Tarihte Civa Zehirlenmeleri (hidrarjirizm)

civa zehirlenme

Tarihte civa zehirlenmeleri ve civa zehirlenmesine karşı alınan tedbirler, uygulanan tedaviler hakkında.

Civa, yağ dokularında birikme (akümülasyon) özelliğine sahip zehirlerden biri olup, düşük dozda alınsa bile, uzun süre boyunca sürekli alındığında öldürücü doza ulaşıp, etkili olabilmektedir.

Ortaçağ İslam dönemi astrolog ve yazarı Utârid bin Muhammed el-Hâsib (ölm. 821), Kitab el-Cevâhir ve’l-Ahcâr (Mücevherler ve Taşlar Kitabı) adlı eserinde, elbise ya da beden üzerine bir miktar civa sürüldüğünde bit, kene gibi asalakları öldüreceğini, ekmek ya da hamur içine konarak fare zehiri olarak kullanılabileceğini, dumanının ise yılan ve akrep dâhil çeşitli sürüngenleri öldüreceğini ya da oradan uzaklaştıracağını, kokusunun felç, titreme ve gece körlüğü yarattığını ve vücuda sarımsı bir renk tonu verdiğini belirtmiştir.

Ortaçağ Avrupası’nda tutya, oldukça güçsüz dökümhane dumanı içinde yer alan ve temel bileşeni çinko oksitin yanı sıra içerdiği eser miktardaki antimon, arsenik ve kadmiyum gibi zayıf toksik etkili bileşenler nedeniyle de göze parlaklık veren bir malzemeydi. Tutya, karbonat türü çinko cevherleriyle (‘galmei’, kalamintaşı) çalışırken, fırındaki atık gazların içinden ayrılarak toz halinde yere çöken çinko oksit (ZnO) olup, gri renkli ve saf olmayan türüne ‘tutia’, beyaz ve temiz olanına ‘nihil album’ (‘daha beyazı bulunmayan’) adı verilir ve genellikle göz hastalıklarının tedavisinde ya da sürme olarak kullanılırdı. Öte yandan bitlere karşı kullanılmak üzere merhem hazırlanmasına ilişkin bir Ortaçağ reçetesinde civayla güzelavratotundan oluşan bir emülsiyon yer almaktadır. Bitler için çok zehirli olan bu karışım, içerdiği civanın, buharlaşma sonucu tehlikeli etkisi nedeniyle, insanlar için de zararlıydı.190 Olumlu etkisi nedeniyle civanın sifilis (frengi) gibi ‘venereal’ hastalıkların tedavisinde kullanılması, çok eskilere dayanır. Toksikolojinin babası olarak da nitelenen ve hastaya tedavide çok az miktarlarda zehir bile verilebileceğini söyleyen Paracelsus, frengi tedavisinde başkaca kimyasal maddelerin yanı sıra küçük dozlarda civa ve arsenik gibi zehirler kullanmıştır.

Cenevreli eczacı ve kimyacı Pierre-François Tingry (1743-1821), saatlerin altınla kaplanması sırasında açığa çıkan civa buharlarının sinir sistemine olumsuz etkilerini saptamıştı. Başlıca belirtileri zekâ geriliği, inme, beslenme bozukluğu, kusma ve ishaldi. Altın kaplamacıları korumak üzere ‘préservateur’ adı verilen yeni bir aletin kullanılmasını önermiştir. Bu alet, civa buharlarını topluyor ve toplanamayanları pencereden dışarı çıkarıp, dışarının serin havasında yoğunlaştırarak kapanda tutuyordu. 19. yüzyıl Avrupası’nda altın ve gümüş elde etmede civayla amalgam yöntemi, toksik olması nedeniyle ölmeye yüz tutmuştu. Çok küçük altın zerreciklerinin, alev üzerinde 10 katı kadar miktarda civayla birlikte eritilmesiyle gerçekleştirilen altın kaplama yöntemi de çok ender kullanılmakta olup, bunun yerine 1837 yılında keşfedilen galvanoplasti (elektroliz yoluyla metal kaplama) yöntemine göre gerçekleştirilen galvanik altın kaplama yöntemi geçmiştir.

preservateur
preservateur

Görsel: Cenevreli eczacı ve kimyacı P. -F. Tingry tarafından kurgulanan, altın kaplamacıları civa buharlarına karşı koruyucu alet ‘préservateur’ (1777).

16. yüzyıldan 19. yüzyıla dek civayla kaplama, ayna yapımında uygulanan biricik yöntemdi. Masa üzerine serili bir kalay folyo üzerine civa dökülmekte ve burada ince bir tabaka halinde civa-kalay amalgamı oluşmaktaydı. Bu amalgam tabakası bir cam levha üzerine konup, üzerine kaygan taşla sürterek cama iyice yapıştırılıyordu. 300 yıl boyunca ayna üretiminin merkezi, Venedik’teki Murano Adası olmuştur. 1800 yılı dolayında Almanya’da aynanın gümüş kullanılarak üretilmesinden sonra, Alman ayna sanayisinde civa zehirlenmesi görülmez olmuştur.

Tavşan tüyünden fötr şapka üretimi sırasında tavşan tüylerinin keçeleştirilmesi için civa tuzlarının (civa nitrat) kullanılması, Almanya’da büyük bir rol oynamış, Almanya dışındaki ülkelerde ise hâlâ rol oynamaktadır. Almanya’da fötr şapka yapma sanatı 14. yüzyıl başında ortaya çıkmıştır. Bunda tavşan postu temizlendikten sonra tüyleri civa tuzlarıyla sepileniyor, bu esnada sıcak suyun etkisiyle basınç altında keçeleşme sağlanıyor ve sepilenen deri, kurutulduktan sonra fırçalanıp, kesiliyordu. Bu son işlemleri gerçekleştirenler civalı tozları solumak durumunda kalıyordu. 17. yüzyıl başından itibaren bu gizli yöntem (‘secretagé’) Fransa’da uygulanmış ve oradan da tüm Avrupa’ya yayılmıştır. Şapka yapımcılarında kronik civa zehirlenmesine sıkça rastlanmaya başlaması, onların psikolojik rahatsızlıkları ve tavırlarındaki değişiklikler, İngiltere’de ‘crazy like a hatter’ (‘bir şapkacı gibi deli’) şeklindeki bir deyişe yol açmıştır. Almanya’da 1630’lu yıllarda şapkacılık mesleğinde civanın kullanılmadığı başka sepileme işlemine geçildiğinden, bu meslek hastalığına fazla rastlanmamışsa da 18. yüzyıl İngilteresi’nde yünden fötr şapka yapımında civa hâlâ kullanılıyordu. Bu bağlamda romancı Lewis Carroll’un (1832-1898) Alice in Wonderland (Alice Harikalar Ülkesinde) adlı yapıtındaki ‘Mad Hatter’ (‘Deli Şapkacı’), civa zehirlenmesinin benzer belirtilerini sergiliyordu. Daha sonraları civa zehirlenmeleri çok ender gözlenmiş ve pratik olarak yalnızca kaza durumlarının (termometre üretiminde ve elektronik sanayisindeki teknik kazalar) sonucu olarak solunum yoluyla ortaya çıkmıştır.

Edinburgh’lu fizyolog William Rutherford’un (1839-1899) klasik deneyi, kalomelin [tatlı süblime, tatlı sülimen, civa(I)klorür, Hg2Cl2] karaciğerde safra salgısını artırmadığını, oysa korosif süblimenin [ak sülümen, civa(II)klorür, HgCl2] karaciğeri az da olsa salgı artırma yönünde uyardığını göstermiştir.

1956 yılında Japonya’nın Minamata Körfezi’nde, civanın katalizörlüğünde asetilen ve hidroklorik asitten vinil klorür (VC) üreten bir fabrikanın metilli civa atıklarını denize dökmesi sonucunda körfezdeki kabuklu deniz hayvanlarını yiyenlerin sinirsel hastalık belirtilerinin ardından sakat kalması ya da ölmesi olayı, çevre kirlenmesi tarihine damgasını vuran çevre felâketlerinden biridir. Durumun anlaşılması üzerine VC üretiminde civa katalizör gerektirmeyecek şekilde asetilen yerine doğrudan etilen kullanımına geçilmiştir.

Yazar: admin

Beybut.com yöneticisi ve yazarı. 17 Ocak 1980'de doğdu. Uluslar arası ilişkiler ve siyaset bilimi, Türkçe öğretmenliği eğitim aldı. 1995 yılından beri, özellikle yazılım konusunda profesyonel çalışmalarda bulundu. Pascal, Delphi, Php, sunucu güvenliği ve optimizasyonu, Seo alanlarında çalışmalar yürüttü. Yerel gazetelerde köşe yazarlığı yaptı. Yazın yaşamına dair yarışmalarda birçok ödül kazandı. Şiir, tarih, psikoloji, felsefe ve siyaset bilimi özel ilgi alanları.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir