doğumundan Ölümüne

Sigmund Freud’un yaşamı, biyografisi, eğitimi, üniversite yılları, psikanaliz kuramını oluşturması, eserleri, rüyalar ve bilinçaltı/dışı çalışmaları, Nazilerle ve kanserle mücadelesi, ölümü, eserleri, sözleri hakkında.

Sigmund Freud ProfilSigmund Freud (1856-1939) Avusturyalı nörolog, psikiyatrist, psikanalizin kurucusudur. Freud, Moravia’da (şimdiki adı Pribor olan ve Çekoslovakya’da) bulunan Freiberg kasabasında dünyaya geldi. 1939’da Londra’da öldü. Başarısız bir yün tüccarı ve Yahudi olan babası, işleri bozulduğundan, ailesiyle birlikte önce Leipzig’e; ardından da Viyana’ya göç etti. O zaman 4 yaşında olan Freud, Viyana’da yaklaşık 80 yıl kaldı. Freud’un annesinden 20 yaş büyük olan babası, sert ve otoriter bir kişiydi. Freud, genç bir delikanlı olarak babasına karşı hem korku hem de sevgi duyguları beslemişti. Koruyucu ve sevgi dolu olan annesine karşı da düşkünlük derecesinde bağlıydı. Babasının korkusu ve annesine duyduğu cinsel çekiciliğin, daha sonra onun Ödip (Oedipus Karmaşası / Kompleksi) karmaşası adını verdiği durumu ortaya koymasına kaynaklık ettiği ileri sürüldü.

Ailenin sekiz çocuğundan biri olan Freud, ilk yıllardan başlayarak büyük bir zihinsel yetenek sergilemişti. Bu nedenle ailesi onu cesaretlendirmek amacıyla, içinde daha iyi aydınlatma olanağı sağlayan bir petrol lambası bulunan evin tek odasını ona verdi. Ailenin diğer bireyleri ise mum kullandılar. Freud’u rakip görerek ona kızan diğer kardeşlerin müzik çalışmasına, genç düşünürü rahatsız eder kaygısıyla izin verilmedi. Freud, Almanya’da lise dengi bir okul olan Gymnasium’a normalden bir yıl önce girdi. Bu okulu 17 yaşında, ödül alarak bitirdi. İlgileri arasında uygarlık, insan kültürü, biraz da askeri tarih bulunuyordu. Darwin’in evrim kuramı, onda yaşamı anlamaya ilişkin bilimsel bir ilgi uyandırmıştı. Kimi duraksamalar geçirmiş olsa da sonunda tıp eğitiminde karar kıldı. Ancak, bir doktor olarak çalışmak için istek duymuyordu; tıp eğitiminin kendisini yalnızca bilimsel araştırmalara yönelteceğini umuyordu. Freud, 1873’te Viyana Üniversitesi’nde eğitimine başladı. Birden çok alana yönelik ilgileri nedeniyle doğrudan tıp eğitimine bağlanmadı. Eğitimini tamamalamak için orada harcadığı sekiz yılın başlarında biyoloji üzerinde yoğunlaştı. Ardından fizyolojiye yöneldi. Tıp eğitimi sırasında kokaini denedi ve kokainin tıpta ilk kez uygulanmasından sorumlu oldu. Bu maddenin histeri, kronik sindirim güçlüğü, siyatik üzerinde olumlu etkileri olduğunu görmüş ve mucize türünden bir keşifte bulunduğunu sanmıştı.

Freud, üniversite ortamında bilimsel çalışmalarını sürdürmek istediyse de ekonomik olanaksızlıklar yüzünden özel doktor olarak çalışmaya başladı. Hastane eğitimi sırasında anatomi ve sinir sisteminin organik hastalıkları, özellikle de inme, söz yitimi, çocuklarda beyin yıkımı ve konuşma bozuklukları üzerinde uzmanlaştı. 1881 yılında yüksek lisans derecesini alarak ertesi yıl klinik nörolog unvanıyla çalışmaya başladı. Bu alandaki çalışmalarıyla iyice tanınmasına karşın, bu alan onu çekmiyordu. Ancak, 1882’de kendisi gibi yoksul olan Martha Bernays ile nişanlanınca bu işi yürütmek zorunda kaldı. Freud, nişanlılığı boyunca Martha’yı en yakınlarından bile aşırı kıskanıyordu. Parasal sorunlar yüzünden, evlilik, ancak 4 yıl sonra gereçekleşebildi. Evliliklerinin ilk yıllarında saatini rehin bırakacak kadar sıkıntı çekti. Freud o yıllarını hiçbir zaman unutmadı. Uzun çalışma saatleri, Freud’un karısı ve çocuklarıyla yeterince birlikte olmasını engelliyordu. Karısı uzun yürüyüşlere ve turistik gezilere dayanamadığı için tatile tek başına ya da baldızıyla birlikte çıkıyordu. O yıllarda Freud, solunum çalışmaları ve dairesel kanalların işlevinin keşfi ile ünlenen doktor Josef Breuer ile çok yakın bir arkadaşlık geliştirdi. Freud’a parasal destek bile veren Breuer, hastalarını onunla birlikte ele alıyor ve tartışıyordu. Bunlardan biri olan Anna O. olayı, psikanalizin gelişmesinde çok etkili oldu.

Freud, Josef Breuer ve Anna O. Olayı

Josef Breuer21 yaşındaki bu zeki, genç ve çekici kadın, felç, bellek yitimi, zihinsel bozukluklar, mide bulantısı, görme bozuklukları, konuşma bozuklukları gibi bir dizi histeri belirtileri gösteriyordu. Onu hipnozla tedavi etmeye başlayan Breuer, Anna’nın hipnozun etkisi altında kimi kişisel deneyimlerini anımsadığını ve bunlar üzerinde konuşunca, hastalık belirtilerinin azaldığını görmüştü. Örneğin, susamasına karşın su içemeyen Anna, hipnoz altında, çocukluğunda da benzer bir hoşlanmamayı yaşadığını anlatmıştı. Bir bardaktan su içerken, hoşlanmadığı bir köpeği gördüğünü anımsayıp bunu Breuer’e anlattıktan sonra Anna rahatlıkla su içmeye başlamış ve o hoşlanmama belirtisi bir daha görülmemişti. Anna bir yıldan uzun bir süre her gün Breuer’le görüşmüş ve günün rahatsız edici olaylarını ona anlattığında, bozukluk belirtilerinden biraz daha kurtulmuştu. Breuer, hipnozun etkisi altında Anna’nın tiksinti ve korkularının zayıfladığını ya da tümüyle ortadan kalktığını Freud’a anlattı. Breuer ile Anna arasında oluşan yakın duygusal ilişkiyi, Breure’in karısı kıskanmaya başlamıştı. Bu dönemde Anna da Breuer’e karşı, olumlu aktarım (positif transferans) denilen bir duygu durumuna girmişti. Bu, Anna’nın, babasına karşı olan duygularını Breuer’e aktarması anlamına geliyordu. Breuer’in, babasına benzemesi de aktarımı geliştiren bir etken olmuştu. Breuer de hastasına duygusal olarak bağlanmaya başlamıştı. Bu durumu kendi yaşamı için bir tehdit olarak gören Breuer, Anna’nın tedavisine son verdi ve onu bir daha görmeyeceğini söyledi. Ancak olay burada bitmedi. Birkaç saat sonra Anna, histerik doğum sancıları çekmeye başladı. Breuer, hipnoz ile bu olayı sonlandırdı ve ertesi gün, karısıyla ikinci balayına çıktı. Gerçekten çok, bir kurguya benzeyen bu olay, psikanalizin gelişmesinde oldukça önemli bir yere sahiptir. Çünkü daha sonraki çalışmalarında çok belirgin olan aktarım yöntemini (konuşma kürünü) Freud’a bu olay tanıtmıştı.

Freud ve Charcot

Jean Martin CHARCOT1889 yılında Freud, Fransa’da Charcot‘nun yanına gitti ve dört buçuk ay boyunca onunla çalıştı. Orada Charcot’nun, bir histeri hastasının tedavisinde hipnozu nasıl kullandığını gözlemledi. Charcot, histeri davranışlarında cinselliğin rolü konusunda Freud’u uyardı. Bu uyarı, Freud’un, hastalarında cinsel sorunların izlerine karşı tetikte olmasını sağladı. Charcot, Yunancada “dölyatağı” anlamındaki hystera’dan türetilen histerinin, yalnızca kadınlara özgü bir bozukluk olmadığını göstermişti. Freud, hastalarına hipnoz ve aktarım yöntemini uygulamayı sürdürüyordu; ama hipnoza karşı gittikçe hoşnutsuzluk duymaya başlamıştı. Çünkü bu yöntem, tümden iyileşmeyi sağlayamıyordu. Hastaların birçoğu, başka belirtilerle geri dönüyordu. Ayrıca kimi sinir hastaları, kolayca ve yoğun biçimde hipnoza giremiyordu. Bu ve başka nedenler, Freud’un, bu yöntemi bırakmasına neden oldu. Ancak, Freud, aktarımı bırakmadı; adım adım, psikanalitik yöntemin en önemli aşamasına geldi ve özgür (serbest) çağrışım (free association) yöntemini geliştirdi.

Freud ve Serbest, Özgür Çağrışım Yöntemi

Özgür çağrışım sürecinde hastanın bir divana uzanmasını ve ondan utandırıcı, önemsiz ya da saçma görünüp görünmemesine bakmaksızın her düşüncesine tam bir açıklama getirmesi için açık ve içinden geldiği gibi (spontan olarak) konuşmasını istiyordu. Freud’un geliştirdiği bu psikanalitik yöntemle hastanın anormal davranışlarının olası nedenini oluşturan bastırılmış anı, istek ya da düşüncelerini bilince çıkararak bunların farkına varması amaçlanıyordu. Özgür çağrışım yöntemiyle Freud, hastalarının belleklerinin çocukluk yaşantılarına doğru geri gittiğini ve bastırılmış anılarının çoğunun cinsel konularla ilgili olduğunu bulmuştu. Freud, hastalarının rahatsızlıklarının nedenleri arasında cinsel etkenlerin olası bir rolü olduğu konusunda daha önceden hazırlıklıydı. Cinsel hastalıklar konusunda güncel yazından da haberi olan Freud, hastalarının öyküsünde cinsel öğelerin ortaya çıkışına daha çok ayak uydurur duruma gelmişti.

1895’te Breuer’le Freud, psikanalizin resmi başlangıcı sayılan Histeri Üzerine Çalışmalar adlı kitabı yayımladılar. Bu çalışma, Freud’un istediği açık ve ılımlı bir tanınmanın başlangıcı oldu. Ancak, Freud’un, cinselliği nevrozun tek nedeni olarak görmesi, Breuer’le yollarının ayrılmasına neden oldu. Freud, 1890’ların ortalarında, hastalarının çoğunun, özellikle kendi aile üyelerinin de işin içinde olduğu, travmatik (sarsıcı) cinsel deneyimler yaşadıklarını belirttiklerine tanık oldu. Bunlardan yola çıkarak bu konuyu bu tür olayları yaşamayan ve normal cinsel yaşamı olan bir insanın nevroz geliştirmeyeceğini ileri sürme noktasına dek getirdi.

Freud’un Raporu

Freud, 1896 yılında düzenlediği bir raporda hastalarının, çocukluklarında sarkıntılığa benzer deneyimleri bulunduğunu; sarkıntılık yapan kişinin de yaşlı bir akraba; sıklıkla da baba olduğunu ortaya koyduklarını belirtti. Bugün çocuk sömürüsü / istismarı diye adlandırılan bu sarkıntılığın, kimi de iğfal travmasının yetişkin nevrozlarının ana nedeni olduğuna inandığını bildirdi. Rapor, çok eleştirildi. Freud, bir yıl sonra düşüncesini değiştirdi. Hastaların çocukluk deneyimi olarak anlattıklarının gerçekte yaşanmadığını; bunların hastanın düşlemleri olduğunu ileri sürdü. Bu görüş, psikanalizin gelişiminde bir dönüm noktası oluşturdu. Freud, anlattıkları düşlemlerin, hastalara oldukça gerçek göründüğüne karar verdi. Bununla birlikte, bu düşlemlerin cinsellik üzerinde yoğunlaşmasından yola çıkarak, nevrozların nedeninin cinsellik olduğu konusundaki düşüncesini korudu. Son dönemlerde yapılan araştırmalar da çocuğun cinsel sömürüsünün, sanılandan daha yaygın olduğunu ortaya koyuyordu. Psikanalistler arasında Freud’un ilk görüşlerinin doğru olduğunu savunanlar bile vardı.

Freud Cinselliği Bırakıp Kendini Çözümlüyor

Freud’un izinden gidenlerden birisi olan Sandor Ferenzi, 1930’larda, kendi hastalarının açıklamalarına dayanarak Oedipus karmaşasının düşlemlerden değil; gerçek istismar davranışlarından kaynaklandığı sonucuna varmıştı. Duygusal yaşantımızda cinselliğin rolü üzerinde özellikle duran Freud, kişisel olarak cinselliğe karşı olumsuz bir tutum içine girmişti. Nevroz geliştirmemiş insanların bile bu “kaba hayvansal gereksinime” tenezzül etmemeye çalışması gerektiğini savunuyordu. Daha 41 yaşındayken bir arkadaşına, “cinsel uyarı, benim gibi bir insan için artık işe yaramaz.” diye yazmıştı. Freud, aynı yıl, cinsel etkinliklerini tümüyle bırakmaya karar vermiş ve kendini çözümleme (self-analysis) görevine başlamıştı. Birkaç yıl boyunca nörotik zorlukların bir bölümünü yaşadı. Kendi durumuna kaygı nevrozu tanısını koydu ve rahatsızlığının nedenini de cinsel gerilimin birikmesi olarak anlattı. Migren ağrıları, üriner sorunlar ve spastik kolon rahatsızlıklarını; ölüm, yolculuk, açık yerler ve kalp hastalıklarına ilişkin kaygı duygularını yaşadı. Bu dönem, Freud’un hem şiddetli iç karmaşalar yaşadığı hem de en üretken olduğu dönemdir. Nevroz kuramının büyük bölümünü, gerçekten, kendi nörotik sorunlarından ve onları çözümleme çabalarından yararlanarak oluşturdu. Kendisini çözümlemeyi, kendisini ve hastalarını daha iyi anlamayı sağlayan bir araç olarak ele aldı ve bu iş için rüya çözümlemesini kullandı.

Rüyalar ve Freud, Rüyalar ve Yorumları

Freud, bir hastasının rüyalarında oldukça zengin duygusal öğelerin kaynağını keşfetmişti. Rüyaların çoğunlukla bir rahatsızlığın altta yatan nedenlerine ilişkin ipuçlarını içerdiğini gördü. Her şeyin bir nedeninin olduğunu belirten pozitivist görüşe dayanarak bir rüyadaki olayların tümüyle anlamdan yoksun olamayacağını düşünüyordu. Rüyalar, kişinin bilinçdışındaki bir şeylerden kaynaklanıyor olmalıydı. Üstelik, rüya imgelerinin simgeselliği görüşü, ta antik zamanlara dayanan bir kuramdı. Hem hasta hem de tedavi eden rolünü yapmanın çok zor oluşu nedeniyle kendisini özgür çağrışım yöntemiyle çözümleyemeyeceğini düşünen Freud, bu amaçla rüyalarını incelemeye karar verdi. Her sabah uyandığında, gördüğü rüyaları hemen kaydediyor ve onları özgür çağrışım yöntemiyle çözümlüyordu. Yaklaşık iki yıl sürdürdüğü kendini çözümleme çabası sonucunda, en temel çalışması sayılan Rüyalar ve Yorumları (1900) adlı kitabının yayımlanmasıyla doruğa ulaştı. Oedipus karmaşasının ana çizgilerini, kendi çocukluk yaşantılarına dayanarak ilk kez bu kitabında ortaya koydu. Birçok eleştiri almış olsa da bu çalışma, ona geniş kapsamlı bir tanınma sağladı ve olumlu yorumlandı. Carl Gustav Jung adlı genç de bu kitabı okuduktan sonra hızla yeni psikanalize yöneldi. Kitap, Freud hayattayken 8 baskı yaptı. Freud, rüya çözümlemesini psikanalizde (ruhçözümlemede) kullandığı tekniklerle birleştirdi; yaşamının geri kalan bölümünde her gününün son yarım satini kendini çözümlemeye ayırdı.

Freud’un 1900’den sonra daha üretken bir konuma geçerek yeni düşünceler geliştirdiği ve bunları yaydığı görülüyor. 1901’de Günlük Yaşamın Psikopatolojisi Üzerine adlı ünlü kitabını yayımladı. Bu kitabında, normal bir insanın günlük davranışlarında olduğu gibi, nörotik belirtilerde de bilinçdışı düşüncelerin açığa çıkmak için sürekli savaştıklarını; bu nedenle de düşünce ve davranışları değiştirebildiklerini savundu. Dil sürçmesi ya da unutmanın nedenlerinin gerçekte, açığa vurulamayan güdülerin bir yansıması olabileceğini belirtti. Freud’un bir sonraki kitabı, Cinsellik Kuramı Üzerine Üç Deneme adıyla 1905’te yayımlandı. 1902’de Freud’un kimi öğrencilerinin çok istemeleri üzerine oluşturulan ve haftada bir gerçekleştirilen tartışma grubunun ilk katılımcıları arasında Alfred Adler ve Carl Gustav Jung da vardı. Bu iki kişi, daha sonra, cinselliği öne çıkarışına karşı çıkılmasını asla bağışlamayan Freud’un kimi görüşlerine karşı bir tutum takınacak ve kendi görüşlerini kuramlaştırarak ünlü olacaklardı. Freud, daha sonra şunları yazdı:

“Psikanaliz, benim eserimdir; on yıl boyunca kendisi hakkında psikanalizle düşünen tek insan benim. Psikanalizin ne olduğunu hiç kimse benden daha iyi bilemez.”

20. yüzyılın ilk 10 yılı, Freud’un kişisel ve mesleksel durumunu geliştirdiği yıllardır. Artan uygulamaları sonucunda, giderek daha çok insan, onun resmi bildirilerini okur duruma geldi. 1909 yılında 20. kuruluş yılı dolayısıyla konuşmak üzere Clark Üniversitesi’ne çağrılıp kendisine fahri psikoloji doktorasının verilmesi, uluslararası bir kabulün ilk işareti olmuştu. Freud burada William James, James MCKeen Cattell ve E. B. Titchner’in de bulunduğu birçok ünlü psikolog ile karşılaştı. İzleyicilere çok önemli görgül keşifler yapan bir bilim adamı ve terapist olduğunu söyledi. Clasrk’ta verdiği 5 konferans, ertesi yıl Amerikan Psikoloji Dergisi’nde yayımlandı; sonra da birkaç dile çevrildi. Freud’un bilinçdışı kavramı, Amerikan halkınca büyük bir ilgi gördü. Kendisini iyi karşılayan Amerika’yı beğenmediğini belirten Freud, oraya bir daha gitmedi. Onun, uzun yıllar yaşadığı Viyana’dan da hoşlanmadığı biliniyordu.

20. yüzyılın ilk on yılında psikanaliz aile bireylerinin, anlaşmazlık, uyuşmazlık, muhalefet ve eksiklikler nedeniyle birbirinden koptuğu görülüyor. 1911 yılında Adler’in; 1914 yılında da Jung’un ayrılmasıyla üç rakip grup oluştu. Bu ayrılış sırasında Freud, “psikanaliz” adını yalnızca kendi grubu için korumayı başardı. Savaş yılları, Freud’un parasal sıkıntılar yaşamasına yol açtı. Freud, adını doruğa 1919-1939 döneminde ulaştırdı. Çok çalışmayı; hastalarını her gün birkaç saat görmeyi; her yaz üç ay tatil yapmayı sürdürdü. 1920’lerde psikanaliz, yalnızca ruhsal bozuklukları tedavi eden bir yöntem olmaktan çıkarak insanın güdülenişini ve kişiliğini bütünüyle anlamayı amaçlayan kuramsal bir sistem olarak gelişti.

Freud çalışırken

 

Freud’un Kanserle ve Nazilerle Savaşı

Freud yaşlı1923 yılında Freud’a ağız kanseri tanısı konuldu. Bunun sonucu olarak Freud, yaşamının son 16 yılını hemen hiç bitmeyen ağrılarla geçirdi. 33 kez ameliyat oldu. Damağının ve üst çenesinin bir bölümü alındı. Ameliyatında kullanılan protez, konuşmasını zorlaştırdı ve onu anlamak, gittikçe güçleşti. Bu nedenle hastaları ve müdavimleri dışındaki kişisel ilişkilerden kaçınmaya başladı. Günde 20 sigara içmeyi, hastalığına tanı konduktan sonra da sürdürdü. Hitler, 1933 yılında Almanya’da iktidar olunca Freud’un kitapları, Berlin’de bir otomobil yarışı sırasında açıkta yakıldı. Bunun üzerine Freud,

“Bizimki de ne ilerleme! Ortaçağ’da olsa beni yakarlardı; bugünlerde kitaplarımı yakmakla doyum sağlıyorlar.”

yorumunu yaptı. 1934 yılı geçmeden, ileri görüşlü Yahudi psikanalistler ve psikologlar, Almanya’yı terk ettiler. Psikanalizin Almanya’da kökünü kurutmayı hedefleyen güçlü Nazi kampanyasının etkisiyle, Freud’un çok yaygın olan tüm bilgileri, hemen hemen tümüyle yok edildi. Freud, arkadaşlarının önerilerine karşın, Viyana’da kalmakta direndi. 1938 yılı Mart ayında Almanya Avusturya’yı işgal edince 15 Martta bir Nazi çetesi, Freud’un evini bastı. Bir hafta sonra, kızı Anna tutuklanarak bir gün alıkonuldu. Bu son olay, Freud’u kendi güvenliği için ülkesini terk etmesi gerektiğine inandırdı. Ancak, satılmamış kitapları yakılmak amacıyla İsviçre’den getirilmedikçe, gitmesine izin verilmedi. Naziler, daha sonra, Amerika Büyükelçiliği’nin de girişimiyle Freud’un İngiltere’ye geçmesine izin verdiler. Daha sonra, Freud’un kız kardeşlerinden dördü, Nazi toplama kamplarında öldürüldü. Freud’a Viyana’dan gidişinde, oturma izni sağlamak için, Gestapo tarafından “saygılı ve düşünceli” muamele gördüğünü ve şikâyet etmesini gerektirecek hiçbir şey olmadığını belirten bir belge imzalattılar. Freud İngiltere’de iyi karşılandı; ancak, sağlığı hızla bozulduğu için, yaşamının son yılını huzursuzluk içinde geçirdi. Zihinsel olarak uyanık olmayı ve yaşamının sonuna dek çalışmayı sürdürdü.

Freud 1938

 

Anna Freud

Freud Ölüyor

Freud, çektiği acılar artınca özel doktoru Max Schur’a yıllar önce, ondan aldığı bir sözü anımsattı ve

“Zamanım geldiğinde beni terk etmeyeceğine söz vermiştin.”

dedi. Bunun üzerine doktor, Freud’a 2 santigramlık morfin verdi. 12 saat sonra dozu yineledi. Freud, komaya girdi ve yıllar süren acıları, 23 Eylül 1939‘da dindi. Freud, hakkında olumlu ve olumsuz en çok yazılmış ve söylenmiş kişilerden biridir.

Başlıca Eserleri

  1. Histeri Üzerine Çalışmalar (J. Breuer ile) (1895),
  2. Rüyalar ve Yorumları (1900),
  3. Günlük Yaşamın Psikopatolojisi Üzerine (1901),
  4. Şaka ve Bilinçdışıyla İlişkisi (1905),
  5. Cinsiyet Üzerine Üç Deneme (1905),
  6. Totem ve Tabu ( 1913),
  7. Psikanalitik Hareketin Tarihi Üzerine (1914),
  8. Psikanalize Giriş Üzerine Dersler (1917),
  9. Haz İlkesinin Ötesinde (1920),
  10. Ego ve İd (1923),
  11. Hayatım ve Psikanaliz (1925),
  12. Ket Vurma, Belirti ve Endişe (1926),
  13. Bir Yanılsamanın Geleceği (1927),
  14. Uygarlığın Huzursuzluğu (1930),
  15. Musa ve Tektanrıcılık (1939),
  16. Toplu Yapıtlar (1940).
Sigmund Freud Sözleri
Sigmund Freud Sözleri

Sigmund Freud ve Edebiyat makalemiz ilginizi çekebilir.

Yazar: admin

Beybut.com yöneticisi ve yazarı. 17 Ocak 1980'de doğdu. Uluslar arası ilişkiler ve siyaset bilimi, Türkçe öğretmenliği eğitim aldı. 1995 yılından beri, özellikle yazılım konusunda profesyonel çalışmalarda bulundu. Pascal, Delphi, Php, sunucu güvenliği ve optimizasyonu, Seo alanlarında çalışmalar yürüttü. Yerel gazetelerde köşe yazarlığı yaptı. Yazın yaşamına dair yarışmalarda birçok ödül kazandı. Şiir, tarih, psikoloji, felsefe ve siyaset bilimi özel ilgi alanları.

“Sigmund Freud Doğumundan Ölümüne” için 5 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir