Şizofreni ve Türleri

şizofreni

Şizofreni tanımı, belirtileri ve şizofreni türleri hakkında. Açıklamalarıyla Basit Şizofreni, Donuk Şizofreni, Paranoid Şizofreni, Gerilemeli Şizofreni.

Şizofreni, daha çok, 15-35 yaşları arasında görülen psikoz türü bir ruhsal bozukluk; zihin yarılması, usyarılım, erken bunama olarak tanımlanıyor. Bu hastalık, bilişsel ve duygusal işlev bozukluğu olarak niteleniyor.

Hastalık belirtileri arasında sanrılar, sabuklamalar, dil ve iletişim bozuklukları, donuk davranışlar ile duygusal abartı ya da duygusal küntlük, düşünce ve konuşma akıcılığında kısıtlılık, amaca yönelik davranışları başlatamama biçiminde azaltılmış tepkiler başta geliyor. Beş yaşına dek zihinsel, toplumsal ve duygusal gelişimini normal biçimde sürdürüp, bu yaştan sonra bu yeteneklerinde bir gerileme gösteren çocuğun hastalığına şizofreni tanısı konuluyor. Çocuklarda bu olguların yüzde 54’ü ile yüzde 86’sını düşünme içeriği bozukluğu; erken başlayan şizofrenilerin yüzde 40’ı ile yüzde 80’ini de düşünce ve çağrışım yitimi oluşturuyor. Beş duyu ile ilgili sanrılar da görülmekle birlikte, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde en çok, işitsel sanrılara rastlanıyor. Şizofrenili çocukların yüzde 79’u ile yüzde 82’sinde düşmanca söylenen sözler, buyurma, çocuğa ilişkin görüş belirten sesler, tartışma biçimindeki işitsel sanrılar; yüzde 13 ile 46’sında da görsel sanrılar saptanmıştır. Çocukluk şizofrenisi, yetişkinlik şizofrenisine benzemekle birlikte, çocukluk şizofrenisinde sanrılara çok az rastlanıyor.

Hastalıkta genetik bozukluklar etken ise de daha çok, aile içi iletişim bozukluğunun önemli bir rol oynadığı görüşü yaygındır. Tedavi sırasında, ailenin hasta çocuğun yanında kalması yeğleniyor. Böylece çocukla uygun bir duygusal ilişki kurma biçimi oluşturulmaya, çocukta zorlanma yaratan durumlar azaltılmaya çalışılıyor. Çocuğun sinirsel, fizyolojik ve devimsel yeteneklerinin düzeltilmesi için de ilaç tedavisi uygulanıyor. Şizofrenili çocukların iyileştirilmesinde insan ilişkilerinin etkililiği söz konusu ise de bu, oldukça zordur. Aynı ilişkinin, çocuğun ailesiyle de kurulması gerekiyor. Çocukluk otizmi gibi, çocukluk şizofrenisinde de yeterli bilimsel bilgilere henüz ulaşılamamıştır.

“Şizofreni” Adının Kaynağı ve Tedavi Sonuçları

Genç yaşta başlayan ve insanın gerçeklerden koparak, kendine özgü dünyasının gerçekleriyla yaşadığı; duyuş, düşünüş ve davranışlarda önemli bozukluklarla beliren bu psikotik hastalığa şizofreni adını Eugen Bleuler vermiştir (1911). Bu bozukluğu daha önce, 1896’da Kraepelin, erken bunama (dementia praecox) diye adlandırmıştı. Şizofreninin nedenleri de tedavisi de henüz tam olarak açıklığa kavuşturulamamıştır. Ruh ve sinir hastalıkları hastanelerinde yatan hastaların yarısı şizofrendir. Tedavi edilenlerin yarısı, yeniden hastaneye dönüyor.

Bu süreğen hastalığa uygulanan tedaviler, genellikle belirtilere göredir. Şizofreni hem organik hem de psikolojik kaynaklı bir hastalık olarak tanımlanıyor. Nedenleri ve belirtilerindeki karmaşıklık ve binişiklik yüzünden şizofreninin sınıflandırılmasında da güçlükler yaşanıyor. Bir hastaya şizofreni tanısı konması için, o kişi 45 yaşın altında olmalı ve en az 6 ay, davranışlarında bozukluk gözlemlenmelidir. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO’nun), şizofreninin ortak ölçütlerini bulmak için bir çalışma başlatmıştır.

Şizofreni Belirtileri

İnsan benliğinin her alanını etkileyen şizofreniye yakalanan hastada özetle şu belirtiler görülüyor:

1) Düşünme işlevleri bozuluyor

a) Düşünme düzenlerinde bozulmalar başlıyor. Çağrışım zinciri gevşiyor. Konuşmada kopukluk ve tutarsızlıklar görülüyor. Buna bağlı olarak, sözlü ve yazılı dilin incelenmesinden, tanı için önemli ipuçları elde ediliyor. Çağrışım testleriyle, şizofrenin tepki sıradüzeni (hiyerarşisi) bozuklukları ölçülebiliyor.

b) Düşünmenin içeriğinde bozulmalar oluyor. Hasta, sabukluyor. Sabuklamanın temelinde yanlış bir düşünce vardır. Bu düşüncenin içeriğini, hastanın yaşamını altüst edecek kadar önemsediği gerçekdışı korku ve güvensizlikleri oluşturuyor. Örneğin, gerçek olmadığı halde, “Yaşamım tehdit ediliyor.” diyen şizofrenilinin sabuklamasının en önemli özelliği, değiştirilemez olmasıdır. Düşüncenin çalınması, izlendiği kuruntusu, bedensel sabuklamalar; “Ben Allah’ım” gibi büyüklük; “Çok büyük bir hata yaptım.” gibi suçluluk; “Mahallemizin en güzel kızı, beni seviyor.” gibi aşk; “Beni cinler yönetiyor.” gibi denetlenme sabuklamaları, şizofren hastanın başlıca belirtileridir.

2) Dikkat ve algı bozuklukları gösteriyorlar. Şizofren, bir konu üzerinde dikkatini toplayamıyor ve seçici dikkati kullanamıyor. Şizofrende uyarı ile tepki arasında geçen tepki süresi uzundur. Buna bağlı olarak tepki için gerekli olan hazırlayıcı ruhsal ara da uzuyor. Şizofren, bir uyaran karşısında hazırlık dönemini koruyup sürdüremiyor. Şizofrenlerde bu olgularla ölçülen anlık dikkat de bozuktur. Hasta, dikkati çelen bir uyarının etkisine direnmede başarısızlık gösteriyor; hastanın dikkati kolayca çelinebiliyor. Bu durum, zihinsel karmaşaya (confussion’a) ve algısal işlev bozukluklarına yol açıyor. Algı bozukluğu üst düzeylerdedir. Örneğin, aynadaki saçı sakalı birbirine karışmış görüntüsüne hayran hayran baktığı görülüyor. Hasta, sanrılar görüyor. En çok da kendisine cinlerin “Vur! Öldür!” gibi buyruklar verdiğini, küfürler duyduğunu söylüyor. Kimi şizofrenler, hiç konuşmadıkları halde, düşüncelerinin sesini işitiyorlar. Buna düşünce yansıması deniyor. Bunlarda, burunlarına kötü kokular geldiği biçimindeki koku sanrılarına; az sayıda görme ve dokunma sanrılarına da rastlanıyor.

3) Duygulanım (affect) bozuklukları gösteriyorlar. Şizofrenlerde taşkınlığa varan öfke, sevinç, neşe tepkileri görülüyor. Künt duygulanımda, duygusal anlatımların şiddet ve frekansında azalma görülüyor. Donuk duygulanımda, duygusal anlatımlar yitiriliyor; yüz, maske görüntüsü kazanıyor; ses tonu da bu donukluğa eşlik ederek tekdüzeleşiyor. Uygun olmayan duygulanımda (affective labilite’de) ise heyecan anlatımı ile söylenen arasında bağ bulunmuyor. Örneğin, gülünç bir şey anlatılırken hasta ağlıyor; ölüm gibi büyük acı karşısında da gülüyor. Şizofrenlerdeki duygulanım bozuklukları, kimi normal insanlarda da görülebilen duygulanım bozukluklarından daha yoğun ve şiddetlidir.

4) Ruhsal-devimsel bozukluklar gösteriyorlar. Hareket, şizofrende tepkisizliğe dek azalabiliyor. Hasta, çalışmaya yönelik hareket yeteneğini yitiriyor, üretimi düşürüyor. Giyim kuşamına dikkat etmiyor. İlerlemiş olaylarda içe kapanıyor, kendine özgü bir dünyada yaşıyor. Şizofrenin dünyasında nesnel gerçekler, yerlerini çarpıtılmış ve mantık dışı olmuş öznel gerçeeklere bırakıyor.

5) Gerçeklerle bağlantıları kopuyor. Hastada kendilik duygusu bozuluyor. Hasta, kendi kimliğini ve kendi varlığının anlamını karıştırıyor; başkasının kimliğini taşır gibi davranıyor; benlik, sınırlarını yitiriyor. Şizofrenlerde birçok belirtinin binişik olması, sınıflandırmaların geçerlik ve güvenirliklerini kuşkulu kılıyor. Örneğin, Dünya Sağlık Örgütünün 1978 ve 1980 sınıflandırmaları farklıdır.

Şizofreni Türleri

Bleuler’in, Kraepelin’in sınıflandırmasına basit şizofreniyi ekleyerek belirlediği sınıflandırmada, şu dört temel şizofreni türü yer alıyor:

1) Basit Şizofreni (simple schizophrenia): Bu, genç yaşta ortaya çıkan bir şizofreni çeşididir. Basit şizofrenide sabuklama, sanrı ve donuk belirtiler görülmüyor. Egemen belirtiler olarak duygulanım bozuklukları ortaya çıkıyor. Basit şizofrenler, çalışamıyor, sevemiyorlar; küçüklere eziyet ediyorlar. Fazla bir şey istemeden yaşamlarını sürdürüyorlar. Bunlarda düşünce yoksulluğu, umursamazlık, konuşma yavanlığı ilgi çekiyor. Saç, sakal ve giyimleriyle, ihmal edilmiş bir toplumsal görünüm sergiliyorlar.

2) Donuk Şizofreni (catatonic schizophrenia): Bu şizofreni, 20 yaş dolayında şizofreninin öbür belirtilerinin yanında, örneğin, bir heykel gibi, aynı konumda, uzun bir süre hareketsiz kalma biçiminde yer alan donuk duruşlar, mumsu esneklik, dilsizlik, olumsuzluk, donma (duygusal katılık) ya da heyecan gibi tipik belirtilerle ortaya çıkan bir şizofreni türüdür. Donma (stupor), bu bozukluğun en belirgin özelliğidir. Hastanın bir beden organına bir biçim verildiğinde, hasta o biçimi bozmadan, saatlerce öyle kalıyor. Hasta, iletişimde karşıt tepkide bulunmuyor. Özellikle konuşma ve yemek olumsuzluğu yaşıyor. Aç da olsa, yemek yemiyor, sonra çalıyor. Saatlerce tuvalette oturup yapmıyor, çıkınca altına ediyor. Donuk şizofrenler, yataklarının kenarında yatıyorlar. Amaçsızca, acayip biçimde yüzlerini buruşturuyorlar. Anne karnındaki gibi tipik duruşlara giriyorlar. Bunlarda imrenme anlatımı, el sıkmada duraksama ve uykusuzluk görülüyor. Delirium actum şizofreni gibi kimi şizofreni türleri, şiddet tepkileriyle ortaya çıkıyor. Hasta, vurup kırıyor, ısırıyor, üstünü başını yırtıyor; kendisiyle ilişki kurulamıyor. Hastanın yüzünü dehşet anlatımı kaplıyor. Yemek yemediği için hasta, ağızdan tüple besleniyor. Bu olayların çoğu, ölümle sonuçlanıyor. Şizofreninin bir başka türü olan Amok ise, daha çok, ilkel kabilelerde görülüyor. Hasta, ne yaptığını bilmeden, elindeki silahla, yoruluncaya dek insan öldürüyor. Donuk şizofreni, bugün daha az rastlanılan bir şizofreni türüdür.

3) Paranoid Şizofreni (paranoid schizophrenia): 30 ve sonraki yaşlarda ortaya çıkan bu şizofrenide sabuklamalar ve kaynak düşünceler görülüyor. Kendisinin önemli bir kişi olduğu ve yabancı güçlerce izlendiği biçiminde baskı sanrıları ile görme ve işitme sanrıları bulunuyor. Hasta, radyo ve TV’de işittiklerinin kendisiyle ilişkili olduğunu söylüyor. Sanrıları ve kuruntuları onu sert, kavgacı bir kişilik sergilemeye de itebiliyor.

4) Gerilemeli Şizofreni (herbefrenic schizophrenia): Bu şizofreni türü, genç yaşların hastalığıdır ve yaygındır. Öteki türlerden daha renkli belirtilerle ortaya çıkıyor. Hasta, dağınık bir görünüm sergiliyor; eski güzelliklerini yitirdiği kaygısını taşıyor. Açıkça mastürbasyon yapıyor. Anlatımında kopukluk, konuşmalarında yinelemeler, çocukça kıkırdamalar görülüyor. Şizofreniyi bir hastalık olarak görmeyenler de vardır.

Ullmann ve Krasner’ın toplumsal öğrenmeci yaklaşımına göre şizofreni, toplumsal bir roldür. Bu rol, tuhaf davranışlara dikkatleri yoğunlaştıran ruh sağlığı çalışanlarınca pekiştiriliyor. Şizofreniyi çevre; yani toplum üretiyor. Laing’e göre de şizofreni, bir hastalık değildir; sorunlu bir davranışa konulmuş bir etikettir. Gerçek sorunlu olan ve hastaneye yatması gereken, ailedir.

Psikanalitik görüşe göre şizofreni ise birincil özseverlik (benliğin ilkelbenlikten ayrılmadan önceki evresi) durumunda bir gerilemedir. Bunların dış dünyayla ilişkilerini yitirişlerinin nedeni, bu nitelikteki gerilemeden kaynaklanıyor. Şizofren, özellikle ilkelbenlik dürtülerini baskı altında tutabilmek için gerileme mekanizmasını kullanıyor. Şizofreniyi organik beyin bozukluklarından ayıran en önemli ölçüt, şizofrenlerde bellek bozukluğunun görülmemesidir. Şizofrenlerde beynin ön bölgesi (prefontal bölge) iyi çalışmıyor. Bunun sonucunda şizofrenlerin bilgi işlem yetenekleri zayıflıyor. Algılama, uslamlama, karar verme mekanizmaları bozuluyor. Bir beyin hastalığı olan şizofreni, beyin kimyasındaki bozulmaya, düşünce bozukluğuna dayanıyor. Genellikle kalıtım yoluyla aktarılıyor. Daha sonra çevre, yaşanan olaylar, hastalığın ortaya çıkmasında etken oluyor. Şizofreni, özdeş ikizlerde yüzde 88 oranında görülürken, ayrı yumurta ikizlerinde bu oran, yüzde 14’lere düşüyor.

Yazar: admin

Beybut.com yöneticisi ve yazarı. 17 Ocak 1980'de doğdu. Uluslar arası ilişkiler ve siyaset bilimi, Türkçe öğretmenliği eğitim aldı. 1995 yılından beri, özellikle yazılım konusunda profesyonel çalışmalarda bulundu. Pascal, Delphi, Php, sunucu güvenliği ve optimizasyonu, Seo alanlarında çalışmalar yürüttü. Yerel gazetelerde köşe yazarlığı yaptı. Yazın yaşamına dair yarışmalarda birçok ödül kazandı. Şiir, tarih, psikoloji, felsefe ve siyaset bilimi özel ilgi alanları.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir