Tarihte ve Dinlerde Sünnet

tarihte ve dinlerde sünnet, sünnetin tarihi
tarihte ve dinlerde sünnet, sünnetin tarihi

Sünnet işlemini (İng. ‘circumcision’) tarihte ilk uygulayanlar Eski Mısırlılar’dı. Sünnete ilişkin ilk yazılı belge, İÖ 5. yüzyılda Yunan tarihçi Herodotos tarafından kaleme alınmış olup, Eski Mısır erkek mumyalarının sünnetli oldukları anlaşılmıştır. Mısırlılar, İÖ 3000’lerden itibaren 6-12 yaş arasındaki erkek çocukları sünnet ederler ve o andan itibaren sünnetli organa bir fallus cebi takarlardı. Mısır hiyeroglif yazısında ‘fallus’ (erkeklik organı), daima sünnetli olarak resmedilmiştir. Mısır’daki sünnet törenini anlatan bir yazıda, sünnetin hijyen amacıyla yapıldığı belirtiliyordu. Yahudiler, bu âdeti Mısırlılar’dan olduğu gibi almışlar, ancak İÖ 2. yüzyılda Yunan Kralı Antiokhos IV. Epiphanes’in (yön. İÖ 175-163) hükümdarlığı zamanında sünnet yasaklanmış ve yasağa karşın sünnet olanlar ölümle cezalandırılmıştır. Bu geleneğe uyarak Yahudi olarak doğan bebek İsa da bir tapınakta sünnet edilmiştir. Sünnetin yasaklı olduğu dönemdeki sünnet denetiminde Yahudiler, gulfelerine (sünnet derisi) ‘pondus Judaeus’ (‘Yahudi ağırlığı’) adını verdikleri bir ağırlık asarak sünnetsiz oldukları izlenimini vermeye çalışmışlardır. Yahudiler’de sünnetin, doğumu izleyen sekizinci günde yapılması gerekir ve bu iş için çok eskilerde taş bıçak kullanılırdı. Kutsal Kitap’a göre Hz. İbrahim ile oğlu İsmail, aynı gün sünnet olmuşlardı ve bu sırada Hz. İbrahim 99 yaşındayken, İsmail 13 yaşındaydı. Hz. İsa da Yahudi olarak doğduğundan, o da böyle sünnet edilmiş, ancak Hıristiyanlığı bir sistem haline getiren Aziz Paulus (Pavlus) (Saint Paul) (5-67), Hıristiyanlar’ın sünnet olmaması kuralını getirmiştir. Anne Hz. Meryem ve üvey baba Hz. Yusuf, doğduktan sekiz gün sonra çocuk İsa’yı sünnet ettirmek için tapınağa götürmüşlerdir. Bebek İsa’nın sünneti, Hans Sebald Beham (1500-1550), Albrecht Dürer ve Hendrick Goltzius (1558-1617) gibi ünlü gravür sanatçıları tarafından tablolarında işlenmiştir.

Eski Mısır'da Sünnet
Eski Mısır’da Sünnet

Görsel: Sakkara’da, eski Mısırlı hekim Ankh-ma-Hor’un mezarındaki duvar kabartmasında sünnet sahnelerinin çizimi. Bu yaygın ve acı veren gelenek, resmin üzerinde yer alan hiyeroglif yazıtta şu sözlerle yansıtılmaktadır: “Dikkat et, çocuk bayılmasın!” (6. Hanedan dönemi, İÖ 2345-2195).
İslâm’da sünnet işlemi bir zorunluluk olmayıp, Hz. İbrahim’den (İÖ 1700’ler) kalma bir yararlı gelenek olarak sürdürülmüştür. İslâm inancına göre, Hz. Muhammed, annesi Âmine Hatun’dan (Âmine bint Vahab) (ölm. 577) Allah’ın emriyle sünnetli ve gözleri sürmeli doğmuştur. Tarihçi Edward Gibbon’a (1737-1794) göre, kimi Arap hekimler, Hz. Muhammed’in gulfesiz (sünnet derisi olmaksızın) doğduğunu ve İslam’da bu nedenle sünnet geleneğinin ortaya çıktığını ileri sürmüşlerdir. Müslümanlar’da sünnet, genelde çocuğun aklının erdiği 11-12 yaşlarında yapılır. Arabistan’da hijyen, temizlik ve güzelleştirme işlemi olarak kabul edildiğinden, sünnete ‘taharet’ (temizlik) de denir. İslâm dünyasında sünnet olayı, daima belirli ‘antiseptik’ önlemler eşliğinde uygulanmaya çalışılmıştır. Geç dönemde ‘sünnet hekimleri’nin ‘antisepticum’ olarak barut ve limon suyu kullandıkları anlaşılabilmiştir. Tevrat’a göre sünnet, Tanrı ile İbrahim Peygamber arasındaki anlaşmanın bir göstergesiydi. Olasılıkla Hz. İbrahim, Mısır’da sünnet olayını sağlıklı bir önlem olarak tanımış ve firavunlar ülkesinden ayrıldıktan sonra kendi ırkına bu geleneği sokmuştur.

Sıcak çöl iklimlerinde, erkeklerin entari şeklindeki (ve donsuz!) giyimlerinin de etkisiyle, sünnet edilecek deri fazlasının kıvrımları içinde biriken salgı ve epitel artıklarının üzerine ulaşabilecek çok ince kum ve toz zerrecikleri, tahriş sonucu iltihaplanmalara ve ağrılara yol açmaktaydı. Aynı durum kadınlar için de söz konusu olabilmekteydi. Bu durumlar, üreme yeteneğine engel oluşturucu nitelikteydi. Eski dünya kültürlerinde, üreme yeteneğinin sürekliliği, dinsel bir yasa olmazdan önce, en yüksek düzeyde ‘sosyal hijyenik’ bir emir niteliğindeydi. Bu nedenle sünnet yoluyla, hastalık beklentisinden kurtulunmuş ve yeterli temizlik sağlanabilmiştir. Sünnetin nedeni olarak kişinin toplumda sosyal saygınlık kazanması, acıya dayanma, cinsel yaşama hazırlanma ve üreme ve bereket tanrılarına kurban verme gibi görüşler de ortaya atılmıştır.

Yahudi geleneklerine göre sünnet, ‘Bris Milah’ denilen küçük bir tören eşliğinde, ‘Mohel’ denilen sünnetçiler tarafından, doğumdan sonraki sekizinci günde yapılır. Müslümanlık’ta ise sünnet, eski dönemlerde ergenliğe yakın bir yaşta yapılırdı. Türkler’in, erkek çocukları yedi yaşına girmeden önce sünnet ettirmedikleri, çünkü bu yaştan önce ölecek bir çocuğun, sünnetsiz de olsa cennete gideceğine inandıkları söylenir. 16. yüzyıl Osmanlı geleneğinde şehzadelerin sünnetinde haftalarca süren törenler düzenlenir ve yoksul halk çocukları da bu arada sünnet edilirdi. Osmanlıca’da şehzade sünnetleri için ‘sur-ı hümâyûn’ (‘devlet düğünü’) terimi kullanılmaktaydı. Tarihçi Joseph Freiherr von Hammer-Purgstall’a (1774-1856) göre, Osmanlı Devleti’nin en görkemli döneminde, Kanuni Sultan Süleyman’ın oğulları Bayezid ve Cihangir için büyük bir halk şenliği olarak düzenlenen 1539 tarihli sünnet düğünü, kasımın ikinci yarısında 14 gün sürmüştür.178

1655-1659 yılları arasında Doğu’ya gezi yapan Fransız gezgin Jean de Thévenot (1633-1667), Voyage du Levant (Doğu Akdeniz’e Seyahat) adlı seyahatnâmesinde şunları yazar: “Kuzey Afrikalılar, bızır (klitoris) adı verilen küçük bir parçayı keserek kızları sünnet ediyorlar ve sünnetçiler de kadın. Türkler’in böyle bir âdeti yok; onlar sadece erkek çocuklarını sünnet ettiriyorlar”. Afrika’daki kimi Müslüman topluluklarında hamile kaldığında doğumu kolaylaştıracağı da düşünülerek kız sünnetleri yapılmaktadır. Çarlık Rusyası’nda ise fanatik bir Ortodoks tarikatında, kadınların sol meme başının kılıçla kesilmesi şeklinde ‘meme sünneti’ (‘mastectomy’) uygulanmaktaydı.

Sünnet, Amerika anakarasındaki yerli halkın, Avustralya yerlilerinin ve pek çok Afrika kabilesinin de yaygın geleneklerinden biri olmuştur. Çin, Japonya, Kuzey Avrupa ve modern Güney Amerika’da ise sünnet geleneği görülmez. İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerikan ordusu, hijyenik ve tıbbî nedenlerle askerleri sünnet ettiriyordu. Savaş sonrası yapılan bir araştırma, sünnetli kişilerin zührevi hastalıklara (belsoğukluğu, frengi, erpes, papilom…) daha az yakalandığını ortaya koymuştur. Sünnetin başka bir yararı da, çocuklarda idrar yolları enfeksiyonlarını önlemesidir. 1950’li ve 1960’lı yıllarda ABD’de doğan erkek çocukların yüzde 80-85’i sünnet edildiği belirtilmektedir. 1985 yılı başlarında İngiltere’de sünnet oranı, yüzde 1 dolayında seyrediyordu. Kanada ve Avustralya’da 1995 yılında doğan erkek bebeklerin yüzde 20’si sünnet edilmişti. Oysa 1992’de Almanya’daki bir kamuoyu yoklamasında, yüzde 61’lik bir kesimin, sünnet teriminin anlamını bile bilmediği anlaşılmıştır.

admin hakkında 986 makale
Beybut.com yöneticisi ve yazarı. 17 Ocak 1980'de doğdu. Uluslar arası ilişkiler ve siyaset bilimi, Türkçe öğretmenliği eğitim aldı. 1995 yılından beri, özellikle yazılım konusunda profesyonel çalışmalarda bulundu. Pascal, Delphi, Php, sunucu güvenliği ve optimizasyonu, Seo alanlarında çalışmalar yürüttü. Yerel gazetelerde köşe yazarlığı yaptı. Yazın yaşamına dair yarışmalarda birçok ödül kazandı. Şiir, tarih, psikoloji, felsefe ve siyaset bilimi özel ilgi alanları.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*